07.05.2019

Lazımlığında oturuyor, kendince şarkılar söylüyordu. Lazımlık kupkuruydu. Çişini yapmak için onu bekliyordu. Bilinçsizce… O gelmiyordu, gelmeyecekti. Küçücük zihni bunu ne zaman anlayacaktı? Zihni mi güçlüydü; yoksa ihtiyaçları mı, zaman gösterecekti. Ancak bir bebeğin anlam verebileceği şarkıları tükenmiyordu. Tüm kararlılığına rağmen, o gelmiyor, gelmiyordu. Ağlamıyordu da. Şarkı söylüyordu hala…

Okumaya Devam Et

06.05.2019

Kolyesindeki boncuklar kadar insan öldürmüştü. Bizzat yapmaktaydı bu kolyeyi. Boncuklarını taktığı her insanı pişmanlık ve kararlılıkla öldürmüştü. Boncuklar rengarenk ve çeşitli şekillerdeydi. Onları topraktan yapmıştı. Öldürdüğü insanların karakterlerini onlarda yaşatmak için… O, ölüme sevdalı bir kiralık katildi.

Okumaya Devam Et

02.05.2019

Bir orman cini misali, ağaçtan ağaca, kayadan toprağa, dereden tepeye sekmeyi; bir kuş gibi göklerde uçmayı severdi geceleri. Bazen de gündüzleri… Bir kedisi vardı. Sfenks Kedisi diyorlardı cinsine. Tüyleri kadife gibiydi ve daima üşürdü bunun için. Isıtıcılar ısıtmazdı onu fakat. Sadece onun vücut ısısıyla ısınırdı bu kedi. Yaralarını yalar, kan dolaşımı oluştururdu yatalak bedeninde. Rüyalarında ruhunu kurtarabilirdi bedeninin esaretinden, yatak ve yorganının yumuşak parmaklıklarından. Bir sürü insan tanımıştı. Her gece daha uzağa kaymıştı. Balta girmemiş yerlerdeki en ıssız yosunun altındaki kayaya dokunabilmişti. Oysa uyandığında… Bir gün, bir ruh gezgininden öğrendi kedisiyle konuşabileceğini. Ve konuştu. Yalvardı ona bir pençede bitirmesi için …

Okumaya Devam Et

01.05.2019

Bir sarayın granit duvarındaki bir tek mermer blokun altındaydı o hazine haritası. Saray duvarı yıkılmazdı. Belki restore ederken… Bir şekilde restore etmeye ikna edebilirse devleti… Bir şekilde içlerine sızabilirse… Hazine onun olacaktı. Rüyasında görmüştü bunu, biliyordu, gerçekti, emindi. Saray restore edilmeye başlandı, içlerine sızdı… ama granit duvardaki tek mermer bloku bulamıyordu. Yoktu işte.

Okumaya Devam Et

29.04.2019

Çimin üzerinde, üzerini kaplayan kırağıya selam ederdi ilk önce. Sonra da başucundaki şarap şişesine… Kadeh madeh, bardak mardak bilmezdi. Sadece onunla sessizliği ve tükürüklerini paylaşanlarla paylaşırdı mütevazı içkisini. Zaten konuşamazdı. Beyin hücreleri ruhunun anlatacaklarına yetmiyordu artık. Dinleyemezdi de. En azından sözcükleri…. Doldurmuştu kendisini bir şekilde ve artık tümüyle boşalmak istiyor, ruhuna alkolle lavman yapıyordu. Çıkardığı tek anlaşılır iki ses “oy”idi. Derdini anlatması gerektiğinde bu iki sesle anlatıyordu insanlara ve bazen anlayan da çıkıyordu. Kimi herkes anlayabiliyordu ki?

Okumaya Devam Et