22.12.2019

‘Hayatımızdaki Handikaplar Festivali! Yılın ilk gününde yapılan bu festivale herkes davetlidir. Herkes hayatında aştığı bir engeli, maddi ya da manevi, temsil eden bir nesne getirecek, semt ve şehir meydanlarına bunlar yığılıp önce üzerlerinden atlanıp; sonra da yakılacaktır…’ Yıl iki bin iki yüz seksen yedi idi ve böyle bir festival yapılıyordu ülke genelinde. Tevekkeli değil çağ yuvarlak demişti ünlü bir bilge. İlkel çağlarda yapılan hasat festivallerinden hiçbir farkı yoktu bu festivalin. Sadece Handikap Festivali olmuştu adı. Türkçe bile değildi bu isim. Yine de babasının malı gibi sahiplenmişti halk onu. Tuhaftır, git gide daha az şey yakılır olmuştu. Öyle ki, bir yıl …

Okumaya Devam Et

05.04.2019

Bende izi olan her bina duvarına bir salkım üzüm resmederdim sprey boya ile. Buna bir nevi grafiti denebilirdi; ama bana kesinlikle bir grafiti sanatçısı denemezdi. Çizdiğim şey hep aynıydı çünkü. Bir salkım üzüm… Neden mi? Zaten hep bunu anlatmak istiyordum, anlatayım… O gün yağmur yağmaktaydı ve ben ölecekmişçesine açtım. Artık acı çekmiyordu midem; ama halsizdim. Gerçi son saatlerde sonsuz güçlü, her şeye razı, korkusuz hissediyordum kendimi. Mucize gibiydi… Hayatımın hiçbir döneminde böyle hissetmemiştim. İnsanlar dilendiğimi düşünmesin diye, kimin umurundaysa, kendimi ıssız bir yola sürüklemiştim. Orada ölmeyi beklemekteydim. Ta ki, iyi giyimli, küçük bir çocuk öylesine birkaç tanesini yediği bir salkım …

Okumaya Devam Et

12.07.2018

Bir köpek yavrusunun inleyişini duyduğunda dahi onu hatırlıyordu. Aslına bakarsanız çok doğaldı bu tür bir sesi duyduğunda onu hatırlamak; çünkü hatırladığı, doğurduktan birkaç gün sonra öldürdüğü bebeğiydi. Kendi elleriyle öldürdüğü… Neden öldürmüştü kendi bebeğini vicdan azabından delireceğini bile bile? Çünkü varlığı kendi varlığını tüketecekti. Anlamıştı bunu ve bununla baş edemeyip öldürmüştü onu bir an bile düşünmeksizin. Gece rüyalarında, gündüz hayallerinde onu görse de tuhaf bir şekilde, hiçbir şey olmamış gibi yaşayabilmiş, ta derinliklerinde ferah kalabilmişti. Yıllar geçmişti ve eşinin tüm ısrarlarına rağmen bir bebeği dünyaya getirmemek konusunda bir adım dahi geri atmamış ama vicdan azabıyla kıvranmış, bir taraftan da ferah …

Okumaya Devam Et

02.06.2018

Vızır vızır geçen arabaların arasında yavaş yavaş yürüyordu. O kadar sakindi ki, onu o arabaların arasında görenler, bir deniz kıyısında yürüyüş yaparcasına yürüdüğünü gördüklerinde, gerçekliğin ikiye bölündüğünü düşünüyorlardı bir anlığına. Bir anlığına, gerçeklik iki ihtimale bölünüyordu. Bir ihtimalde arabalar varken diğer ihtimalde de genç kadının sakin yürüyüşü vardı ve iki ihtimal aynı sahnede var olamazdı. Gerçekliğe ters düşüyordu bu hengamede bu sakinlik ya da bu sakinlikte bu hengame. Ve zaten, nasıl oluyordu da arabalardan birisi olsun kadını ezmiyordu? Nasıl oluyordu da kadının gözü bile seyirmiyordu. Kör ve sağır olsa bile derisi arabaların oluşturduğu rüzgarda ürperir, burnu arabaların egzoz kokularıyla seyirirdi.. …

Okumaya Devam Et