12.12.2022

Ne kadar aptalmışım! Kendimi parçalara bölüp dondurucuya atmışım. Tüm parçalarım birbirlerinden bağımsız olarak yaşıyor. Pek de yaşıyor sayılmaz aslında. Dondurucuda öyle duruyorlar. Peki ya nasıl çözülecekler? Onları önce dondurucudan çıkartmam, sonra da birleştirmem gerekiyor. Bunu bilmiyor muyum sizce? Ama yapamam! Çünkü onu yapabilecek parçalarım zaten dondurucuda duruyor. Başkası da yapamaz çünkü dondurucunun anahtarı kimsede yok. Kilit de sağlam. Son parçamı da dondurucuya koyamıyorum. Çare yok, ölmeyi, parçalarımın birbirlerini unutmasını bekliyorum ben de. Gerçekten herhangi bir çare yok mu? Gerçekten mi!

Okumaya Devam Et

07.01.2021

Alkışı, alkışlanmayı çok seviyordu. Kulakları, alkışın şiddetine göre insanların ruh hâllerini çözmek için özellikle eğitilmişti. İnsanların önlerine alkışlamaları gereken bir sözcük atar, o muhteşem kulaklarıyla onların ruh hâllerini çözümler, söyleyeceklerini ona göre belirlerdi. Bir gün insanlar onu dinlemeye gelmedi. Artık duymak istediklerini duymak istemiyorlardı.

Okumaya Devam Et

04.12.2020

Yaşlı adamın ayakları birbirine dolanışını, tuhaf bir hınçla izliyordu. Bir bastona gerek duymayacak kadar kibirliyse o ne yapabilirdi ki? Yüksek bir kaldırıma çıkarken ona yardım etmişti; ama içindeki hınç yok olmamıştı. İyi ki hınç görülebilen bir şey değildi. Öyle olmasa iyi bir insan gibi yapabilir miydi?

Okumaya Devam Et

03.12.2020

Direğe tutunmuş, durmaksızın dönüyordu. Çocuk olsa normal sayılabilirdi; ama bu kadın ellili yaşlarını sürüyordu. Yani öyle tahmin etmiştim yüzüne baktığımda. Dikkat etmiştim de; kadın dönerken gülümsemiyordu bile. Suratındaki ifade telaşlıydı. Aniden ayağı tökezledi, direğe tutunmamış olsaydı yere düşerdi… ve durdu. “Tüh!” Sesinde öyle bir hayıflanma vardı ki, ağzımdan “ne oldu?” nidası fırlamıştı bile. Sorumu yadırgama fırsatı olmadan onun ağzından da cevap fırlamıştı bir çırpıda. “Direk durdu!”

Okumaya Devam Et

18.07.2020

Bir sıkıntısı mı vardı acaba? Devamlı yürüyordu bir ileri bir geri. Ne düşünüyordu? Sorup sormamayı çok düşündüm. Sormamaya karar versem de gözüm sürekli ona takılıyordu. Derdini sormak yerine, dükkânımın önünden çekilmesini, başka bir yere gitmesini söyledim. Ertesi sabah kalkar kalkmaz ilk aklıma gelen şey oydu; ama onu bir daha hiç görmedim. Şimdi düşünüyorum da; meselâ o Boz Atlı Hızır olsa, kesin gözünden düşmüş olacaktım. Sınavı kaybetmiştim. O delikanlı Boz Atlı Hızır olsa da olmasa da…

Okumaya Devam Et