Kitapları almıştım. Üç imzalı kitap. Dünyanın parasını vermiştim bunlara. Bir sürü, bir sürü para… Oysa içeriklerini biliyordum. Alacağımı çoktan almıştım onlardan. Zaten bunları kendime almıyordum. Bir arkadaşım için sipariş olarak alıyordum sadece. Verdiğim para da bana ait değildi hem. Ben böyle şeylere bir kuruş vermezdim. Arkadaşım satıcıyla anlaşmış, almak da bana düşmüştü. Yazarının imzasını taşımak dışında hiçbir önemi olmayan üç kitabın yerine bir düzine kitap alabilecekken… Altı bile çizili değildi bunların. Sadece yazarı imzalamıştı. İmzalarken yazdığı isimleri tanımıyorlardır bile belki. İmzalaması için önüne sürülmüştür ve onlar da… Ben de kitap imzalamıştım ve saçma bulmuştum bu işi. İmzalamam gerektiği için imzalamış …
Ay: Nisan 2020
19.04.2020
Halı sahayla falan işimiz yoktu bizim. Ha, önce biz kimiz, ondan bahsedeyim değil mi? Kurduğum bir okul ve okulun idaresi, başta bahsettiğimiz bizi oluşturuyor. Dediğim gibi, halı sahayla zerre işimiz yoktu bizim. Spor aletleriyle de… Biz doğada spor yapılması gerektiğini savunan ve programı bu şekilde ayarlayan bir okulduk. Tırmanıcılık, mağaracılık, engelli koşu, yerleştirme engeller değil gerçek engeller olacaktı, binicilik, yüzme, denizde yüzülecek, manejde değil doğada at binilecekti, bahçecilik, teori kadar pratik de yapılacaktı… İşte böyle etkinliklerimiz olacaktı. Laboratuvarlarımız deney malzemeleri kokacak, mini patlamalarla ödümüzü koparacaktı. Sabun, kostikle değil külle, kendi ellerimizle yapılacaktı. Temizlikçi olmayacak, kirlettiklerimizi temizleyecek öğrencilerimiz ve öğretmenlerimiz bulunacaktı …
18.04.2020
Karar veremeyen insanlardan oldum olası hoşlanmamışımdır. Dahası onlara güvenememişimdir bir türlü. Karar vermek harekete geçmeyi kolaylaştırır ya, dolayısıyla karar veremeyen insan görece daha az harekeetlidir. Böyle bir insan da basitçe, kısırdır. En çok sevdiğim insanın karar vermek konusunda sorunları olması kaderin bir cilvesi olsa gerek. Kararsızlıklarına alışmış olsam da malum, sevgi her şey değil, güven de gerekiyor ve ona güvenemiyor olmak da büyük bir sorun oluşturuyor bünyemde. Zaman geçiyor ve ona daha çok bağlanıyorum; ama güvenmek… güvenemiyorum bir türlü ve böyle giderse güvenemeyeceğimi, seve seve, istemeye istemeye ayrılmayı talep edip onu terk edeceğimi biliyorum. Bilmek şöyle dursun, ertesi gün böyle …
17.04.2020
‘Çocukluğumdan itibaren kararlıydım, yazar olacaktım.’ Yok öyle bir şey aslında. Çocukluğumda hâkim olmak istiyordum ben. Önce avukat tabii mecburen… Öylesine yazıyordum bazen. Sonra büyüdüm. Hâkim falan olamadım. Avukat bile olamadım ki hâkim olayım. ‘Ama yazdım, yazdım, yazdım!’ Hadi oradan. Hiç de öyle olmadı. Yazmak istedikçe yazamadım. Öööylece kaldım. Yazdığım her cümle çıktığı zaman kendimi bir halt sanıyordum çünkü. Yazmanın zor zanaat, yazarlığın insan üstü bir şey olduğunu falan düşünüyor, her sözcüğümde kendimi zirveye biraz daha yaklaşmış hissediyordum. Yazdığım her şeyi özgün, başkasının akıl edemeyeceği şeyler zannediyordum. Büyük cümleler kuruyor, yazdıklarıma tapıyordum. Her sözcüğümün önemli olduğunu düşünüyor, yaratma eyleminin çok çok …
16.04.2020
Sözüne ruhunu koyan insanlara güven evladım, masaya yumruğunu koyanlara değil. Onlar gürültü kopunca sindikleri gibi başkalarının da öyle yaptığını zannederler. Zavallılardır işte, daha fazla söylenecek bir söz yok. Sözüne ruhunu koyan birisini nereden mi anlayacaksın? Bu da soru mu güzel çocuğum, kendin öyle yaparsan bunu sormana gerek kalmaz ki zaten. Benim gibi kıyıdan kıyıdan seyretme hayatı, aman diyeyim! Birisi geçerken kazayla bir çarpar, o çarptığını bile fark etmez; ama sen öyle bir düşersin ki denizin tam ortasına… bir daha kalkamazsın. Benim gibi böyle en tuzlusundan suyu kepçe kepçe yuta yuta nefes alırsın her defasında. Belki de ölene kadar… İşte böyle… …
15.04.2020
Tarçınlı kekini pek severdim. Onunla ettiğimiz o yoğun, kültürle yoğrulmuş muhabbetlerin süsüydü. Bir kek bir de çay… Bazen üzüm de koyardı keke, o zamanlar özel günlerin göstergesiydi sanki. Mesela bir aydan fazla görüşmemişsek bilirdim ki, görüştüğümüz ilk gün üzümlü kek yapacak. Gitmeden önce ya da o günlerde canım sıkkınsa bilirdim, o gelişimde önüme gelen şey üzümlü kek olacağını. üzümlü, tarçınlı kek… O kek eşliğindeki sesi beni kendimden geçirmeye yeterdi. Sanki tarçın onun tütsüsüydü. Kış günlerinde binbir emekle karıştırdığı doğal salebe de katardı bol tarçın. Onun doğal atmosferiydi sanki. Diğer insanların oksijene ihtiyacı varken onun tarçına ihtiyacı vardı. Teri bile tarçın …
14.04.2020
Küçük bir şaşkınlık çığlığı… Çığlıkla ani soluk alma karışımı bir şey işte. Onu duyar duymaz arkama dönüyorum; çünkü ses arkamdan geliyor. Bir kadın bu, bana bakıyor. Şaşkın… Neden? O zaman görüyorum onu. Kuyruğumu… Benim bir kuyruğum var. On dakika öncesine kadar yoktu oysa. Ne kadar kabarık! Ne kadar da sağlıklı! Tıpkı saçlarım gibi. Saçlarımı hiç boyamam ben. Ne gerek var ki. Cinsi iyidir. Hafif kırlaşmaya başladı; ama boyamayacağım ne olursa olsun. Bir kadın, genç bir kadın beyaz saçlarla dolaşmamalıdır ama ben yine de boyamayacağım. Kuyruğumun tüyleri kapkara… Kuzguni kara hem de… Sevdim onu biliyor musunuz? Aldırmayacağım…
13.04.2020
İlk gittiğim psikolog bana aşık olmuştu. İlk görüşte… Sorunumu bile sormadan; benimle ilgilenemeyeceğini çünkü daha ilk görüşte, benden etkilendiğini söylemiş ve beni başka bir arkadaşına yönlendirmişti. O zaman sorunumu sorsaydı ne düşünürdü, peşimden koşar mıydı; merak ederim hep. Sorunum, sevememekti. Sevgi ya da sevgisizlik birdi benim için. Bir şey eğer zıddıyla dahi var olamıyorsa, korkmalısınız. O yoktur sizde. İşte benim için sevgi öyleydi. İnsanları sevip sevmeyeceğime sezgisel olarak onlarla eşleştirdiğim müziklere göre karar veriyordum. Bu müzikleri de çoğunlukla telefonumda onlara tanımlıyordum. Bilinmeyen numaralarda ise en sevdiğim parça tanımlıydı. Mozart’ın kırkıncı Senfonisi… Benim için bilinmeyenin huzurunu çağrıştırıyordu o parça. Bilinmeyen güzeldi, …
12.04.2020
Benimle konuşuyor. Çok doğal aslında değil mi? O da bir insan, aramızda bir tanışıklık var ve benimle bir diyalog içerisinde olduğuna göre benimle konuşması kadar normal ne olabilir? Yine de yaşadığım en doğa üstü şey onun benimle konuşması gibi geliyor bana. Saçma değil mi? Sevgi çarpmasından başka bir şey değil bu, biliyorum ama kalp çarpıntımı engelleyemiyorum onunla konuştuğumda. Aşk değil bu. Ya da ona benzer bir şey. Öyleyse bile öyledir işte. Sadece öyledir, olan budur. Buna dair yapmak istediğim bir şey yok. Onunla konuşmaktan başka. Bir banka kuyruğunda tanışmıştık. Bu hikâyeyi başka bir şekilde anlatmak istesem de durum bu. Sıra …
11.04.2020
Bu öykü iki öyküden oluşan bir serinin ikinci bölümüdür. İlk bölümünü okumak için buyurun. Sana bunları tek gözlü odamın karanlığında yazıyorum. Güneş görmeyen bir odada yaşamanın değerinin anlaşılması ne kadar olasıysa bunları sana anlatabilmek o kadar imkânsız. Güneş görse de görmese de zevk almayacaksam neden güneş gören bir odaya dünyanın parasını vereyim? “Oda” diyorum ama bu bir ev. Tek odalık olsa da… Evi az bir parayla satın aldım. Tek varlığım bu ev ve içindekiler. İçinde, bir bilgisayar, bir ocak, çamaşır makinesi, hem yatak hem koltuk olarak kullandığım bir minder ve iki battaniye var. Kış olunca ikisini üst üste örtüyorum üstüme, …