“Uçurumun dibinde yepyeni bir dünya var,” diyorlardı. Yıllardır herkes böyle der, iştahımı kamçılardı. Öbür dünyadan bahsetmiyorlardı hem de. Bu dünyadan umudumun kalmadığı zamanı beklerdim. Hatta kollardım… Umutsuzluk için bahaneler yaratmaya çalışırdım. Olmazdı… Her an kurtarılması gereken ya da ne bileyim, işgal edilmesi gereken bir yer çıkardı. Paralı askerdim ben. Savaşırdım, neden savaştığımı önemsemeden. Böyle olunca umut da önemini yitirir, elimde canım ve param, ortalıkta olabilecek her silahı kullanarak savaşırdım. Benim için de buydu önemli olan şey, silahlar… Her silahla öldürmek, her birini öldürebilecek kadar iyi kullanmak isterdim. Bu benim tutkum, kullanmadığım silahın olma ihtimali de umudumdu. Gürz, mızrak, kılıç, top, …
Kategori: Beklenmedik
29.06.2019
Bir tuhafiye dükkanım vardı; ama öyle bildik tuhafiyelerde olduğu gibi kumaş, düğme falan satmazdım. Bana tuhaf gelen her şeyi elde edip dükkanımda bulundurur, isteyen olursa da o an aklımdan geçen bir fiyat söylerdim. Eğer anlaşırsak satardım. Anlaşırsak… Bu dükkanı sadece iş olsun diye açık tutardım. Sevdiğim bir işi yapmanın saadeti için. Yaşamak için para kazanmaya gerek olmayacak kadar paralıydım ben. Özgürlük bana zimmetliydi sanki, öyle hissederdim. Oysa bir gün dükkanıma gelen bir adam tarafından hayatımın değiştirileceğini bilmiyordum. Hayatımın değiştirilmesinde hiçbir söz hakkımın olmayacağını, özgürlüğümün arkasından öylece bakacağımı… Zayıf bir adamdı. Dükkanıma bir kadın çorabı almaya gelmişti. Eh, birçok insan gibi …
23.06.2019
Kulağımın arkasında tuhaf bir yara çıkmıştı. Çıktığı yere rağmen, başkaları tarafından kolayca görünecek kadar büyüktü. Sanki bir fişin takılabilmesi için yapılmıştı bu yara. İki kırmızı deliği vardı ve devamlı, ince ince kanıyordu. Bir yoksunluk muydu bu kanamanın sebebi acaba? öyle hissediyordum. Sanki olması gereken bir şey yoktu kulağımda. Kabuk bağlamak da bilmiyordu bu yara. Böyle böyle tam üç ay geçirmiştim. Dördüncü ayın başında, sabah yastığımın yanında teflon bir fişle uyandım uykumdan. Evde tek başına yaşıyordum. Kapı ve pencereler sıkı sıkı kilitliydi. Bu fişin nereden geldiğini bilmemenin verdiği can sıkıntısı, içinde gıcıklık barındıran bir durumdu çünkü kulağımın arkasındaki yarayla bağlantılı olduğunu …
21.05.2019
Uykumun yarıda kesilmesi, hayatımda alışıldık bir durumdu. Hep aynı şeydi bunun müsebbibi. Bir kuş… Hayalet gibi flu ama güçlü bir çığlık atan, benden başka kimsenin görüp duyamadığı bir kuş… Onlarca kuşbilimciye resmini çizsem de hiçbirisinin bilemediği, fotoğrafını bir türlü çekemediğim bir hayvan… Bir kafede garson olarak çalışırken; on beş yaşlarımda görüp duymuştum onu. Uykum gelmişti ve kimse de uğramıyordu kafeye. Biraz gözlerimi dinlendirmemem için geçerli hiçbir sebebim yoktu; ama kuş ötmüş, ötmüştü. O andan sonra yaşamak zor bir zanaat oluvermişti. Aslında uyumak… Peki kuş benden ne istiyor olabilirdi? Ben kendimden ne istiyor olabilirdim?
20.05.2019
Kahkaha atmayı unutmuştu. Onu güldürdüğünde istem dışı çalışan bir refleksin yapabileceği bir şeymiş gibi kopmuştu diyaframından. Kahkaha atmayı, en azından gülmeyi alışkanlık edinen insanların kendilerine has melodisi bu attığı kahkahada mevcut değildi. Aniden taşan bir süt kadar istenmedik; sütün ocakta yanıp karamelize olduğunda çıkardığı koku kadar çekiciydi. Sütü temizlemek gerekmesine rağmen rahatsız olmazdınız;çünkü çok güzel bir kokusu vardı yanmış sütün. Dahası, kahkaha attıktan sonra temizlenmesi gereken temizlenmek bilmez bir leke çıkmıyordu ortaya. İşte o an kalbimin oyuğundaki sibobu hafifçe ağzına alıp kendi diyaframındaki nefesle şişirmişti. Kahkahasının ani nefesiyle… Bir yuvarlak kadar aerodinamik olmasa da; istediğini yapabileceği kadar işlevsel bir tür …
19.05.2019
Daktilomdan yayılan makine yağı kokusunu özlemiştim. Zilinin çınlamasını ve tuşların sesini de. Özellikle boşluk tuşununkini… Şimdi, onunla bir attan bahsediyordum kâğıdlara. O kağıtlar da kim bilir hangi gözlere bahsedecekti aynı attan. Sigaramı bir müsvedde kağıdının üzerine söndürdüm. Kâğıt tutuşmadı. Sadece küçük bir delik… Artık kâğıtlar bile tutuşmuyordu. Artık hiç kimse hiçbir şeyden etkilenmiyordu.
18.05.2019
Açmayacaktım. O kutuyu açmayacaktım. Evet… Elime almış, kaldırmış ve sallamıştım. Katı, hatta metal iki parçanın birbirine çarptığında işitilen bir ses çıkmıştı salladığımda. Evet, meraklıydım ama kötü bir insan değildim ben. Başkasının olan bir şeyi açmaya hakkım olmadığını biliyordum. Özellikle de açarsam kötü bir şey olacağını söylediği zaman… Neden böyle bir şey söylemişti ki? Keşke öylece koysaydı. Zaten kilitliydi, açılacak gibi değildi. Kumbara gibi bir şeydi ama kilit olarak bir asma kilit yerine çekmece kilidi gibi kutuya gömülüydü. Kutu ahşaptı, kolaylıkla kırabilirdim onu ama açmayacaktım. Açmayacak mıydım? … İçinden kilide uyan anahtarlar çıkan bir kutuyu merak etmemi sağlamak ne kadar mantıklı …
14.05.2019
Sabah ezanıyla kalkmıştım. Namazımı kılıp çıktım. Bir işim ya da gidecek bir yerim yoktu. Çıkmak istiyordum yine de. Belki bir iş bulurdum. Ya da yapacak başka bir şeyler. Sabit durmakla bir şey geçmemişti elime. Tabii bir şey üzerinde düşünmediğim sürece. Yürüdüm… Saçsız ve sakalsız olsa da; yaşlı bir adama benzeyen küçük bir çocuk duruyordu yolun kenarında. Öylece dikiliyordu. Yanına gittim. Ben de dikilmeye başladım. Sabırla çocuğu bekleyecektim. Ondan bir şey öğrenmeyi… Hissediyordum! Bu çocuk farklıydı… Hiç hareket etmiyordu. Elinde küçücük bir şey vardı. Onu sıkıca tutan eli ve bunun için kasılmış kol kasları dışında gevşekçe öylece duruyordu sadece. Sonunda sabır …
12.05.2019
Elmayı ağaçtan kopardı, ikiye ayırıp iki çekirdeğini alıp gerisini fırlattı.
09.05.2019
Yıllanmış bir şarabı açmak istedim. Kendi ellerimle yaptığım tek şarabı… İlk defa şarap içecektim üstelik. Tadını bile bilmiyordum. Sadece kokusundan haberdardım. İçki değildi bence şarap. O, aşkın sıvı haliydi. Ben de yıllanmış bir şarabı açarak; yıllanmış bir aşkı tekrar yaşatıyordum.