Sinekler neden vızıldarlardı? İnsanların ya da hayvanların ona karşı savunma yapabilmeleri için vızıldamanın ahlaki olduğunu düşündüklerinden mi?
Kategori: Beklenmedik
18.04.2019
Akrepler iğnelerini batırırdı. Bu onların doğasıydı. Bir istiridyeyle arkadaş olan bir akrep olsaydı?
12.04.2019
El yapımı ayakkabılar yapardı. Yaptığı çizmelerin üzerlerine insanların rol modellerinin portrelerini işlerdi. Adımlarının kılavuzlarını… Düşman ayağa baktığında örnek alsın diye belki. Belki de çok başka bir sebeple.
05.04.2019
Bende izi olan her bina duvarına bir salkım üzüm resmederdim sprey boya ile. Buna bir nevi grafiti denebilirdi; ama bana kesinlikle bir grafiti sanatçısı denemezdi. Çizdiğim şey hep aynıydı çünkü. Bir salkım üzüm… Neden mi? Zaten hep bunu anlatmak istiyordum, anlatayım… O gün yağmur yağmaktaydı ve ben ölecekmişçesine açtım. Artık acı çekmiyordu midem; ama halsizdim. Gerçi son saatlerde sonsuz güçlü, her şeye razı, korkusuz hissediyordum kendimi. Mucize gibiydi… Hayatımın hiçbir döneminde böyle hissetmemiştim. İnsanlar dilendiğimi düşünmesin diye, kimin umurundaysa, kendimi ıssız bir yola sürüklemiştim. Orada ölmeyi beklemekteydim. Ta ki, iyi giyimli, küçük bir çocuk öylesine birkaç tanesini yediği bir salkım …
02.04.2019
Taştan bir yatağın üzerindeydi. El ve ayak bileklerinden bağlanmıştı. Buraya nasıl geldiğini hatırlamamaktaydı. Açık havadaydı; ama gözleri bağlanmıştı. Nerede olduğunu anlayamıyordu. Sadece havalandırılmış, verimli toprağın kokusunu alıyordu. Muhtemelen sürülmüş, belki de tohum atılmış bir tarladaydı. Bir tarlada neden taş bir yatağın bulunduğu, mantıkla ya da iyi niyetle açıklanacak gibi değildi ona göre. Ve neden bileklerinden yatağa bağlanıp gözlerinin, kumaş bir şeritle sıkıca sarıldığı… Vücudunun hiçbir yerinde herhangi bir acı hissetmiyordu. Henüz… Bir çocuğun hafif ellerinin gözlerindeki şeridi çözdüğünü hissetti. Yanılmamıştı. Sürülmüş bir tarlanın kenarındaydı ve gözlerinin bağını çözen, uzun ve bol tuniği sebebiyle cinsiyeti belli olmayan bir çocuktu. Çocuk onlu …
01.04.2019
Bir kedinin peşinden koşan bir çocuktum bir zamanlar. Şimdiyse, sadece başımla selam veriyorum onlara. Çok eski bir dostu görmüş gibi hissediyorum her kedi görüşümde. Ne var ki, onlarla muhabbet edemediğimden, nostaljik bir hüzünle doluyorum her defasında. Oysa eskiden konuşurdum onlarla oynarken. Sohbet ederdik… Yediklerinden, avladıklarından bahsederlerdi bana. Türlü türlü eğlenceli hikayeler dinlemişliğim vardı onlardan. Bir kedinin mizah yeteneği olmadığını düşündüyseniz, ciddi ciddi yanılıyorsunuz derim. En azından benim mizah anlayışıma göre komikler. Şimdi konuşamıyorum hiçbiriyle. Bazen sıkılmış bir ev kedisiyle birkaç saniye sohbet edebiliyoruz; ama yetmiyor işte. Neden konuşamıyorum artık onlarla, bilmiyorum. Belki… düşünecek başka şeyler bulduğumdan, belki… insanlarla vaktimi ve …
27.03.2019
Kahve içmek ister miydi ha? Hem de o… Genç kadının yüzüne bakakaldı. Böyle şeyleri erkekler söylememeli miydi? Gerçi, ona kalsa ağzını bile açmazdı ya… Çekingen olduğundan değil de; gerek duymadığından herhalde… O, tecavüz etmeyi severdi. Zorla olsun isterdi. Kimsenin onu kendi rızasıyla sevemeyeceğini düşünmesinden mi? Kendisini bir türlü sevemediğinden mi? Kendisini sevemediği için başkasının da onu sevmemesini temin etme ihtiyacından, daha doğrusu itkisinden mi? Şimdi de; genç bir kadın onu kahve içmeye çağırıyordu. Kabul etti… Gittiler, sessizlik eşliğinde bir fincan kahve içtiler. Kadın da konuşmuyor, boyuna onun yüzüne bakıyordu. Bir şey arar gibi… Bir şey bulmuş gibi… O ise şaşkındı. …
25.03.2019
Her yerde kıtlık hakimdi. İnsanlar yiyecek ve su bulamadıkları için telef oluyordu. Hayvanlarsa vahşileşmişti ve onlar da ölüyordu; ancak daha toprağa düşerken yem oluyorlardı diğer hayvanlara. Çok nadir olarak da insanlara… Vahşi doğaya çıkmaya cesaret edebilen çok az insan vardı. Açlık korkudan büyük değildi… Korkuyorlardı çünkü efsanelerle doldurulmuştu kulakları. Her nasılsa depolanmış şeker kristalleri dışında enerji verecek bir şey yoktu ve bu kristaller, bir türlü tükenmiyordu. Nasıl oluştukları, nereden geldikleri de bilinmiyordu. Sadece depolardan çıkarılıp günlük olarak paylaştırılıyordu o kadar. Sekiz yıldır… Şeker pahalı bir şeydi eskiden oysa. Uzun süreçler istiyordu üretilmesi. Bu kadar bol ve kolay bulunması şüphe uyandırıcıydı. …
24.03.2019
Bir tırın egzoz borusunun altında kalmak ister miydiniz? O borudan gelen tüm egzozu solumak… Peki onlarca tırın? Nasıl olmuşsa olmuş, böyle bir yere kök salmıştım ben. Anamı babamı bilmezdim. Bir tırın radyosunda dinlediğim sarı çiçek gibiydim. O çiçeğe sorulduğunda, ‘toprak’ olduğunu söylüyordu. Benim de ancak köklerimi örtecek kadar vardı toprağım. Yine de öksüz ve yetim hissediyordum kendimi. Keşke birisi de bana benzimin neden sarı olduğunu sorsaydı. “Egzozdan,” derdim hiçbir edebi sanat kullanmadan. Ölümü sorsaydı keşke birileri. “Keşke!” derdim ona. “Keşke ölebilseydim!” Binbir türdeki çiçek gibi rahat yaşamamanın hıncıyla yürüyordu özsuyum yapraklarıma. Yapraklarım, terlerken bile sanki egzoza yağa bulanıyor, gözeneklerim tıkanıyordu. …
23.03.2019
En fazla üç katlı evlerin bulunduğu, ortalama bir mahalleydi. İşte o üç katlı tek evin sahibinin oğlu evlenmekteydi. Üst kat teras kat olarak kullanılıyordu ve evlenecek çift düğün yerine komşularıyla birlikte mangal partisi yaparak dünya evine girmeyi tercih etmişti. Kadınlar salatayı hazırlarken; erkekler etleri hazırlayıp mangal ızgarasına dizmekte, birbirlerine boy göstermekteydiler. Etler pişmişti. İnsanların dikkati dağınıktı. Yemek yiyor, konuşuyorlardı. Oradaki çocuklardan birisi herkesin gözbebeğiydi. Onunla kimse ilgilenmiyorken; o iki yaşındaki sevimli çocuğun ağabeyi olan çocuk, aniden, hiçbir sebep yokken; küçük çocuğu ateşe doğru itti. Mangal büyüktü, çocuğu bile içine alabilirdi; ancak refleksleri iyi olan çocuk sadece kolunu kötü bir şekilde …