14.07.2020

Çocukların kullandığı manyetik yazı tahtalarından birisi vardı önünde yaşlı adamın. Bir kaldırıma oturmuştu ve yazıyor, tahta dolar dolmaz da yazdıklarını siliyordu. Ben de karşısına geçmiş, yazdıklarını not alıyordum. İlk kez öylece bir yerlere bakarken gözüm ilişmişti tasına. Yazdıklarına bakmak sonra aklıma gelmişti. “Mahallenin delisi,” diye düşünmüştüm ilk başta. Sonra gözlerine baktım, muzaffer gözlerine… İşte ondan sonra aklıma geldi merak etmek. Ondan, o andan sonra da bir daha kalkamadım karşısından.

Okumaya Devam Et

12.07.2020

Tavuğun derisini yüzdüm. Pişirdikten sonra yüzdüğümden tavuk harika kokuyordu. Derisinin kokusu da sinmişti. Yememek için kendimi çok zor tutuyordum. Oysa onu kedilere vermeliydim. Onlar çok seviyorlardı, biliyordum. Ben de onları seviyordum. Deriyi de seviyordum ama… kedileri daha çok seviyordum. Hiç sevmediğim; ama kedilerin sevdiğini bildiğim parçaladığım bir adet yumurta sarısıyla birlikte bir kaba koydum derileri ve onlara ikram ettim. Yumurtanın sarısını hiç sevmezdim.

Okumaya Devam Et

10.07.2020

Hayallerimle ben ayrı insanlarmışçasına farklıydık. Saatlerce hayaller kuran birisi olduğum mümkün değil anlaşılmazdı. Rutinime bağlı, asık suratlı bir insandım. Bunu bilsem de düzeltmek için; değişmek, hayallerimi yaşamak için hiçbir şey yapmıyordum. Hayatımdaki tek soru kendimle yaşamayı nasıl kıvırabildiğimdi. Ta ki bir uyurgezer olduğumu, bir gizli kamera kayıtlarından, binlerce insanla birlikte öğrenene dek…

Okumaya Devam Et

02.07.2020

Biraz çerez almak için her zaman gittiği dükkânın kapısını itti. O gelir gelmez, ayakta olan tezgâhtar hemen istediği, isteyeceği şeyleri hazırlayıp tartmaya girişmişti. Biraz leblebi, biraz tuzsuz çekirdek, çiğ badem ve çiğ fındık. Elbette çekirdeksiz kuru üzüm. İşte onun her zaman isteyip hazırladığı şey bunlardan ibaretti. Bir değişiklik yapsa mesela? Kaju da istedi biraz. Tuzlu fıstık, çiğ antep fıstığı… Sonra evine gitti. Bu kez kitap okumadı da; yemek hazırlayıp yedikten sonra biraz dolaşmaya çıktı. Sanki o değil de evren değişmişti. Rutinlerine bu kadar bağlı olmak iyi değildi. Ertesi gün… Kajuyu da; diğerlerini de unuttu. Dolaşmak aklına bile gelmedi. Rutin, rutindi.

Okumaya Devam Et

21.05.2020

Telefonun sesi, koskocaman evde yankılandı. Pahalı bir telefon olduğunu belli etmek ister gibi tok bir sesi vardı. Telefonun çaldığını haber vermiyor, beyan ediyordu. Gidip telefonu açtı. ‘Alo,’ bile demeden; birkaç saniye durduktan sonra, ‘tamam…’ demekle yetinip telefonu ağır hareketlerle kapattı. Salonun karşısındaki mutfağa gidip; suyun diğer çeşmelerin borularından çok daha geniş bir oluktan aktığı musluğu açtı ve özgürce akan suyu bir süre izledi. Gittiği yerde böyle özgürce akan bir suyu bulamayacaktı. Sonra musluğu kapatıp; salona, yanmakta olan şöminenin önüne yürüdü. Gittiği yerle belki de tek ortak nokta bu şömineydi. Ortak noktaya en yakın şey… Yani, gittiği yerdeki taştan ocağın, tencerelerin, …

Okumaya Devam Et

17.05.2020

Kolumun sargısı açılıyor. Beklemiş, kanlı bir ayak gibi kokutuyor etrafı. Anti bakteriyel ilacın da katkısı var bu ayak kokusuna. Yaraya sert bir bezle bastırıyor. İfadesi yumuşak değil; sert olmasa da yumuşak değil. Keşke bunu yaparken hafifçe bile olsa gülümsese. Bağırıyorum. O kadar acımasa da bağırmak istiyorum. İnsan olduğumu kanıtlamak için. Umurunda bile değil oysa. Belki de; fazla umursuyor. Pansumanlar bitiyor, sargı açılıyor… Bir daha gidiyorum yanına, beni anımsamıyor. Hatırladığını belli etmiyor en azından. Sorsam mı? Buna değer mi? Beni önemsediğine dair en ufak bir işaret görmememe rağmen bu ne inat böyle anlamış değilim. Ne var ki, yine de ağzımı açıp …

Okumaya Devam Et

16.05.2020

Dirseklerine kadar kıvırdığı incecik olmasına rağmen son derece kaliteli gömleğinin yakasında parlayan göz kamaştırıcı broşu düzeltti. Bu broş onun anahtarı olacaktı hep istediği o özel kursa gidebilmesi için. ‘Kurs’ deyip geçmemek gerekiyordu. Söylenenlere bakılırsa, bir okulda öğrenilecek şeyler sadece komik kalırdı bu kursta öğrenilenlerle karşılaştırıldığında. İşte o da artık bu kursa gidecekti. Bunu hak etmişti. Bir sürü fedakârlıkta bulunmuştu bunun için. Bu gömlek ve aynı kumaştan yapılma pantolonu da üniformaydı. İşte o cam kapı… Broşunu kapının tokmağına dayadığı an basit bir tık sesiyle kapı açılarak ona geçit verdi. İçeride, kantinde pişen tost kokusu burnuna geldiği an yaptığı tüm fedakârlıklardan pişman …

Okumaya Devam Et

15.05.2020

O sesi o kadar çok seviyordu ki, pili bitmekte olan bir walkmande kalınlaşmasına dahi tahammül edemiyordu. Evet, o zamanlar walkmande kaset dinlenilen zamanlardı ve onun muhterem sesi muhterem bir kasete kaydedilmişti. Kasetin kabını kadife bir beze sarar, yastığının arkasında tutardı. Yıllar geçip CD dahi kullanılmaz olmuşken bile hâlâ o kasetten, devamlı şarj edilen pillerle dinlerdi onu. Her gün olmasa bile gün aşırı mutlaka açardı kasedin kabını. Yılların kadife bezi artık eskise de; onu bile değiştirmezdi. O gün, iki yaşındaki bebeğinin elinde gördü kıymetli kasetini. Şerit metrelerce uzamış, kaset sallandıkça uzamaya devam ederken; yüzündeki gülümsemeye paha biçilmeyen evladının gözlerine bakakaldı.

Okumaya Devam Et

09.04.2020

Çok yorgun… Doğasını aşmaya çalıştığı için belki de… Adeta içindeki dişlilerin çalışırken sürtünme kuvveti sebepli ısınması, içinde bir dişli olmasa dahi onun için geçerli bir durum. O öyle hissediyor, hissetmek bir yana, ısındığında kendisinden çıkan kokuyu, burnunda yer alan tüm koku alma hücrelerinde duyumsuyor. Doğasını aşmış o bir kere… Gerçek artık sadece bir ayrıntı… Çok yorgun! Yapamadığı şeylere odaklandığından değil, yapmak istediklerine odaklanmaktan yorgun düşmüş. Yine de azıcık dinlendikten sonra yapacağı şey kaldığı yerden devam etmek olacak.

Okumaya Devam Et