“Şairler neden yer işgal eder şu aklın duyguya galebe çaldığı zamanda?” dedi bir matematikçi. Bunu dedi ve hemen ardından bir şiir yazdı sayılar ve bilinmeyenlerle. Yazdığı şiirle anlattı bilinmeyeni arayıp bulmayı dizelerce. Ve adına, denklem dedi. Ne fark ederdi?
Ay: Mayıs 2019
12.05.2019
Elmayı ağaçtan kopardı, ikiye ayırıp iki çekirdeğini alıp gerisini fırlattı.
11.05.2019
Kitabın sayfalarını çevirdi. Bomboştu kitap. Oysa o, kitabın boş olmadığını biliyordu. Sadece kendisi okuyamıyordu. Sayfaları çevirmeye devam etti. Okuyamayacağını bile bile… Bazen amaç sadece çevirmekti. Sadece beyhude bir özlemle, hiçbir işe yaramayacak olan bir şey yapmak…
10.05.2019
“Farkında mısın!” diye bağırdı. Sesi çatallaşmıştı. Yanındaki ona bakmadan başını öne eğdi. Neyin farkında olup olmadığını dahi merak etmiyordu.
09.05.2019
Yıllanmış bir şarabı açmak istedim. Kendi ellerimle yaptığım tek şarabı… İlk defa şarap içecektim üstelik. Tadını bile bilmiyordum. Sadece kokusundan haberdardım. İçki değildi bence şarap. O, aşkın sıvı haliydi. Ben de yıllanmış bir şarabı açarak; yıllanmış bir aşkı tekrar yaşatıyordum.
08.05.2019
Çok eski zamanlarda tanrı görünmezdi. Melekler ve cinler de öyle… Zaman geldi, insanlık onları görünür kıldı. Artık tanrıya ulaşmak çok kolay oluvermişti. Sadece onunla konuşamıyor, nasıl bir şey olduğunu anlayamıyorduk tam olarak çünkü herkese farklı bir şekilde görünüyordu. Melekleri ve cinleri görebiliyorduk; ama. Nasıl bir şey olduklarını idrak edebiliyorduk. Kılık değiştirdiklerinde bile, bu işin erbapları tarafından bir tür etiketleme sistemi başlatılmıştı. Cin ve meleklere de birer kimlik verilmişti artık. Melekler bu işe sıcak bakıyorlardı; çünkü onlar yaradılış icabı iyi varlıklardılar. Cinlerde durum değişkendi. İyi cinler bile özgürlüklerine epey düşkün oluyorlardı. Onlar da anlaşmalarla bağlanıyordu insanlığa. Eskiden söylenen cini kendine bağlama …
07.05.2019
Lazımlığında oturuyor, kendince şarkılar söylüyordu. Lazımlık kupkuruydu. Çişini yapmak için onu bekliyordu. Bilinçsizce… O gelmiyordu, gelmeyecekti. Küçücük zihni bunu ne zaman anlayacaktı? Zihni mi güçlüydü; yoksa ihtiyaçları mı, zaman gösterecekti. Ancak bir bebeğin anlam verebileceği şarkıları tükenmiyordu. Tüm kararlılığına rağmen, o gelmiyor, gelmiyordu. Ağlamıyordu da. Şarkı söylüyordu hala…
06.05.2019
Kolyesindeki boncuklar kadar insan öldürmüştü. Bizzat yapmaktaydı bu kolyeyi. Boncuklarını taktığı her insanı pişmanlık ve kararlılıkla öldürmüştü. Boncuklar rengarenk ve çeşitli şekillerdeydi. Onları topraktan yapmıştı. Öldürdüğü insanların karakterlerini onlarda yaşatmak için… O, ölüme sevdalı bir kiralık katildi.
05.05.2019
“Mahkumlar…” diye bağırdı. “Artık mahkumların ömürleri üretken insanların ömürlerine eklenebilecek! Ya da gönüllü insanlar artık sevdiklerine ömürlerimden verebilecekler…” Bir politikacının sonuçsuz vaatleri miydi yoksa bunlar?
04.05.2019
Uçsuz bucaksız bir denizin üzerinde yürüyen bir çocuğun görüntüsü bir türlü gitmek bilmiyordu zihninden. Yürürken, konuşurken, yemek yerken, uyurken, tuvalete giderken… Çocuğun cinsiyeti belli olmasa da yüzü ve ayakları gayet net görünmekteydi. Ayakları uzun ve inceydi iki uçlarından, parmak ve topuklarından bir elle çekilmiş gibi. Yüzü de uzundu; ama alnı ve çenesi görece genişti. Gözleri kapalı olduğundan renkleri belli değildi. Hamileydi üstelik. Öyle sanıyordu ki, çocuğu rahmine düştüğünden itibaren başlamıştı her şey. … Bebekler doğduğunda, birisi kız birisi erkek iki bebek dünyaya getirmişti, ikisi de zihninde gördüğü bebeğe benzemiyordu. Bir kere ikisi de esmerdi. Zihnindeki çocuk bembeyazdı. Yüzlerinin benzeyip benzemeyeceğini …