10.04.2019

“Bu dünyada bir gurbetçiyiz,” derdi babam. Peki neden? Bunu hiç sormadım; çünkü vereceği cevabı biliyordum. “Öteki dünya,” diyecekti. Hiçbir fikri olmadığı yerin, memleketi olduğunu düşünüyordu. Yıllardır başka bir ülkedeydik ve doğduğumuz ülkeyi unutmuş gitmiştik. Oralarda ne olup bittiğini dahi merak etmiyorduk artık; ama babam hep oradan bahsediyordu. Yoksulluktan bahsederken bile sanki varsıllığın tepe noktasından bahseder gibiydi hali. Gözleri buğulu, sesi hülyalıydı. Peki neden geri dönmüyordu? Bunu da biliyordum. O, bilmemeyi seviyordu.

Okumaya Devam Et

09.04.2019

Böcekleri severdim. Hele ses çıkaran böcekleri… En çok da ağustos böceklerini… Hep merak ederdim. Acaba duygu değişimlerinde, özellikle ağustos böcekleri seslerini değiştirir miydi? Zannetmiyordum. Hep aynı sesleri çıkarıyorlardı. Onları beslemeye karar verdim. Bir yerlerden toplamak yerine satın alabilirdim. Genelde evcil kurbağalara yem olmaları amacıyla satılıyordu; ama ben onları besleyip çoğaltmak ve çıkardıkları sesleri takip etmek amacıyla alacaktım. Tıpkı düşündüğüm gibiydi. Hep aynı sesleri çıkarıyorlardı. En azından benim kulaklarıma göre… Yine de; bir bant kaydı gibi değildi. Ürktüklerinde susuyorlardı mesela. Onları taklit etmek için eğittim kendimi. Defalarca çalıştım. Denemeler yaptım… Sonunda, en azından kendi kulağımca taklit edebildiğime hükmettim. Ardından bunu test …

Okumaya Devam Et

08.04.2019

Küçük bir kuşun, büyük bir karganın; ya da iri bir köpeğin bildiği bir şeyi bilmiyordum. Yaşamayı. Doğanın kanunlarını… Tıpkı diğer türdeşlerim gibi onu değiştirmeye çalışıyordum. Aslında doğanın değişiklik için bana ve türdeşlerime ihtiyaç duyduğunun farkındaydım. Onu yavaş yavaş yok etsek bile… Biz kim oluyorduk ki gerçi? Koskoca doğayı yok etmek kimin haddineydi! Sadece onu değiştirebilirdik ve öyle yapıyorduk. İşte, bahçemdeki ağaçları ilaçlamıştım. Onlar toprağa zarar vermişti ve meyvelere… ve bana… Sonra ilaçlar alıp tekrar kendime zarar vermiştim. İyileşmek için… Bir kedi gibi yaşayıp; bir insan gibi düşünemez miydim?

Okumaya Devam Et

07.04.2019

Fincanı kapattı… Önce kendisine değil de göğe doğru çevirdi. Fal kurallarına göre kendisine çevirince kendi geleceğini niyetlediği anlaşılıyor olmasına rağmen, o evrenin falına bakmak istiyordu. En azından bu dünyanın… Fal bomboştu. Sadece telve vardı. Bir kara delik gibi, her şeyi içine çekiyordu sanki. Hiçbir şey anlaşılmadığı gibi, ona gereksiz bir şey yaptığını haykırıyordu adeta bu hiçlik görüntüsü. O kimdi de koskoca bir evrenin falına bakabilsindi? O bir sinek bile değildi bu evrende. Aniden, hala baktığı telvede küçük bir madalyon göründü. Sanki madalyonun içinde onun resmi vardı, görmese de biliyordu bunu. Umut etmeye, kendisinin de evrende bir şey ifade ettiğini düşünmeye …

Okumaya Devam Et

06.04.2019

Kalantor bir vampir… Kitap ve filmlerdeki hemen hemen tüm vampirler öyle değil midir? Gencecik de görünseler yaşlıdırlar, radyoaktif bir patlamada dahi sağlam kalabilecek kadar ölümsüzdürler ve giyimlerine düşkündürler. Yüzlerce yılda biriktirdikleri servet de cabası… O en azından fiziksel olarak bir vampir değildi, elli altı yaşındaydı, varlıklı ve gösterişe düşkündü. Ne var ki, ruhen onun için tek kelimeyle vampir derdi yaptıklarını bilen birisi. Onun dişleri yoktu; ama gümüş bir köstekli saati vardı. Hoşuna giden bir kadının önünde saatini sarkaç gibi salladığı an, kadın gönüllü bir şekilde, en azından gönüllü görünerek ve hissederek; peşinden gelirdi. Sadece bir defa bu işe yaramamıştı. Ne …

Okumaya Devam Et

05.04.2019

Bende izi olan her bina duvarına bir salkım üzüm resmederdim sprey boya ile. Buna bir nevi grafiti denebilirdi; ama bana kesinlikle bir grafiti sanatçısı denemezdi. Çizdiğim şey hep aynıydı çünkü. Bir salkım üzüm… Neden mi? Zaten hep bunu anlatmak istiyordum, anlatayım… O gün yağmur yağmaktaydı ve ben ölecekmişçesine açtım. Artık acı çekmiyordu midem; ama halsizdim. Gerçi son saatlerde sonsuz güçlü, her şeye razı, korkusuz hissediyordum kendimi. Mucize gibiydi… Hayatımın hiçbir döneminde böyle hissetmemiştim. İnsanlar dilendiğimi düşünmesin diye, kimin umurundaysa, kendimi ıssız bir yola sürüklemiştim. Orada ölmeyi beklemekteydim. Ta ki, iyi giyimli, küçük bir çocuk öylesine birkaç tanesini yediği bir salkım …

Okumaya Devam Et

04.04.2019

Öfkeliydim. Psikoloğum, öfkenin sadece bir sonuç olduğunu; onun altında yatan duyguyu bulmam gerektiğini söyledi. Ona da öfkelenip gitmekten vazgeçtim. Hayatım boyunca öfkeli kalacağımı biliyordum. Belki de öfkelenmek hoşuma gidiyordu. Yaşadığımın farkına varıyordum… Diğer yandan da tükeniyordum. Hoş, kim tükenmiyordu ki… Herkes, hepimiz, bir şekilde ölüyorduk. Sigara gibiydi öfke. Tek farkla, o beyinden tüketmeye başlıyordu bedenimi. Ben öfke tiryakisiydim, öteki, hüzün, diğeri sigara, beriki de alkol… Bir şeylerin tiryakisiydik. Diğer türlü nasıl yaşanılırdı, bilmiyorduk. Yaşayan oluyordu gerçi de… Onlardan biri olmayacaktım, biliyordum bunu. Benim harcım değildi.

Okumaya Devam Et

03.04.2019

Büyümek gerçekten zor mudur? Ergenliğe girdiğimde bunu düşünüyor, kimsenin beni anlamadığına inanıyordum. O gün tramvayda yaşlı bir adamla karşılaştım. Adamla konuşurken bir de baktım, ergenlik sıkıntılarımı anlatıyorum ona. Bekledim… Bekledim… Bekledim… O meşhur; “bizim zamanımızda…” diye başlayan cümleler gelmiyordu bir türlü. Sadece: “benim zamanım yoktu,” dedi tüm vakarıyla. Düşündüm… Benim zamanım vardı; çünkü sadece düşünüyor, hiçbir şey yapmıyordum.

Okumaya Devam Et

02.04.2019

Taştan bir yatağın üzerindeydi. El ve ayak bileklerinden bağlanmıştı. Buraya nasıl geldiğini hatırlamamaktaydı. Açık havadaydı; ama gözleri bağlanmıştı. Nerede olduğunu anlayamıyordu. Sadece havalandırılmış, verimli toprağın kokusunu alıyordu. Muhtemelen sürülmüş, belki de tohum atılmış bir tarladaydı. Bir tarlada neden taş bir yatağın bulunduğu, mantıkla ya da iyi niyetle açıklanacak gibi değildi ona göre. Ve neden bileklerinden yatağa bağlanıp gözlerinin, kumaş bir şeritle sıkıca sarıldığı… Vücudunun hiçbir yerinde herhangi bir acı hissetmiyordu. Henüz… Bir çocuğun hafif ellerinin gözlerindeki şeridi çözdüğünü hissetti. Yanılmamıştı. Sürülmüş bir tarlanın kenarındaydı ve gözlerinin bağını çözen, uzun ve bol tuniği sebebiyle cinsiyeti belli olmayan bir çocuktu. Çocuk onlu …

Okumaya Devam Et