Son birkaç ay her sabah, uyanır uyanmaz burnumda nane kokusu olurdu. Etrafımda nane kokusu yoktu oysa. Başka yerlerde de uyansam her sabah sinirlerimin ilk algıladığı şey nane kokusu olurdu. Sanki bahçe yeni sulanmış, naneler açlıkla suyu emerken kokuları güçlenmişken yakalardı burnum onları. Hortumdan tazyikle fışkıran su, nane yapraklarına takıldıktan sonra onları ıslatarak toprağa düşerdi. Onları salata yapılması ya da öylece yenmesi için hazırlardı sanki su. Tertemiz olurdu yapraklar… Eğilip elimi uzatıp koparmak isterdim; ama bulunduğum yerin bir bahçe olmadığını bilirdim. İsteklerim ve gerçeklik arasında kalırdım… Şaşırırdım… Bir tür beyin tümörü mü vardı acaba bende? Değişik kokular algılamanın bir tümör belirtisi …
Kategori: Beklenmedik
21.03.2019
mutluluk geçici bir şeydi. Oysa huzur ebediydi. Huzurlu bir insan için her mevsim iyiydi ama mutlu bir insan sadece baharda mutlu olurdu her halde. Ya da… belki de yanılıyordum. Ne mutluluk iyiydi ne de huzur… Sadece boşluk iyiydi. Yani renksizlik… Işıksızlık… Bunları düşünürken; yanıma bir kedi yaklaşıp aniden kucağıma atladı. Üniversitede amfinin yakınındaki bir koltukta oturup hocanın ara vermesini bekliyordum. Geç kalmıştım… İkinci öğretimde okuyordum. İşler yoğun olduğundan patron anca azat etmişti. Kedi kucağıma atladığında mutlu olmuştum. Ben beklerken kucağımda durması beni huzura gark etmişti. Sıcaklığı, mırıltısı… Yorgundum zaten… Neredeyse birlikte uyuyakalacaktık. Elektrikler kesildi ve herkes dışarı fırlayıverdi. Birkaç saniye …
19.03.2019
Çikolatalı kurabiyeyle hiç aram yoktu. Sadece kuru meyvelileri severdim. Hele tarçınlı olursa… O kadın çok güzel yapardı. O genç, güzel kokan, güzel konuşan, güzel giyinmeyen kadın… Evet, güzel giyinmezdi. Çoğunlukla vücut hatlarını göstermeyen kıyafetleri tercih ederdi. Eşofmanlar, omza öylece atılan kalın, yün şallar… Sipariş usulü yemekler yapıp küçük dükkanında onları sipariş ettiği insanların almasını bekleyerek geçinirdi. Tabii şansı yaver gittiğinde diğer insanların yiyebileceği şeyleri satıp sipariş verecek yeni insanlar toplayarak… Ya da sadece o an orada olan, bir daha gelmeyecek birisinin karnını doyurup beğenisini dinleyerek… Dükkanında bir şeyler yapmasını izlemeyi çok severdim. Çoğunlukla güneş doğmadan işe başlardı ve ben bahaneler …
17.03.2019
Soğan doğruyordu… Radyonun antenini oynattı; çünkü çok sevdiği program hafif cızırtılı bir yayın yapmaktaydı. Alüminyum folyoyla çekim kalitesini güçlendirmeye çalışmıştı ama dinlemeyi çok sevdiği programı bulunduran radyo istasyonu devamlı cızırdıyordu. Aniden cızırtı kesildi ve net bir şarkı duyuldu radyosunun güçlü hoparlörlerinden. Enstrümansız, çıplak sesli bir şarkı… İki kişi söylüyordu. Detone olmadan… Tertemiz ve mutlu seslerle. Seslerin mutlu olduğunu biliyordu; çünkü söyleyenlerden birisiydi. Yirmi iki yıl önce… Tam yirmi iki yıl… Diğeri çoktan ölmüştü. Yaşasaydı soğanı doğrayacak olan kişiydi. Belki de soğanı kendisi doğrardı; ama soğan doğrama işi kadına ait olurdu genelde ya… Gerçi onlar hiç aynı evi paylaşmamışlardı. Soğanı kim …
16.03.2019
Sınıfa girdi… Askılıkta hiçbir şey yoktu kancalardan birine takılan bir askı hariç. Bu durumu saçma buluyordu artık. Zaten askılık olan bir şeyde neden askıyla asılırdı ceketler? Askıya gerek yoktu ki… O askıyı, kesin titiz bir genç koymuştu oraya ve almayı unutmuştu muhtemelen. Eskiden kendisi de öyleydi. Tuhaf huyları vardı okuldayken. Mesela, her sabah ağzı güzel koksun diye bir dal maydanoz çiğnerdi. Uyumadan önce, diğer arkadaşlarının nefeslerini dinler, herkes uyuduktan sonra uyurdu. Dolabı asla dağılmaz, sırası bozulmazdı. Yemekhane ve temizlik nöbetlerinde yanına kimseyi almaz, her işi kendi yapardı. Zaten arkadaşı yok gibi bir şeydi. Herkesle konuşurdu ama onun için kimse özel …
13.03.2019
Güneş, bir şekilde başkalaştı ya da bambaşka bir gök cismiyle yer değiştirdi. Bilmiyorum, kimse bilmiyor… Zaten ben bir bilim insanı değilim ki, sıradan bir mimarım. Hoş, tasarladığım binalar artık kimseyi, hiçbir şeyi gözlerden gizlemiyor. Mahremiyet kullanılmaya kullanılmaya unutulmuş bir sözcük. Ya da bir tür kavramsal ütopya… Eskiden camlar gizlemezken; şimdi en çok gizleyebilen materyaller onlar nedense. Dünya tersine döndü. Aslında dünya yerinde, güneş tersine döndü… Gün doğumlarında ve batımlarında görülen kızıllığın bir koyu tonu, gece gündüz görünmekte. Güneş sanki köz olmuş yanmakta… Evet, güneş daima yanmaktaydı; ama bu kez farklı… Tam on bir yıldır böyle bu durum. Ay kendini unutturdu …
12.03.2019
Hermafroditin ne demek olduğunu bilir misiniz? Evet, ‘çift cinsiyetli’ dediğinizi duyar gibiyim. Bazılarının da sessiz, boş bakışlarını işitebiliyorum tabii. Ne de olsa herkes her şeyi bilmek zorunda değil öyle değil mi? Yine de; çift cinsiyetlilik ya çok özenilen; ya da korkulan, kıyamet alameti sayılan bir şey olmuş. Yani birisini görüp ‘ha, bu da hermafroditmiş ya,’ demezsiniz. Pek öyle fazla rastlanabilen bir şey de değildir bu durum. Spesifik değildir insanlar için. Oysa salyangozların hepsi böyledir ve bir sıkıntıları yoktur. Oldukça da üretkendirler bir ya da iki cinsleri hariç. Peki nasıl yaparlar bunu? Kendilerini dölleyebilirler mi sözgelimi? Hayır; ama tıpkı salyangozlar gibi …
10.03.2019
Balkona çıktı. Elinde yatılı okuldan mezun olduğu gün aşırdığı tabüldot, tabüldotun bardak koyulacak yerinde de yine aynı yerden aldığı metal bardak olduğu halde, demirden balkon masasına oturdu. Sandalye de demirdi; ama ağır olduğu için kolaylıkla hareket etmesi amacıyla sonradan ayaklarına tekerlek takmıştı. İç çekti. Belki de binlerce meteordan gelen bu maden, bir zamanlar uzaydaydı. Dünya dışında yani. Sonra… Bir şekilde, kurnaz bir örümceğin ördüğü ağa takılır gibi yerçekimine takılarak dünyaya düşmüş, önce toprağın derinliklerinde hapis hayatı yaşadıktan sonra, gerek karbon ve kromla karıştırılarak, gerekse sadece kalıplara dökülüp boyanarak hizmet eder hale getirmişlerdi. Önce eritmiş, sonra dondurmuş, içlerine bambaşka şeyler karıştırılarak …
09.03.2019
Trende yolculuk yapmayı çok severdi. Raylardan geçerken oluşan tıkırtı ve çatırtıları zihninde düzenleyip yepyeni ritimler oluşturmayı, koskoca bir hoparlörün içindeki küçücük bir denizanası gibi titreştiği yanılgısıyla eğlenmeyi, vagon aralarında cirit atmayı, tuvalete girmeyi, tatsız tuzsuz da olsa o yemeklerden yiyip içeceklerden içmeyi… ama ille de; getirdiği hurmayı yiyip çekirdeklerini camdan atmayı… İşte o zaman, her defasında, binbir gece masallarındaki bir masalı anımsardı. Masalda da atmıştı bir adam hurma çekirdeklerini. Öfkeli, acılı bir cin çıkmıştı topraktan ve haykırmıştı adama: “Sen! Öylesine attığın bir hurma çekirdeği oğlumu öldürdü… Cana can! Ben de seni öldüreceğim! Ölümlerden ölüm beğen!” İşte, o da bir cinin …
08.03.2019
Kaliteli, şu fermuarımsı ama kitlenebilen torbalara doldurulmuştu şekerlemeler. Jeletin ve tatlandırıcı… ve gıda boyası… İşte size olayın özeti. Bu torbadakilerin bir farkları vardı. Ayıcık değildi çıktıkları kalıplar, dolayısıyla ayıcık olarak şekillenmemişti şekerlemelerin hiçbiri. Renk renk, şekil şekil meyvenin karıştırıldığı bir poşetti. Bu tür karışık şeyleri açtığında hep merak ederdi. Acaba her poşette oranlar gerçekten aynı mıydı? Evet… Birkaç defa üşenmeyip saymış, karşılaştırmıştı poşetlerin içeriklerini. Doğru çıkmıştı. Sözgelimi, çorapları ya da ayakkabılarının puantiyeleri ya da benekleri falan varsa, ya da çizgileri falan, o zaman da sayardı; acaba sağdakiler soldakilere eşit mi diye… Hep hayal kırıklığına uğramıştı, her sayışında ve eşit, doğru, …