23.02.2020

Kanatlarını çırptı. Kendi elleriyle yaptığı, kendi kanatlarını. Güneşe doğru fazlaca havalanmamayı öğrenmişti atalarından. Yere fazlaca inip bir antene takılmamayı da kendisi akıl edebiliyordu. Peki ne yapacaktı havada? Uçaklar ne yapıyorlardı? Bir yerlere insan, eşya, bomba taşıyorlardı. O dünyada olduğu yerden başka bir yerde olmak istemiyordu ki. Yine de havalanabildiğini bilmek güzeldi. Keşke bu kadar uğraşı işe yarar bir şey için olsaydı. Gerçi o mantıklı bir insan olduğunu hiçbir zaman iddia etmemişti. Bu da mantıklı olan bir insanın söyleyebileceği bir şeydi. Arada bir de olsa havalanmak onun için iyi olabilirdi. Bunun için bile değerdi harcanan o kadar emeğe.

Okumaya Devam Et

22.02.2020

Perdeler kapalı. Yine de pencerenin önünde duruyor. Sadece üzerinde hiçbir şey olmayan perdeye bakıyor. Onun zihninde yeterince şey var, perdenin boşluğu. Karanlığı içini rahatlatıyor bir nebze de olsa. Sonra çok yavaş hareketlerle, iki-üç dakikada perdeyi açıyor. Otuz saniyede açılır oysa. Pencerelerde parmaklıklar var. Dışarıyı parmaklıkların arasından görmek hiç de iç açıcı değil. Yine de hayatını bu pencerenin arkasında geçirmiş o. Öyle yapmaya da devam etmeyi planlıyor. Korkuyor çünkü.

Okumaya Devam Et

09.02.2020

“Bildiğiniz gibi, maddenin üç hali vardır, peki bunlar nelerdir?” … “yok mu cevaplayan?” … “Yok mu ya? Bu kadar basit şeyi bilmiyor musunuz? Puuu! Yazıklar olsun size!” Biliyorduk… Elbette biliyorduk. Dahası, o da bildiğimizi biliyordu. Bir şekilde tepkimizi göstermenin yoluydu sorularına cevap vermemek. Arkadaşımızın hakkını aramanın yolu… “Bu soruyu bilene benden koskoca bir yüz. Bir sonraki sınavına girmesine gerek kalmayacak.” İşte, şimdi sınanacaktı kendimize olan saygımız. Arkadaşımıza verdiğimiz değer değil… … “Eğer bu soruya cevap verirseniz, karne notunuz tam yazılacak. Diğer notlarınız ne kadar düşük olursa olsun… İşte defter… Herkesin gözü önünde yazacağım hem de!” Zavallı adam… Bir ayak tapırtısı… …

Okumaya Devam Et

05.02.2020

Uzay aracına binmiş bir köylü gibi hissediyordum kendimi. İstediğim şeye kavuşmuştum ama onu nasıl kontrol edeceğimi bilmiyordum. Anlamıyordum! Ben biraz işimi kolaylaştıracak bir makine istemiştim ama bu… farklı bir makineydi. İşimi hiç anlamadığımı düşündürmüştü bana. O mu haklıydı; ben mi acaba? Yıllardır yaptığım işi hiç bilmiyor olabilir miydim? Peki ama nasıl oluyordu da işimden kimse şikayetçi olmamıştı? Nasıl oluyordu da insanlar… bir gelen bir daha gelmiş miydi? Bazen… Çok az… Peki ben bunu dikkate almış mıydım? Ne yazık ki hayır… Sonunda mecbur kalmıştım… Utanarak da olsa, her şeyi tekrar öğrenecektim.

Okumaya Devam Et

01.02.2020

Hava, güneşin mayaladığı ekmek gibi kokuyordu. Kış ortasında böyle bir hava… Olacak iş değildi. Bu duruma şükredip üzerime hiçbir şey almadan apar topar çıktım evden. Mayalanan görünmez ekmekten ben de birkaç nefes çekmeliydim değil mi? Planım yoktu. Biraz ıssız olan bir yoldan yürümek, ekmeği pek az şeyle paylaşmayı arzuluyordum. Egzoz kokuları bölmesin istiyordum burnumla aldığım lokmalarımı. Yaşlı bir adamın bir bankında yapayalnız oturduğu, küçük bir parka benzer bir yere götürmüştü beni plansız ayaklarım. Adam, öylece oturuyordu. Üzerinde rengi belli olmayan bir pardösü vardı. Kendisine özen göstermekten vazgeçmiş, ya da kuvvetten düştüğü için kendisine yeterince özen gösteremeyen, ona özen gösterecek kimsesi …

Okumaya Devam Et

27.01.2020

Kurumuş bir dalı yerden aldı. Baktı, küflenmemişti. Oldukça sert bir ağaçtan düşmüşe benziyordu. .Bu daldan bir asa yapacak, insanlara onun büyülü olduğunu söyleyecekti. Sonra… Onu kavgalı iki insana dokundurduktan sonra sonsuza dek barışacaklarına, hiç kavga etmeyeceklerine inandıracaktı onları. Ebeveyni hep kavga ettiğinden böyle bir fikir gelmişti aklına. Onlar ölmüştü; ama barıştırdığı her insan, bir nevi telafi olacaktı onun için. Gittiği yerlere mutluluk dağıtacaktı. Evet… Tıpkı umduğu gibi olmuştu her şey. Gerçekten de ona inanmıştı insanlar. Gerçekten de hiç kavga etmemişlerdi. Peki mutlu mu olmuşlardı sonra?

Okumaya Devam Et

25.01.2020

Yukarı doğru uzattı kollarını. Omuz başları acısa da devam etti. Ayakuçlarına bastı. Uzandı… Ağacın dallarına sıkışmış kumaşı kurtarmaya çalışıyordu. Olmuyordu. Ağaca da dikenli dallardan ötürü yanaşamıyordu. Aynı nedenle tırmanamazdı da. Kumaşın neye benzediğini seçemiyordu ama rengi harikaydı. Mavi ve sarının yanında çok hafif kırmızının da olduğu türden bir tür yeşil… Dikişten iyi anlardı. Onu keser, biçer, bir şekilde istediği hale getirirdi mutlaka. Zıpladı ve görece az dikenli bir dala tutunmaya çalıştı. Olmadı. Bir daha denedi, olmadı. Bir daha… Bir daha… Sonunda kalın bir dala tutunabildi. Bu kez de bir eliyle kendisini birazcık çekmesi gerekiyordu. Oldu… Kumaşa diğer eliyle ulaşmıştı. Onu …

Okumaya Devam Et

24.01.2020

Hediye paketini aldığında içi ürpermişti. Ona bir hediye almışlardı birleşerek. Bu demek oluyordu ki, aralarına kabul etmişlerdi onu. Harikaydı! Paketi açtığında, odada yalnız kaldığında yaptığı bir şeyin fotoğrafını gördü. Utanç verici bir şeyin… Çerçeveletilmişti hem de. Büyütülmüştü… Şaşırmıştı. Çocuk muydu bu insanlar? Neden onu burnunun içini kaşırken fotoğraflamışlardı? Evet, fotoğrafta burnunu karıştırıyormuş gibi görünüyordu; ama bu her ne kadar utanç verici de olsa; kime neydi ki? Bunun için neden bu kadar emek harcamışlardı. Bir de fotoshop ile sümük rengi bir yazıyla burnunun etrafına: “Aramıza hoş geldin,” yazmışlardı. Sonra, herkes kendi “Hoş geldin” fotoğrafını göstermişti ona gülerek. Anlam verememiş olsa da …

Okumaya Devam Et

08.01.2020

Gözleri bal köpüğü rengindeydi. Bir arıcıydım ve inanın, ‘bal köpüğü’ dediklerinde neyi kastettiklerini çok iyi anlıyordum. Onu gördüğümde patates cipsi yiyordum. Çok sevdiğim; ama bu zevki tatmak için kendime çok çok nadir izin verdiğim için resmen yumulmuştum pakete. Buna rağmen dikkatimi çekmişse… Tipik bir yaz aşkı olacağını düşündüm yanından, uzağından geçerken. AA, o zaman bile aşkı düşünmüşüm baksanıza! Sonra, gözlerini gördüm işte. Hala yaz aşkı kıvamındaydı; ama birazcık daha kıvamlanmadı desem yalan olur şimdi. Sonra… Sonra… “Şu güneş yağını sırtıma sürer misin anne?” demiş bulundu. Demiş bulundu işte. Sanki, bir flüt, bir arp ve bir keman aynı anda bir melodiye …

Okumaya Devam Et