11.01.2021

Beni ona sevgiyle hediye etmişti bir adam. Raftan beni alışını hâlâ anımsayabiliyorum. Ellerindeki özeni… Ah… Bana ondan sonra kimse öyle dokunmadı. Kendi elleriyle, küçük bir kâğıtla birlikte paketlemişti özenle. Ah o özen… Sonra da daha da büyük bir özenle, nasıl bundan büyük bir özen olabilirse, beni o kadına sunmuştu. Hemen merakla açmıştı paketi… Kâğıt uçup gitmişti o görmeden. Kala kala ben kalmıştım elinde. Şaşmıştı. Daha da kötüsü hayal kırıklığına uğramıştı. O bir yelpazeyle ne yapacaktı? Sonra da; yüzlerce eşyadan oluşan bir yığının içine beni öylece fırlatmıştı. Biraz özen gösterseydi… Belki de adam için önemli olan, uçup giden kâğıttan bahsederdim ona …

Okumaya Devam Et

10.01.2021

Bilmiyorum ki… Neden bu kadar yalnız olduğumu bilmiyorum. Yalnız olduğumdan acı çektiğimi biliyorum ama. Toprağım az olsa da bana yetiyor. Başkalarına yetmediği için yalnız olsam gerek. Boyum çok kısa galiba. Öyle demişti bir gün rüzgâr. En azından onun ve güneşin söylediklerini anlayabiliyorum. Güneş acı çekiyormuş yanmaktan, öyle dedi bana. Zaten hep çığlık atarak konuşuyor. Sesi çok kalın. Rüzgâr da hep fısıldıyor. Ah… Ben de hep yakınıyorum galiba. Rüzgâr diğerlerinden haber göndermeyi teklif etti, ben de kabul ettim; ama diğerleri o kadar meşgulmüş ki, ona sadece “olur,” demişler. Bana hiçbir şey yollamak akıllarına gelmemiş. “Merhaba”mı bile karşılamamışlar. Ya da o curcunada …

Okumaya Devam Et

08.01.2021

“Ya kuşlar ötüşleriyle bize bir mesaj vermek istiyorlarsa? Ya ay ışığında parlayan planktonların amacı buysa yakamozu oluştururken? Ya cırcır böcekleri…” “Ne diyorsun yahu sen?” “Hiç… Ya arılar…” “Sussana…” “Baykuşlar?” “O okuduğun kitap nedir?” “Bu defter… Kendi defterim.” “Kendin yazıp kendin okuyorsun yani.” “Evet… Diğer insanlar gibi.” “Ne diyorsun sen ya! Beni oyalamak için mi böyle saçma sapan konuşuyorsun?” “Yoo… … şu arıların gerçeği bilip bizim o koca beyinlerimizle hiçbir halt bilemediğimizi düşünsene.” “Hangi gerçeği?” “Bilmiyorum ki.” “İşim var evladım.” “Ne yapıyorsun?” “Barbunya yapacağım. Çok konuşma da şurdan soğanları getir, iki tane… Sonra da şu barbunyaları ayıkla. … Ha, o arılar, …

Okumaya Devam Et

07.01.2021

Alkışı, alkışlanmayı çok seviyordu. Kulakları, alkışın şiddetine göre insanların ruh hâllerini çözmek için özellikle eğitilmişti. İnsanların önlerine alkışlamaları gereken bir sözcük atar, o muhteşem kulaklarıyla onların ruh hâllerini çözümler, söyleyeceklerini ona göre belirlerdi. Bir gün insanlar onu dinlemeye gelmedi. Artık duymak istediklerini duymak istemiyorlardı.

Okumaya Devam Et

06.01.2021

Ayağımdaki mantarın beni parça parça yiyeceğinden o kadar korkuyordum ki… Askerde bulaşmıştı bu meret bana. O zamandan sonra da düşmemişti yakamdan. Lanet olasıca. Parmaklarımın arasında bir sürü çöküntü oluştu derimi koparta koparta. Artık etlerimi… O iğrenç koku da cabası… Karbonat, mantar ilaçları, oksijenli su… O kadar çok şey denemiştim ki… Sonra bir gün geldi ve koku ve kaşıntı ortadan kayboluverdi. Yoktu işte. Yoktu… Hiç de bir şey yapmamıştım hem de. Sadece bir çocukluk yapıp; meydandaki çeşmenin altında ayaklarımı yıkamıştım. Her gün geri gelmesinden korkarak beklesem de; kaşıntısız bir hayata bir türlü alışamadığımı fark ettim. Bir korku bulutuyla kalkıyordum sabah. Yine …

Okumaya Devam Et

05.01.2021

“Ölmek istediğimi sana hiç söylemiş miydim?” İrkilmiştim. Nasıl irkilmez ki insan? Televizyon izlerken; aniden söylemişti bu cümleyi. “Nasıl,” çıkıverdi ağzımdan. “İntihar etmek işte…” Sustum. O “nasıl”ı geri almayı diliyordum. Ruhsuzluğuma ruhsuzluk katıyordu ve ben bunun için hiçbir şey yapamıyordum. Benim ruhsuz olduğumu düşündüğünü biliyordum. Haklıydı da… Aksini düşünmesi için bir şey yapmamıştım ki. Dahası, ona karşı tahammülsüzleştiğimi de seziyordum. Bu da ruhsuzlaştırmış olabilirdi. İşte böyle saçma sapan bir durumdu aramızdaki. “Et o zaman… Ya da intihar etmek istemeyeceğin şekilde yaşa. Yap işte bir şeyler. Çöz sorununu.” Nasıl bu kadar sert olabiliyordum ki? Ağzımdan çıkana kadar ne söyleyeceğimi bile bilmiyordum. … …

Okumaya Devam Et

04.01.2021

Çorbamı içerken görmüştüm onu. Bembeyaz saçı ve yine bembeyaz upuzun sakalı olan yaşlı bir adam… Saçı sakalına karışmış; ama temiz giysili, belli ki bakılıp beslenen biri. Her şeyi bırakmış. Bir kızı ya da bir oğlu var. Belki de sırayla kaldığı bir sürü çocuk… Karısı olduğunu zannetmiyorum. Bir boş vermişlik var üzerinde çünkü. Kadınsız bir adamın boş vermişliği. Herkesin “Hacı” diye sesleneceği, ama hacca falan gitmemiş biri bu adam bence. Hacca gitmiş yaşlılardaki uhrevi ve yetkin hava yok bu adamda. “Artık benim sırtım yere gelmez,” derler hani her hareketlerinde onlar. Ama bu adam eski bir memur bence. Takım elbisesini taşıyışından belli. …

Okumaya Devam Et

03.01.2021

Senin için bir kuş yaptırdım. Gittim İsviçre’ye, bir saatçiyle çalıştım. Ama rastgele ötecekti bu kuş. Ruh hâline göre ötecekti. Nabız atışlarına göre. Bir de bende olacaktı aynısından. Benim nabzıma göre öten. Saatçi şaşırmıştı. Nasıl yapacağını bilememişti. Ben de kuşu nasıl yapacağımı bilmiyordum, kafa kafaya verdik ve yıllar sürse de kuşları bitirdik. Sonra sana verdim. Sense sadece baktın, aldın ve gülümsedin. Kuşun ses çıkaracağı düdükler devamlı dönüyorlardı, yerleri değişiyordu rastgele. Küçücüktü kuş… Küçücük bir kolye… Boynundaki nabza temas ediyordu deriden ipi. Biraz sıkıyordu ama… Omzundaydı kuş.. Omzunda kanat çırpıyordu. Ah! Seni bambaşka bir insan gibi gösteriyordu. Beni de… Sanki biz doğadan …

Okumaya Devam Et

02.01.2021

Fazla dürüsttü. Çok fazla… Ama söylediği her doğru şey, ondan hoşlanmama sebep oluyordu. Yok yok… Hoşlanmak fazlasıyla nötr kalıyordu ona olan hislerimi açıklamak için… Onu resmen arzuluyordum. Acımasızdı bazen; ama ben biliyordum ki o doğruyu söylüyordu. Bazen bana da yapıyordu bunu. Özellikle de kendisine. Sadece… Sadece çocukların yanında başkalaşıyordu. Yumuşuyordu. Değişiyordu işte. Bir gün ona her şeyi anlatmaya karar verdim. Anlattığımda cevabı tek cümleydi. “Ama ben seni sevmiyorum.” Bu cevabı bile onu bir kat daha arzulamama sebep olmuştu. Ben ona değil de doğruya mı aşıktım? Onu, yani birisinin kendi gerçeğini dürüstçe söylemesini mi arzuluyordum? Cevabı beni incitmemişti bile. Ona gülümsedim …

Okumaya Devam Et

01.01.2021

Kalabalığı sevmiyorum. Bağırtıları, yapmacık neşeyi… Aslında sevmemek değil bu, buna üzülüyorum anlıyor musun? Her mutluluk çığlığı, bana yardım haykırışı gibi geliyor. Özellikle burada. Bir kumsalda çalışıyorum yazları. Mısır satıyorum da… Ne yaparsın… İşte orada herkes birbirine su atıyor, bağırıyor, çocuklar yetişkinlerle aynı seviyede hissediyorlar kendilerini bir nebze de olsa. Erkekler kadınlarını bağırtmaktan haz duyuyorlar adeta. Bir de benimle iki mısır için pazarlık yapmaktan… Neyse işte… Ben kalabalığı sevmem. Onlar gittikten sonra akşam girerim denizin koynuna. Elimdeki mısır kokusuyla deniz kokusunu kaynaştırmaya. Denizle dertleşiriz. Soğuk olur o ama ben anlarım. Yorgundur aslında. Bense ona kollarım ve ayaklarımla masaj yaparım. Derdini, dalgalarının …

Okumaya Devam Et