Yolunu kaybeden geyik katı nesnelerin içinden geçtiğini bilmeden yola çıktı. Küçük bir evde yaşayan ve o sırada epey pahalı v lezzetli bir kutu bisküviyi bitmesinden korkarak yemekte olan bir kadının önünde belirdi. Kutunun içindekilerin kokularını epey beğendiğinden, bir lokmada gövdesine indiren geyiği, yanındaki kocaman kolonya bidonunu sıkarak kovmaya çalışan kadın etkisiz kaldı. Geyik, kolonyanın kokusunu epey beğenmişti. Onu da mideye indirmek istedi. Ancak burnu ve ağzı şişeye gömüldü. Çünkü şişe yiyeceği bir şey değildi. Kadın kalıtsal bir çareyle ayağından terliğini çıkarıp geyiğe atsa da geyiğin içinden geçen terlik, epey pahalı bir kurt heykelinin düşürerek kırılması üzerine insana melodik gelen bir …
Etiket: #heykel
13.06.2025
İnci, bir arkadaşına doğum günü hediyesi almak için dükkanları dolaşıyordu. Eşsiz bir hediye olsun istiyordu; çünkü hayatında yapmayı sevdiği nadir şeylerden birisiydi hediye almak. Dolaşa dolaşa çıkmaz bir sokağa girdi. Orada köhne bir dükkan vardı. Dükkânın tabelasında: “Nadide eşyalar ve sanat eserleri satılır” yazmaktaydı. İçeriye girdi. Dükkânın sahibi uzun boylu, ince yapılı, zarif, yaşlı bir kadındı. Yaşını gösteren tek şey, makul ve dikkatli bakan masmavi gözleriydi. “İyi günler hanımefendi. Dükkânınızda hesaplı şeyler var mıdır acaba?” “Elbette, her kesimden insan dükkanımdan alışveriş yapabilir.” İnci dükkâna şöyle bir göz gezdirdi. Ortalık tertemizdi. Raflarda doldurulmuş hayvanlar, üzerlerine çeşitli figürler işlenmiş deri ciltli defterler, …
09.07.2020
Yanılmıştım. Zaten hep yanılmıyor muydum? Bir şekilde herhangi bir şey konusunda yanılmak, ilk defada ayakkabılarımı bile raftan alırken tutturamamak, benim için son derece alışıldık bir şeydi artık. Ama bu kez gerçekten, fena hâlde yanılmıştım. Tüm hayatımın her anında yanılıyor olmamın bir açıklaması vardı şimdi. Ben, ben değildim. Sadece bir insanın yarattığı, kendisinin nasıl olması gerektiğini düşünerek ölçüp biçtiği üç boyutlu bir heykeldim.
31.05.2020
Bir mağarada değerli olduğunu kimsenin bilmediği bir taş oluşmuştu. Yavaş yavaş… Bir bakteri türünün atıklarının birleşiminden oluşan bir taştı bu. Hava almayan bir mağara olduğundan aslında hamur gibi olan bu madde, oksijeni gördüğü an elmastan da sert bir duruma gelmekteydi. Bununla oksijen tüpü olmadan bir sürü sanat eseri yapan keşişler vardı. Din ve inançlarının temelini havasız kalarak bu hamurdan bir şeyler yapıp onu havayla kavuşturmaktı. Havasız kaldıklarında kendilerinden geçiyor ve her defasında ölüme yaklaşma tecrübesi ediniyorlardı bu insanlar. Onun için cesaret ve risk almak onlar için doğallaşıyordu. Bu malzemeye yumuşak ölüm deniyordu. O sertleşir ve ölümsüzleşirken siz ölebiliyordunuz. Artık dünyadaki …