14.09.2018

Altı yaşındaydım. Her şeyi hatırlarım ben. Zaten altı öyle yaşanılanları anımsayamayacak kadar küçük bir yaş değil. Amcam almıştı Zıpzıp’ı bana. Aldığında adı Zıpzıp değildi tabii. Beyaz, biraz mahzun görünüşlü, normal bir tavşan kadar hareketli olmayan bir tavşandı. Ama benden büyük olan kuzenim adının Zıpzıp olmasını istemişti nedense. Öyle de olmuştu. Gerçi onunla pek ilgilenmemişti. Her şeyiyle ilgilenen tek kişi oluvermiştim. Çişi çok kötü kokuyordu ama çok tatlıydı. Seviyordum Zıpzıp’ı. Bir gün, yengem ince iplikten yapılmış siyah bir güpürü dolamıştı boynuna. Çok yakışmıştı. Tüylerinin yumuşaklığıyla güpürün sertliği, ellerimin altında kontrast oluşturmuştu ve bu hoşuma gitmişti. Her gün, saatlerce Zıpzıp’ı severken güpürün …

Okumaya Devam Et

21.11.2017

Bir tezgahta oturmaktaydı. Önünde bir sürü küçük kağıt dolu bir kutu duruyordu. Bir sürü insan… Bir sürü ağızdan çıkan bir sürü ses dalgası… Gümbür gümbür… En önemlisi bir sürü hareket… Sanki üstüne üstüne geliyordu herkes. Bereket, çakırkeyifti. Arkasında duran sağ olsun. Eğer öyle olmasaydı korkudan, kalp krizinden giderdi. Tam göremediği insanlar gelir, beklerlerdi bir kâğıt çekmesini. Çoğu da kafasının iyi olduğunu bilmezdi. Onlar için o sevimli ve yumuşak bir şeydi o kadar. Arada sırtını şöyle bir sıvazlar, başını okşarlardı ama. Neye göre kâğıt çekerdi peki? Bilmezdi bunu doğrusu. İnsanları, ihtiyaçlarına ve kafasının ne kadar, hangi safhada iyi olduğuna bağlı olarak …

Okumaya Devam Et