09.04.2020

Çok yorgun… Doğasını aşmaya çalıştığı için belki de… Adeta içindeki dişlilerin çalışırken sürtünme kuvveti sebepli ısınması, içinde bir dişli olmasa dahi onun için geçerli bir durum. O öyle hissediyor, hissetmek bir yana, ısındığında kendisinden çıkan kokuyu, burnunda yer alan tüm koku alma hücrelerinde duyumsuyor. Doğasını aşmış o bir kere… Gerçek artık sadece bir ayrıntı… Çok yorgun! Yapamadığı şeylere odaklandığından değil, yapmak istediklerine odaklanmaktan yorgun düşmüş. Yine de azıcık dinlendikten sonra yapacağı şey kaldığı yerden devam etmek olacak.

Okumaya Devam Et

08.04.2020

Karyolasından çıkmak için elini insan kemiklerinden yapılmış korkuluklara götürdü, onlardan destek alıp üzerinden atlayarak çıktı. Kapısının tokmağı da kemiklerden yapılmıştı. İdam edilmesine karar verip infazı kendi elleriyle uyguladığı insanların kemikleriydi bunlar. Onlarla yaşayarak onları unutmamayı, kararlarının bedelini ödemeyi düşünmüştü böyle yaparken. Başlarda işe yaramıştı da… ama şimdi kemikler gözünde onlara tutunup destek alacak kadar sıradanlaşmıştı. Evet, insanları infaz etmek kirli bir iş olduğundan böyle bir şey yapmadan defalarca düşünüyordu ama o kemikler gözünde materyalden ileri gitmiyordu artık. Başka bir şey yapmalıydı. Yine de; ne yaparsa yapsın biliyordu ki, liderliği bırakmadığı taktirde hiçbir şey değişmeyecek, eninde sonunda ona da alışacaktı. O …

Okumaya Devam Et

07.04.2020

Elinde bir megafon, devamlı bağırıyor. Keşke megafon taşımasa… Ne dediğini de anlayamıyorum ki. Bir şey satıyora da benzemiyor. Ne diye bağırıyor bu adam? Yaklaşıyorum… … “Ne iş olursa… Ne iş olursa… Vallahi billahi yaparım! Her işi yaparım abi! Allah rızası için! İş istiyorum abi! Abla! Abla o çantalar çok ağır değil mi?” Bunu söylerken megafonu kapatıyor. Gerçekten çok ağır torbalar taşıyan yaşlıca bir kadına söylüyor bunları. Kadının torbalarını ve sırt çantasını çabucak alırken; “Para istemez,” diyor.

Okumaya Devam Et

06.04.2020

Kapımın önüne şangırtıyla bir şey atılmıştı gecenin yarısında. Bu sese uyanmayanın uykusuna şaşardım. Acaba hırsızın teki kilidi mi açmaya çalışıyordu? Kilitlememiştim ki, kolayca açabilirdi. Kapım çelik bile değildi. Hem bir hırsız bu kadar gürültü yapamazdı. Pijamalarımla, sopa ya da silah almadan dış kapıyı açtım. Bez bir torbanın içine konulmuş, büyük bir kısmı, yani direği torbadan çıkmış bir tabela vardı eşiğin önünde. Tabelanın ne işi vardı burada, zaten hiçbir fikrim yoktu da bez torba üzerinde ne yazıldığını gizlediğinden meraktan elime aldım. Sanki kararmış gümüştendi. İçeriye girdim, bez çantayı sıyırdım ve tabeladaki yazıya baktım. ‘0’ Sadece sıfır rakamı yazıyordu. Nedense müstakil bir …

Okumaya Devam Et

05.04.2020

Bir çığlık atsam ve tüm dünya duysa… Meşhur bir türkü var ya; “Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır.” diyen… Boş yere istemez adamcağız karşıki dağların yıkılmasını. Yüklüdür, duyguludur. Herkese mektup gelmişken ona gelmemiştir. Garip kalmıştır asker ocağında. Sevgilisi artık onun değildir, uzaktan bakmaktadır ona. Ne kadar da iyi anlayabiliyorum onu tam şu an. Bulunduğum şehirde, aynı binada yaşamamıza rağmen, türküyü çığıran adam gibi ben de askerdeyim sanki. Hem de; askere gitme olanağım yokken. Beni almazlar ki… Ben of çekecek kadar sakin olamıyorum. Onun kadar gariban hissetmediğimden belki. Daha çok, kızgın hissediyorum çünkü. Kandırılmış… Belki o da öyle hissediyordur da of …

Okumaya Devam Et

04.04.2020

Yeni bir işe girerken daima tedirgin. Kolay mı, yepyeni bir mekan, tanımadığı insanlar, haberdar olmadığı kurallar… O gün de yine yepyeni bir binanın kapısından girecek. Yine de yenilikte keramet olduğunu düşünüyor. Sadece tebdili mekânda değil, genel olarak tebdilde ferahlık var ona göre. Değişimi seviyor. Sık sık değişiklik yaptığına göre… Asansörsüz bir binaya giriyor. Binanın yepyeni olmasına rağmen içinde asansörün olmayışı şaşırtıcı. Altıncı kata çıkıyor. Yani en üst kata. Merdivenleri dev ayaklı, uzun bacaklı insanlara göre yapılmış adeta. Her katta da sadece bir ofis var. Altı tanecik ofis için mi bu kadar tantana yapılmış, hayret ediyor. Kapıyı ittiğinde çok güzel, net …

Okumaya Devam Et

03.04.2020

Emektar battaniyeme sarıldım. Bu rüyayı ertesi gece de göreceğimi biliyordum. Artık alışmalıydım. Yine de çok büyük bir boşluk oluyordu içimde bu rüyadan sonra. Koşamayacağımı, evden çıkamayacağımı biliyordum. Kulaklığımı kulağıma takıp saate bakmadan onu aradım. Görüşemeyecektik uzun zaman boyunca. Oysa yeni tanışmıştık daha. Yepyeni olasılıklar taşıyan sesini duyacaktım telefonu açınca. Acaba karşılaştığımızda ne hissedecektim? Nasıl kokacaktı? Elleri yumuşak mıydı? Bir şey yaparken gereksiz güç uyguluyor muydu; yoksa gerektiği kadar enerji harcamakla mı yetiniyordu? Beni yüzüme bakarak nasıl eleştirecekti? Bir hata yaptığımda onu söylemeyi bekletecek miydi; yoksa anında mı söyleyecekti? Arkadaşlarımın önünde tartışmaya çalışacak mıydı; ya da kendi arkadaşlarının… Herhangi bir tartışmamızı …

Okumaya Devam Et

02.04.2020

Duygusal bir insan olduğunu sanmıyorum. Donuk birisiymiş gibi görünüyor; ama kim tam olarak bilebilir? Belki de o donuk görünüşünün altında yüreği merhamet dolu birisi vardır. Yine de o kadar donuk ki… İnsanı korkutuyor. Gözlerine birkaç saniyeden fazla bakamıyorsun. Hatırını sorarken bile temkinle konuşuyor insan. Neden böyle donuk acaba? Sanki kafasında bir şey var ve onu bir fare gibi kemiriyor. Hep aynı şeyi düşünüyor sanki. Alt çenesinin devamlı oynayışından belli çözemediği bir durumun olduğu. Ben anlarım… Ara sıra yürüyüş yaparken karşılaşıyorum onunla. O da yürüyor ama yürüyüş yapmak için değil de sanki uzun bir volta atmak için. Yani havalandırmak için kendi …

Okumaya Devam Et

01.04.2020

“Merhamet,” dediğiniz şey o kadar kolay bir şey değildir beyler. Göstermelik bir çift sözle ya da yardımla olacak şey de değildir. Biz kadınlarda çoğunlukla doğuştan olan, zorbalıkla köreltilebilen bir şeydir. ‘merhamet’ sözcüğünün köklerinden türetilmiştir, sadece bizlerde bulunan bir organ. Sizler, beyler, sadece almayı bildiğinizi düşünürsünüz. Böyle düşünmek işinize geldiğinden… Biz de verdiğimizi zannederiz. “Almak” ancak kendinize çok yakıştırdığınız zorbaların işidir çünkü. İşe yaramaz ya da eksik olduğunuzu düşünmemenizi ancak böyle yaparak sağlayabilirsiniz. Oysa öyle değilsinizdir ki. Sadece doğuramıyorsunuz. Yalnızca bizimle olmadığınızda kendinizi eksik hissediyorsunuz. Bilmiyor musunuz ki bizler de sizden uzak olmaya dayanamıyoruz? Evet, doğurabiliyoruz… Ne olmuş yani dünyaya üzerinde …

Okumaya Devam Et