Hermafroditin ne demek olduğunu bilir misiniz? Evet, ‘çift cinsiyetli’ dediğinizi duyar gibiyim. Bazılarının da sessiz, boş bakışlarını işitebiliyorum tabii. Ne de olsa herkes her şeyi bilmek zorunda değil öyle değil mi? Yine de; çift cinsiyetlilik ya çok özenilen; ya da korkulan, kıyamet alameti sayılan bir şey olmuş. Yani birisini görüp ‘ha, bu da hermafroditmiş ya,’ demezsiniz. Pek öyle fazla rastlanabilen bir şey de değildir bu durum. Spesifik değildir insanlar için. Oysa salyangozların hepsi böyledir ve bir sıkıntıları yoktur. Oldukça da üretkendirler bir ya da iki cinsleri hariç. Peki nasıl yaparlar bunu? Kendilerini dölleyebilirler mi sözgelimi? Hayır; ama tıpkı salyangozlar gibi …
Etiket: salyangoz
05.01.2019
Onu severdim; çünkü hayatı hepimizden fazla ciddiye alırdı. Bir filozof edasıyla değil, ya da bir serserinin sahte umursamazlığıyla… O hayatı ciddiye aldığını dahi göstermeyecek kadar mütevazı bir tavırla yaşardı. Gözlerindeki, sesindeki; en önemlisi davranışlarındaki incelikten anlardım. Onun gibi insanlar nadirdi ve dahası, sözgelimi bir elmas gibi değerliliklerini ıspatlayacak şekilde ışıldamıyorlardı. Daha çok, bir yonca ormanındaki dört yapraklı bir tek yoncaydı o ve onun gibi insanlar. Tüm yoncaların yapraklarını kontrol edemezdiniz, eğer otçul bir yaratıksanız umurunuzda olmazdı zaten; direkt yerdiniz. Ya da büyük bir canlıysanız basardınız. Bu normaldi, bunda kızacak bir şey yoktu. Siz bastığınızda eğilse de; sonra yine dikilip yapraklarını …
28.07.2018
Kış mevsimi olmasına rağmen havalar son derece ılık seyrediyordu. Yine de epey yağışlıydı ve nemin olduğu her yerde olduğu gibi etrafta salyangozlar kol gezmekteydi. Onlara basıp o diş kamaştırıcı çatırtıyı ayaklarımın altında duymaktan takıntılı bir biçimde korkmaktaydım. Bir kere olmuştu çünkü. Gerçekten bir salyangozu ayağımın, o lanetli sağ ayağımın altında ezmiştim. O sert kabuğun altındaki sümüksü madde… Onu hayal etmek bile… Hayatımda hiçbir şeye acımamış olan ben, bu yaratıklara acıyordum. Bu kadar savunmasız oluşlarına. Bir tuz taneciğinin yumuşacık bedenlerini çözüverişine sözgelimi… Acımak, bana gökteki yıldızlar kadar uzak olduğundan, düşünce ufuklarıma kadar dolduruyordu zihnimi bu yaratıklar. Attığım her adımda onları düşünür …
08.12.2017
Kırmızıyı çok severdi. Tepeden tırnağa kırmızı giyerdi. Sadece ayakkabıları siyah olurdu. Ortalarda görünmesini gerektiren bir işi yoktu. Radyocuydu. Sakin bir sesi olan; ama şu buğulu sesli bildik radyoculardan olmayan bir radyocu… Aslında psikoloji okumuştu ve radyoda rumuzla arayan insanların dertlerini dinleyip onlara sorular soruyordu. Programının adı da “Salyangoz”du. Kulaktaki işitme sinirlerinin olduğu bölge… Her gece 02.00 ile 03.00 arasında program yapardı ona ihtiyacı olacak insanların bir türlü uyku tutmayan insanlar olduğunu düşünerek. Doğruydu. Epey dinleyicisi vardı. Ülkede epey uykusuz insan olduğunu gösteriyordu bu da. Neler anlatmamışlardı ki ona! Tedavi olma umuduyla değil, dinleyen biri bulma mutluluğuyla anlatıyorlardı anlatacaklarını. Sadece üzüntülerini …
29.10.2017
Bir salyangoz kabuğunu delip üfledi. Bunu yaparken şapkasını takarmışçasına sıradan bir şey yapıyordu sanki. Oysa çıkan ses hiç de sıradan değildi. Hiçbir müzik aletinden bu denli bilinçli bir ses çıkmamıştı şimdiye kadar. İsrafil’i bekleyen bir salyangoz mu olacaktı acaba, ayaklarının dibinde ölüp kabuğunu sunmak için? Onun için mi bu kadar yavaş sürünmekteydiler salyangozlar? Bu kadar aldırışsız…Bunları düşünerek, kabuğu bir daha üfledi. Kabuğu ağzından çıkartmayacaktı fakat. Nitekim soluk borusuna dekoratif bir tıkaç olarak düşündüğü kabuğu, yerine yerleştirdi. Kabuktan geçen nefes son nefesi olmuştu. Tıpkı planladığı gibi…