Küçükken yaşlılarımın, ailemdeki büyüklerin, dizlerinin dibinde oturur, onları dinlerdim. Gülerek bir şey anlatmaya başlarlardı bazen. Anlatmayı daha bitiremeden defalarca bölünürdü hikâyeleri kendi kahkahalarıyla. Birbirlerine bakarlardı, birbirlerini güldürürlerdi. Çünkü bilirlerdi hikâyeyi. Sabırsızlanırdım… Yine de beklerdim sabırla o tatlı gülüşlerinin bitmesini. Açlıkla sonunu merak ederdim hikâyenin. Sonra… Başka dilde, onların, kendi ailemin bilip benim bilmediğim o dilde sonlandırırlardı. Ben öylece kalakalırdım. Sorardım, çoğu zaman duymazlardı beni kahkahalarının sesinden. Bazen umutla yükseltirdim sesimi. O zaman geçiştirirlerdi beni çevrilmeye çalışılmış ama hiç uymamış birkaç cümleyle. Yaşlılarına ait olamamış bir nesilden geliyordum. Hep onlarla gülmeyi arzulayan, korkutulmuş, uzaklaştırılmış o nesilden. Sonra, onların bana yaptığını yapmaya …
Etiket: #dil
23.07.2025
Bir ara sokakta hançeresinin var gücüyle şarkı söylüyordu orta yaşlarını sürmekte olup pek yakışıklı sayılmayan adam. Sesi yaşının pürüzünü taşısa da inancının pürüzsüzlüğündeydi çoğu zaman. Bazı notalarda uhrevileşiyordu. Çöp kokan bir sokakta olduğunuzu tamamen unutuyordunuz onu dinlerken. Bazen de üç defa ölmüş kadar acı çekiyordunuz. Saçlarınız, bu şarkının biriktirdiği gamla, değirmende ağarmadığınızı kanıtlamak istercesine başınızda kıvranıyordu. Adamın bir dili yoktu. Sadece söylüyordu. Seslendirdiği her harf yaşamın kendisinden devşirilmişti. İcat edilmiş ya da öğrenilmiş bir dille ilgisi bile yoktu. Sonra emekleyerek; o çöp kokulu, sokağa yabancı olmayan özenle giydirilse de hırpani bir bebek gelip adamın ayakları önünde durdu. O da başladı …