Yumuşacık bir eleştiri… Beni gördüğünde yüzünde hep o ifade oluşurdu. Muhtemelen fark ettiğimi bile anlamamıştı ama fark etmiştim bir kere. Yüzündeki ifadelerinin sığ bir çanağa atılan bir taşın her belli olması kadar net bir şekilde anlaşıldığını biliyor muydu? Kendisi hakkında bu malumata sahip miydi acaba? Bilmem… Ama bence değildi. Haberi bile yoktu bundan. Birçok şeyi çok uzaktan sezen ve anlayan biri olarak kendisi hakkında onu hiç tanımayan bir çocuğun bile anlayabileceği bir şeyi hiç bilmiyor oluşu ne kadar da heyecan verici bir çelişkiydi değil mi? Vallahi bence öyleydi, aynen öyleydi… Beni neden böyle yumuşacık ama kesin ve gevşemeyen bir eleştirellikle …
Kategori: Mikro Öykü
11.06.2023
Özgürlüğün tadına varan bir tohumsun. Kendini, ne olacağını belirlemen için bir fırsat verilmiş sana. Tam şimdi. İstediğini olabilirsin. Hiçbir şey bile… Evet, hiçbir şey olmamayı da seçebilirsin. Bunu yapma özgürlüğün var! Düşünebiliyor musun! Sen… Ne olmak istiyorsun? Bir çift vakumlu antene benzeyen uzantı ve plazmadan oluşan bir merkezden ibaret olmayı seçtin. Evet bunu yaptın? Neden? Fark etmeyi ve değişebilir olmayı istedin çünkü. Fark ettiğin şeye göre değişebilmeyi…
08.06.2023
Annesinden emdiği zamanları anımsayan bilinçsiz bir yaşlı kadına adını sordum. Yanıtlamadı. Onun için tek şey vardı.
06.06.2023
Dişlerindeki tüplerin içinde zevk taşıyan bir yılan üretmeyi planlıyordu. Kesinlikle zehir ya da daha fazlasının istenmesine meydan verecek türde bir uyuşturucu değil… Bir anlık bir zevk işte. İnsana bir defa yetecek bir şey. Aşı gibi… Bir daha aldığında hiçbir şey hissedemeyeceğin için bir daha isteyemeyeceğin bir tür zevk… Zordu. Tanımlaması bile zordu ama yapmıştı. Öyle bir yılan üretebilmişti. İstediğim gibi, bir insan sadece bir defa o zevki hissedebiliyor, bir defadan sonra yılan ne kadar da ısırsa sadece dişlerinin tenini delmesini ve bir sıvı zerk edilmesini hissediyordu o kadar. Sonra, çiftleşme mevsimi geldiğinde yılan yok oldu ve birkaç gün sonra geri …
05.06.2023
Düşlerimi gerçekle bağlayarak sal yapmıştım. Hayatın içinde yüzebilmek için bu şarttı. Belki herkes böyle yapıyordu ama kaç kişi bunun ayırdındaydı ki? Ya da gerçekten kaç kişi düşlerini bağlamak için uğraşırdı? Birçoğu da sadece gerçekten oluşan bir sal yapmıştı. Düşlerden oluşan bir sala göre çok daha katı bir sal… Aman… Başkalarından bana neydi ki? O salı yüzdürürken öylece, sakince denizde yüzen birisini gördüm. Uzakta olduğu için sadece yetişkin bir insan olduğunu anlayabilmiştim. Sonra ona doğru çektim kürekleri ve yaklaştığımda onun ölmek üzere olduğunu anlayabildim. Ya da uyuduğunu… Hemen inisiyatif kullanıp su a atlayarak onu salıma çıkarttım. Dilerim emeklerim boşa gitmezdi de …
07.03.2023
O uçurumdan daha önce iki kere atlamıştım. İkisinde de ölmemiş, başka yerlerde bulmuştum kendimi. En tuhafı da hep aynı şeyle sınanmıştım. Yani aynı sebeple atmıştım kendimi. Daha önce yaşadığım şeyleri unutmadan, her defasında verilen yeni fırsatı nasıl değerlendiremediğimi bir türlü anlayamıyor, kendimden utanıyordum.
02.03.2023
Onu her gördüğümde, sesini telefonun ucunda işittiğimde ya da parfümünün kokusu herhangi bir şekilde burnuma ulaştığında sebepsiz bir öfkeye kaptırıyordum kendimi. Dahası da vardı. Onu öldürmek, daha net söylemem gerekirse bıçaklamak istiyordum. Yok, aslında buna ihtiyaç duyuyordum! Telefon ekranında adını gördüğümde bile başlıyordu her şey. Ya da sarf ettiği ilk kelimeyi duyduğumda. Ya da yanımdan geçerken yarattığı rüzgâr burun deliklerime dolduğunda. Zihnim o salisede bulanıyor ve kalbim hızlanıyordu. Parmaklarım anında bir bıçak kabzasını tutmaya hazırlanıyor, kaslarım geriliyor, kemik ve eklemlerim bıçaklama hareketi için hazırlıyordu kendilerini. Elimde değildi. Bunu yapamayınca da bir titreme geliyor, vücudum kendisini rahatlatamadan önce resmen büyük bir …
24.01.2023
Onu mutfakta doğurdum. Emzirdim, ismini kendim fısıldadım kulağına. “Kin” Bir çocuğa bu ismi vermek doğru muydu? Umurumda bile değildi. Bana yapılan doğru muydu sanki? Yine de ikinci ismini fısıldamadan edemedim. “Rahman”
23.01.2023
Havada öylesine süzülen eflatun bir tüy kadar ferahtım. Kimseye verilecek bir hesabım kalmamıştı. Peki bundan sonra ne yapabilirdim? Daima istediğim tek şeyi… Buradan, etrafımdaki insanlardan ayrılabilirdim. Ödenecek tüm borçlarımı ödemiş, alabileceğim her şeyi almıştım. Artık yapmam gereken tek şey yapmak istediğim tek şeydi. Yanıma sırt çantama sığan birkaç şey alıp kimseye veda etmeden çıktım. Ufka kadar yürüdüm. Sonra… Sonra renksiz bir yere geldiğimi fark ettim. Ne renk vardı orada, ne de herhangi bir duyu organımla algılayabileceğim bir şey. Hiçlik vardı. Ben de oraya atıldım. Geri dönmekten, gerideki çoklukta hiçliği bilmekten iyiydi.
22.01.2023
Yanına gittiğimde bir kuş yuvasını bozmakla uğraşıyordu. Ağacın dalına çıkmış, özellikle bunun için uğraşıyordu. Onu tanıdığımı sanıyordum değil mi? Tanıdığım hiç kimse böyle bir şey yapmazdı. İhtimal vermezdim. “Dursana! Ne yapıyorsun!” “Sana ne.” “Delirdin mi sen be?” “Bu kuşların bekçisi misin!” “Öyleyim, ne olacak?” “…” Susup işine devam etmişti. Onun çıktığı dalın biraz aşağısına kadar çıkıp kolundan tutarak fırlattım. Ağzı kanamıştı. Kuş yuvası da bozulmuştu. Yere indiğimde yanına gelip sivri bir dalı gözüne sokup beynine itiverdim. Yerde ölü bir kuş ve yumurtalarını görmüştüm.