05.10.2019

Kuşların insanların üzerlerine sıçmadığı bir restorandı burası. Ona rağmen binlerce kuşun şakıyarak uçuştuğu… Bunun nedeni bir mühendislik anlayışı olan küçük kuş tuvaletleriydi, restorandaki tüm kuşların kendileriyle birlikte taşıdıkları. Küçük bir tıpaları vardı ve haftada üç kez o tıpalar açılır, o tuvaletler boşaltılırdı bir çocuk tarafından. Çocuk hep korkardı. Ya kazayla bir kuş gökyüzüne kaçsa! O zaman ne olurdu hâli acaba! Kuş uçmaz olurdu. Kendisini özgür zannederdi önceleri; ama anlardı. Yaşadığında…

Okumaya Devam Et

12.07.2019

Çocuk, çamurla oynuyordu. Aslında o kadar da küçük bir çocuk değildi. On dört yaşındaydı. Bir çay bahçesinde garson olarak çalışıyordu okuldan çıktıktan sonra. Canı istediğinde kil alıyor, canı istemezse de kendisi yapıyordu. Akşamları, ne kadar yorgun olursa olsun bunun için zaman ayırıyordu. Bir kömürlük dolusu şey vardı kendi elleriyle yaptığı. Bu aralar satranç taşlarına merak sarmıştı. Bir satranç taşı üzerine, kendi elleriyle yaptığı taşlarla oynuyordu satrancı. Taşları karşı taraf yedikçe o da onları kırıyor, kömürlüğün toprak zemininde açtığı çukurun içine atıyordu. Her oyun bitişinde takımı tekrar yapıyordu. Kalan taşları tamamlayarak… Çukur dolduğunda, kurumuş kili yumuşatacak, yenilmiş, kırılmış taşları birleştirerek kendi …

Okumaya Devam Et

03.06.2019

Bugün düşündüm. Bir kitaptaki bir cümlenin yüzü suyu hürmetine yaşıyor, aynı kitaptaki aynı cümle yüzünden acı çekiyordum. Sonra yine düşüncemin izinden gittim. Oysa düşüncemi yürüdükçe salgıladığım sümüksü izler gibi kendim salgılamalıydım. Ve… böyle şeyler düşünmekten vazgeçtim. Bunlar öğretilmiş düşüncelerdi. Kediyi düşündüm sonra… İşte, parlak ve sümüksü bir iz bırakmıştım arkamda. Biraz silik olsa da… Sonra başka şeyler… rastgele izlerle dolu, koskocaman bir koridordu gece. Zaman ve mekan birdi. Sonra adımı yazmak istedim düşüncelerimin bıraktığı izlerle. Bir ömre ihtiyacım vardı bunun için. Bir hat ustası gibi… Vazgeçmeden vazgeçtim. Belki son nefesimde düşünecektim. Bir hamlede yazabilmek için…

Okumaya Devam Et

22.05.2019

Hardal sarısına boyanmış bir cephesi olan bir bina… İnsanların uyuyabilmeleri için… Sadece yatabilmek için yüksek tavanlı, , piramit yataklar vardı ve bir düğmeyle açılıp kapanabiliyorlardı. Kapandıklarında hiçbir şey geçirmiyorlardı içeriye. Hava içeride uykuya hazırlanmaları için özel üretiliyor, üretilen havanın temizlenip kullanılması için dışarıdan hiçbir katkı alınmıyordu. Hayat, bu piramitlerin içinde oldukça basitti. Travmaları olan birkaç kişinin ölene dek kendi istekleriyle uyutulduğunu bile işitmiştim. İşte oraya, hayatım boyunca uyutulmak için gidiyordum.

Okumaya Devam Et

21.05.2019

Uykumun yarıda kesilmesi, hayatımda alışıldık bir durumdu. Hep aynı şeydi bunun müsebbibi. Bir kuş… Hayalet gibi flu ama güçlü bir çığlık atan, benden başka kimsenin görüp duyamadığı bir kuş… Onlarca kuşbilimciye resmini çizsem de hiçbirisinin bilemediği, fotoğrafını bir türlü çekemediğim bir hayvan… Bir kafede garson olarak çalışırken; on beş yaşlarımda görüp duymuştum onu. Uykum gelmişti ve kimse de uğramıyordu kafeye. Biraz gözlerimi dinlendirmemem için geçerli hiçbir sebebim yoktu; ama kuş ötmüş, ötmüştü. O andan sonra yaşamak zor bir zanaat oluvermişti. Aslında uyumak… Peki kuş benden ne istiyor olabilirdi? Ben kendimden ne istiyor olabilirdim?

Okumaya Devam Et

17.05.2019

Klarnet sesine benzeyen bir ses tonu vardı adamın. Bir zihninizde canlandırsanıza, klarnette hoş gelen o ses, bir insanda hoş gelir mi kulağa? Gelmezdi elbette. Nitekim; bu adamın sesi kulağa hoş gelmiyordu. Belirli bir sokağın başında oturup dilenirdi. Hayatımda tek nefret ettiğim ırk, evet ırk, dilenciydi. Onların bir ırkın mensubu olduğunu tasavvur etmek kolayıma geliyordu. Zihnimin ırkçı bölümlerini doyuruyordum böylece. Hepsini gebertmek istiyordum. İşkence yapmak istiyordum üzerlerinde. Tüm öfkemin nesneleri olsunlar istiyordum. Güçlü kuvvetli bir adamdım da. Arzu etsem, eyleme geçmeye karar versem, uygun bir yer de bulsam… Neden olmasındı ki… Onlar nasıl insanların ruhlarına kendi çıkarları için rahatlıkla işkence ediyorlarsa, …

Okumaya Devam Et

16.05.2019

Korkuyordu. Karaya adım atmaktan korkuyordu. Denizde doğmuştu. On beş yılını denizde geçirmişti. Bir karaya hiç adım atmamış, bir ağacı ancak küçük boyutlarıyla görebilmişti. Bir seyahat gemisinin temizlik görevlilerinden birisinin çocuğuydu. Bir nevi kaçak bir yolcu… Koskoca gemide, on beş yıl yaşadıktan sonra enselenmişti. Annesi taktire şayan bir gizlilikle büyütmüştü onu doğrusu. Aslında belki izin alsa, usulüne göre davransa çocuğun yaşamasına izin verilebilirdi ama o, bir tek kadın, koskoca gemi mürettebatını aptal yerine koymuştu. Buna müsaade edilemezdi. Bu tür gemiler bildik gemiler kadar kara dünyasından farklı değildi gerçi. Bir gemi kadar sallanmıyor, lombozların titrek ışıklarının yarattığı, o tamamen bir gemide yaşanılabilecek …

Okumaya Devam Et