Adam elinde birbirini tamamlayan kapaklardan oluşan bir müzik aletini tutmaktaydı. Bunları birbirine vurduğunda harika bir ses çıkacaktı. Birazdan yapacaktı bunu ve o an, bir anlığına da olsa mutlu olacaktı. Çünkü adamın duyabildiği tek ses bu zillerin sesiydi.
Ay: Aralık 2020
09.12.2020
Dostlarımız kızıma bir sürü oyuncak alıyordu. Çoğu ses çıkaran oyuncaklardı. Oynamak şöyle dursun, ilgisini bile çekmiyordu hiçbiri. Canlı renkler, gürültü, hareket… Hiçbir şeyle ilgilendiği yoktu. Ama bir komedi izlerken ya da içimizden birisinin yaptığı bir şeye güldüğümüzde o da gülüveriyordu hemen. Bir bebek ağlasa o da ağlıyordu. Bir gün elime çay döküldü, benimle birlikte o da bastı feryadı. Bundan etkilenecek miydi; yoksa bu durumu yönetmeyi öğrenecek miydi, büyüdüğünde görecektik. Ona duygularla oyuncak gibi oynamayan bir insan olmayı öğretmek gibi büyük bir sorumluluğum vardı.
08.12.2020
Teselli edildikçe ağlarsın derdi. Kim mi? Bilmiyorum. Biri demiştir ki içimde yankılanıyor. Hiçbir şey yoktan var olmaz öyle değil mi? Ben de ağlamamak için teselli edildiğimde reddetmeye, acımı yadsımaya çalıştım hep. Eğer biri beni teselli etmezse ağlamazdım. Bu kadar basittir diye düşünmüştüm. Öyle değilmiş tabii. Olay teselli edilme meselesinden çoktan çıkmıştı. Zaaflarımı belli etmeme meselesine kadar varmıştı iş. Öyle ki, hissedilen her şeyin bir zaaf olduğu safsatası işgal etmişti zihnimi ve gitmiyordu. Tüm hislerimi talan etmiş, hâlâ talan edecek şeyler bulduğu için bir parazit gibi zihnimi kendisine yuva bellemişti. Bunu nasıl mı anlamıştım? Tabii ki bir kayıpla. Her şey kaybedilerek …
07.12.2020
aynı şeyleri söylemekten bıkmayan var mıdır? Sabah mecburen “günaydın” diyeceğiz birbirimize. Ayrılırken görüşme temennisinde bulunmak zorundayız. Gerçekten mecbur muyuz peki? Gerçekten mi? Sessizlik yemini etmeye karar verdim. Yazılı bir kâğıt taşıyacaktım. Nasılsa bir bilgisayar programcısıydım. İşim sadece kod yazmaktı. Yazılı iletişimde bulunurken doğrudan doğruya utanmadan konuya girebiliyordum. Ya da yadırganmadan… Sessizlik yeminim, beni gürültüye, herkesin devamlı konuştuğu yerlere itmişti. Onlar konuşuyordu, ben de dinliyordum. Hep aynı sözcükler yankılanıyordu kulağımda. Hep aynı… Farklı tonlar, farklı konular; ama aynı sözcükler. Ben de; bilmediğim diller konuşan insanların yanına gittim. Hemen ayırt ettim onların “günaydın”larını. Onlar da aynı sözcükler kullanıyorlardı. Ben bilmesem de…
06.12.2020
Teknoloji aşığı, cinsiyetini bilmediğim bir insanı sosyal medyada takip etmekteydim. Birçok şeyini kendisi imal ediyordu. Meselâ bir araba satın almak yerine robot atları olan bir fayton yapmıştı. Bir arabadan çok daha fazla para, zaman ve emeğe mâl olsa da yapmıştı ve kullanıyordu işte. Aslında ona imreniyordum. Mazot kokuları ve motor gürültüsü ortasında, bir faytonun çıkardığı seslerin dahi aynısını çıkaran antik bir elektrikli araba kullanmak. Nasıl imrenilmezdi ki böyle bir insana? Arabasının videolarını paylaşmaya başladığında cinsiyetini de öğrenmiştim. Ellili yaşlarında görünen bir adamdı. Zayıftı ve orta boyluydu. Pek itici bir adama benziyordu. Ne önemi vardı ki… Bir gün bu adamla yazışıp …
05.12.2020
Arkamda olduğunu sezmiştim. Gülümsedim. Nasıl olsa arkamdan gülümsediğimi göremezdi. Enseme vurup tatlı tatlı: “Gülmee,” dediğinde… aslında utanacağımı sansam da; yalnızca mutlu olmuştum. Nasıl anladığını bile merak etmemiştim. O, oydu. Anlardı. Arkamı dönmeden öptüm. Nasıl olsa ruhu etrafımı çepeçevre sarmıştı. Bir yerine denk gelirdi bir şekilde.
04.12.2020
Yaşlı adamın ayakları birbirine dolanışını, tuhaf bir hınçla izliyordu. Bir bastona gerek duymayacak kadar kibirliyse o ne yapabilirdi ki? Yüksek bir kaldırıma çıkarken ona yardım etmişti; ama içindeki hınç yok olmamıştı. İyi ki hınç görülebilen bir şey değildi. Öyle olmasa iyi bir insan gibi yapabilir miydi?
03.12.2020
Direğe tutunmuş, durmaksızın dönüyordu. Çocuk olsa normal sayılabilirdi; ama bu kadın ellili yaşlarını sürüyordu. Yani öyle tahmin etmiştim yüzüne baktığımda. Dikkat etmiştim de; kadın dönerken gülümsemiyordu bile. Suratındaki ifade telaşlıydı. Aniden ayağı tökezledi, direğe tutunmamış olsaydı yere düşerdi… ve durdu. “Tüh!” Sesinde öyle bir hayıflanma vardı ki, ağzımdan “ne oldu?” nidası fırlamıştı bile. Sorumu yadırgama fırsatı olmadan onun ağzından da cevap fırlamıştı bir çırpıda. “Direk durdu!”
02.12.2020
Kapıdan çıkarken; eşiğin hemen yanına ilişmiş kedimin gözlerine uzun uzun baktım. Kapıyı kapatmadım. Ona evden çıkma seçeneğini sağlamalıydım. Tıpkı tanrının bize yaşamı reddetme seçeneğini değerlendirebileceğimiz aklı vermiş olması gibi.