Onunla bir anlaşma yapmıştım. Sonuçlarını çoktan tahmin etsem de içimdeki kaşındıran umut beni bu şekilde davranmaya itmişti. Kutsal kitaplardaki Tanrı şeytanla anlaşırken böyle mi düşünmüştü? O da benim gibi içten içe umutsuz muydu? Ve anlaşmayı yaptığım varlık, şeytan gibi kendisinden emin miydi? Eh, aksi için hiçbir sebep yokken onu suçlayamazdım. Dünyaya geldiğinde onu benden başka kimse görmemişti. Gerçi kolaycacık gözle görülebilir bir formda da sayılmazdı. Ben bile yemek üzere olduğum bitkinin üzerinde olduğundan onu tesadüfen fark edebilmiştim. İnsanlardan çok daha akıllı olduğum, zevklerimin onlardan katbekat gelişmiş olduğu bir gerçek olsa da türdeşlerimin beslenme alışkanlıklarına uymaktan başka bir şey yapmayı artık …
Etiket: #tanrı
07.03.2024
“Birinci bölüm”> “ikinci Bölüm”> “Üçüncü Bölüm”> “Dördüncü Bölüm”> “Beşinci Bölüm”> … Ne oluyor bana! Bir an kendimi küçük bir kuş gibi hissediyorum. Buradaki, geçmişimdeki tüm adamlara bakıyorum sanki. Kuş bakışı… Ne oluyor bana böyle? İçtiğim şampanyalar bunu yapmış olamaz. Sanki ne yapacağını gerçekten bilmeyen, tuhaf bir tanrının ellerinden çıkmışım. Sanki bir şey olacakmışım da olamamışım. Benden, olduğum bu insandan, etkilemeye çalışacağım bu insanlardan, tüm bu dünyadan vazgeçilmiş sanki. Madem öyle olmuş, ben de öyle yapıyor, tüm bu insanları etkilemekten, en azından şimdilik, vazgeçiyor, her şeyi yarıda bırakıp gidiyorum.
23.11.2023
Kar yağıyordu. Çocuk elindeki büyük çuvalı sürükleyerek kulübesine gitmeye çalışıyordu. Ayaklarının ve sürüklediği ağır çuvalın karda bıraktığı izleri takip eden bir leopar vardı arkasında. Leoparın karda bıraktığı izler çok hafifti. Çocuk arada bir arkasına bakıp leopara gülümsüyor ve tekrar yoluna devam ediyordu. Çuval gerçekten çok büyüktü. İnce olmasına rağmen dayanıklı bir bezden dokunmuştu. Tıka basa doluydu. Çocuğun beline kadar geliyordu. Çocuk orta boyluydu. Zayıf ve kaslıydı. Kasları sicim gibiydi. Kemikleri dayanıklıydı. Yüzü, elleri, bilekleri ve boynu, yani vücudunun giysilerinin örtemediği kısımları güneşin ve rüzgarın etkisiyle yıpranmıştı. Giysileri hayvan postlarından, eğrilmemiş yünden, işlenmemiş bitki liflerinden ve kemiklerden müteşekkildi. İçinde bulunduğu şartları …
27.04.2023
O zamanlar, yaşıyorken, iş görebiliyorken zaman hızla geçiyor gibiydi. Oysa burada, şu dükkandaki aynı rafın üstünde, tozum bile silinmeden dururken nasıl geçsin ki! Binlerce yıldır yaşadığımdan zamanı gayet iyi bilirim. Her saniyenin önemini… Aslında sadece yaşımdan değil, daha çok zamanı acıyla ölçtüğümden. Bir kırbacın acıyı her haliyle bilmesinden daha doğal ne olabilir ki? Hele bir de benim gibi görkemli oldun mu işin çok olur, böylece çok daha deneyimli olursun. Bronz bir ahtapot başı ve dokuz deri kayışın yerleşebileceği dokuz kolu olan bir kırbaçsanız… Bir de ahtapot gagasına benzer bir parçanız da oldu mu, Tüm işleri siz almışsınız demektir. Acı çektirmek …
31.05.2020
Bir mağarada değerli olduğunu kimsenin bilmediği bir taş oluşmuştu. Yavaş yavaş… Bir bakteri türünün atıklarının birleşiminden oluşan bir taştı bu. Hava almayan bir mağara olduğundan aslında hamur gibi olan bu madde, oksijeni gördüğü an elmastan da sert bir duruma gelmekteydi. Bununla oksijen tüpü olmadan bir sürü sanat eseri yapan keşişler vardı. Din ve inançlarının temelini havasız kalarak bu hamurdan bir şeyler yapıp onu havayla kavuşturmaktı. Havasız kaldıklarında kendilerinden geçiyor ve her defasında ölüme yaklaşma tecrübesi ediniyorlardı bu insanlar. Onun için cesaret ve risk almak onlar için doğallaşıyordu. Bu malzemeye yumuşak ölüm deniyordu. O sertleşir ve ölümsüzleşirken siz ölebiliyordunuz. Artık dünyadaki …