Ne kadar aptalmışım! Kendimi parçalara bölüp dondurucuya atmışım. Tüm parçalarım birbirlerinden bağımsız olarak yaşıyor. Pek de yaşıyor sayılmaz aslında. Dondurucuda öyle duruyorlar. Peki ya nasıl çözülecekler? Onları önce dondurucudan çıkartmam, sonra da birleştirmem gerekiyor. Bunu bilmiyor muyum sizce? Ama yapamam! Çünkü onu yapabilecek parçalarım zaten dondurucuda duruyor. Başkası da yapamaz çünkü dondurucunun anahtarı kimsede yok. Kilit de sağlam. Son parçamı da dondurucuya koyamıyorum. Çare yok, ölmeyi, parçalarımın birbirlerini unutmasını bekliyorum ben de. Gerçekten herhangi bir çare yok mu? Gerçekten mi!
Kategori: Mikro Öykü
11.12.2022
Bir top mermisiydim. Ancak bir top tarafından fırlatıldığımda işe yarar, o zaman da zarar vermekten başka bir şey yapmazdım. Yapamazdım… Patlamasam bile her an patlama ihtimalim olduğundan tehlikeliydim. Patlayıp hiçbir şeye zarar vermeme olasılığı pek yoktu. Eh, belki bir çöle fırlatılmışsam ve şanslıysam… Umarım öyle olurdu.
12.05.2022
Dudaklarını büzüşünden söylediklerime alındığını anlayabiliyordum. Ne yapabilirdim ki? Başka türlüsü elimden gelmezdi. Omu üstten üstten şöyle bir süzdükten sonra: “Evet,” dedim. “Senin hiç yaşamamış olman gerekirdi.”
07.01.2021
Alkışı, alkışlanmayı çok seviyordu. Kulakları, alkışın şiddetine göre insanların ruh hâllerini çözmek için özellikle eğitilmişti. İnsanların önlerine alkışlamaları gereken bir sözcük atar, o muhteşem kulaklarıyla onların ruh hâllerini çözümler, söyleyeceklerini ona göre belirlerdi. Bir gün insanlar onu dinlemeye gelmedi. Artık duymak istediklerini duymak istemiyorlardı.
22.12.2020
Yardımsever biriydi. Her işe koşardı; belki de bunun için yıkanmazdı.
10.12.2020
Adam elinde birbirini tamamlayan kapaklardan oluşan bir müzik aletini tutmaktaydı. Bunları birbirine vurduğunda harika bir ses çıkacaktı. Birazdan yapacaktı bunu ve o an, bir anlığına da olsa mutlu olacaktı. Çünkü adamın duyabildiği tek ses bu zillerin sesiydi.
04.12.2020
Yaşlı adamın ayakları birbirine dolanışını, tuhaf bir hınçla izliyordu. Bir bastona gerek duymayacak kadar kibirliyse o ne yapabilirdi ki? Yüksek bir kaldırıma çıkarken ona yardım etmişti; ama içindeki hınç yok olmamıştı. İyi ki hınç görülebilen bir şey değildi. Öyle olmasa iyi bir insan gibi yapabilir miydi?
03.12.2020
Direğe tutunmuş, durmaksızın dönüyordu. Çocuk olsa normal sayılabilirdi; ama bu kadın ellili yaşlarını sürüyordu. Yani öyle tahmin etmiştim yüzüne baktığımda. Dikkat etmiştim de; kadın dönerken gülümsemiyordu bile. Suratındaki ifade telaşlıydı. Aniden ayağı tökezledi, direğe tutunmamış olsaydı yere düşerdi… ve durdu. “Tüh!” Sesinde öyle bir hayıflanma vardı ki, ağzımdan “ne oldu?” nidası fırlamıştı bile. Sorumu yadırgama fırsatı olmadan onun ağzından da cevap fırlamıştı bir çırpıda. “Direk durdu!”
02.12.2020
Kapıdan çıkarken; eşiğin hemen yanına ilişmiş kedimin gözlerine uzun uzun baktım. Kapıyı kapatmadım. Ona evden çıkma seçeneğini sağlamalıydım. Tıpkı tanrının bize yaşamı reddetme seçeneğini değerlendirebileceğimiz aklı vermiş olması gibi.
18.07.2020
Bir sıkıntısı mı vardı acaba? Devamlı yürüyordu bir ileri bir geri. Ne düşünüyordu? Sorup sormamayı çok düşündüm. Sormamaya karar versem de gözüm sürekli ona takılıyordu. Derdini sormak yerine, dükkânımın önünden çekilmesini, başka bir yere gitmesini söyledim. Ertesi sabah kalkar kalkmaz ilk aklıma gelen şey oydu; ama onu bir daha hiç görmedim. Şimdi düşünüyorum da; meselâ o Boz Atlı Hızır olsa, kesin gözünden düşmüş olacaktım. Sınavı kaybetmiştim. O delikanlı Boz Atlı Hızır olsa da olmasa da…