Ağaçların, çiçeklerin, kuşların, arıların, toprağın bile olmadığı bu yerde her şeyi var etse de tüm bunları yok eden ateş var. Ateş bu. Her şeyi yok eden o olsa da ona yürekte bile kötü şey hissedilemez ya da düşünülemez. Dumanlı kafayla bile… Ateş bu, seni mahvetse bile ona kızılamaz. O, asla suçlanamaz… Cebimde taşıdığım ateşle canlı bir bitkiye ait ölü bir tomarı yaktım. Elimde bir tek o vardı. Ölü bir ottan yapılma bir rulo. İnsanlar bana yarım akıllı diyorlardı. Benim tembel olduğumu söylüyorlardı. Bir otun, kuru bir otun doğasına ruhumu teslim ettiğimi söylüyorlardı. Doğru diyorlardı. Her konuda haklıydılar. Evet, ben yarım …
Etiket: #ateş
28.12.2020
Onun beni önemsediğini, sevgiyi boş ver, önemsediğini bilmek istiyordum. Buna ihtiyacım vardı. Sakin bir adamdı. Bana bir şey olsa, o sakinlik bozulur muydu mesela? Ah! Ben kimdim ki! Neden onun tarafından bunca önemsenmek istediğimi bilmiyordum. Belki de; basitti yanıt. Onu önemsediğimdendi. Öyle miydi? Felç geçirdiğini öğrenince onun için mi haksızlığa uğradığımı hissetmiştim? Hayır… Önemsemek zorunda kalan yine ben olduğum için. Konuşamadığı zaman bile ona hizmet etmemin sebebi, sadece beni ne kadar önemsediğini gözlerinde görmekti. Ne bencillik değil mi? Öldüğünde o çok istediğim bakış yerine bir mektup aldığımı öğrendiğimde, öldüğüne dahi üzülmeyecek kadar bencildim. “Seni seviyordum; ama sen kendini seviyordun. Ve …
05.06.2020
Bir ada vardı. Nerede olduğunu bilmiyorum. Kazara oraya götürülüp yine kazara yaşadığım yere geri bırakıldım çünkü. Söylediklerine göre, muhtemelen her kelimesi doğruydu, bir hapishaneden kaçan herkes buraya gelirdi. Nedenini bilmiyorum ama. Galiba sadece ben bir hapishaneden kaçmamıştım. Bir adam vardı… Çok güzel, çok çok güzel flüt çalardı. Uzunlu kısalı bir sürü flütü vardı. Bir kısmı kemikten, bir kısmı ahşaptandı. Galiba hepsini kendisi yapmıştı. Önemli değildi gerçi, çok güzel çalardı. Her şeyin sesini taklit edebilirdi. Gök gürültüsünün sesini bile taklit ettiğini işitmiştim… Bir kadın vardı. O da çok güzel masal anlatırdı. ‘Hamaklara!’ diye bağırırdı. İstediğinde çok gür çıkardı sesi. Herkes hamaklarına …
21.05.2020
Telefonun sesi, koskocaman evde yankılandı. Pahalı bir telefon olduğunu belli etmek ister gibi tok bir sesi vardı. Telefonun çaldığını haber vermiyor, beyan ediyordu. Gidip telefonu açtı. ‘Alo,’ bile demeden; birkaç saniye durduktan sonra, ‘tamam…’ demekle yetinip telefonu ağır hareketlerle kapattı. Salonun karşısındaki mutfağa gidip; suyun diğer çeşmelerin borularından çok daha geniş bir oluktan aktığı musluğu açtı ve özgürce akan suyu bir süre izledi. Gittiği yerde böyle özgürce akan bir suyu bulamayacaktı. Sonra musluğu kapatıp; salona, yanmakta olan şöminenin önüne yürüdü. Gittiği yerle belki de tek ortak nokta bu şömineydi. Ortak noktaya en yakın şey… Yani, gittiği yerdeki taştan ocağın, tencerelerin, …
01.05.2020
Üç yumurta kırmıştım. Genelde çatalla çırpılır; ama ben tatlı kaşığıyla çırpardım. Biraz kaya tuzunu yumurta kasesine döktükten sonra çırpmaya başladım. Ondan bir başka şey yapacaktım. Önce tereyağını tavada kızdıracak, sıvı yumurtayı da üzerine dökecektim. Sonra da ne çok katı ne de sıvı bir şey çıkacaktı ortaya ve ben onu afiyetle yiyecektim. Tıpkı ona yaptığım gibi. Önce bana açılmasını, derdini ve sevinçlerini anlatmasını sağlamıştım. Yani kabuklarından ayırmıştım onu. Kalsiyumla güçlendirmişken kendisini, ben onu savunmasızlaştırmıştım. Sonra beyazıyla sarısını, o kadar zorlukla ayrılan o iki renkli gövdesini, ruhunu ve bedenini birbirine katmış, tabiri caizse tarumar etmiştim. Hatta başkalarıyla karıştırmıştım onu. Zihnimdeki diğerleriyle karıştırmış, …