El yapımı ayakkabılar yapardı. Yaptığı çizmelerin üzerlerine insanların rol modellerinin portrelerini işlerdi. Adımlarının kılavuzlarını… Düşman ayağa baktığında örnek alsın diye belki. Belki de çok başka bir sebeple.
Kategori: Mikro Öykü
11.04.2019
Kendisini, alanı çiğnenmiş köpek gibi hissediyor, her düşüncesine işese de her düşüncesinde insanların kokularını alıyor, aldıkça da havlamaktan sesi kısılıyordu.
10.04.2019
“Bu dünyada bir gurbetçiyiz,” derdi babam. Peki neden? Bunu hiç sormadım; çünkü vereceği cevabı biliyordum. “Öteki dünya,” diyecekti. Hiçbir fikri olmadığı yerin, memleketi olduğunu düşünüyordu. Yıllardır başka bir ülkedeydik ve doğduğumuz ülkeyi unutmuş gitmiştik. Oralarda ne olup bittiğini dahi merak etmiyorduk artık; ama babam hep oradan bahsediyordu. Yoksulluktan bahsederken bile sanki varsıllığın tepe noktasından bahseder gibiydi hali. Gözleri buğulu, sesi hülyalıydı. Peki neden geri dönmüyordu? Bunu da biliyordum. O, bilmemeyi seviyordu.
05.04.2019
Bende izi olan her bina duvarına bir salkım üzüm resmederdim sprey boya ile. Buna bir nevi grafiti denebilirdi; ama bana kesinlikle bir grafiti sanatçısı denemezdi. Çizdiğim şey hep aynıydı çünkü. Bir salkım üzüm… Neden mi? Zaten hep bunu anlatmak istiyordum, anlatayım… O gün yağmur yağmaktaydı ve ben ölecekmişçesine açtım. Artık acı çekmiyordu midem; ama halsizdim. Gerçi son saatlerde sonsuz güçlü, her şeye razı, korkusuz hissediyordum kendimi. Mucize gibiydi… Hayatımın hiçbir döneminde böyle hissetmemiştim. İnsanlar dilendiğimi düşünmesin diye, kimin umurundaysa, kendimi ıssız bir yola sürüklemiştim. Orada ölmeyi beklemekteydim. Ta ki, iyi giyimli, küçük bir çocuk öylesine birkaç tanesini yediği bir salkım …
03.04.2019
Büyümek gerçekten zor mudur? Ergenliğe girdiğimde bunu düşünüyor, kimsenin beni anlamadığına inanıyordum. O gün tramvayda yaşlı bir adamla karşılaştım. Adamla konuşurken bir de baktım, ergenlik sıkıntılarımı anlatıyorum ona. Bekledim… Bekledim… Bekledim… O meşhur; “bizim zamanımızda…” diye başlayan cümleler gelmiyordu bir türlü. Sadece: “benim zamanım yoktu,” dedi tüm vakarıyla. Düşündüm… Benim zamanım vardı; çünkü sadece düşünüyor, hiçbir şey yapmıyordum.
28.03.2019
Çekirdek yemeyi severdi. Kabuklarını yere atmaktan büyük haz duyardı. Tuzsuz, işlem görmemiş, çiğ çekirdekleri, topraklı bir zeminde yemekten hoşlanırdı. Karıncalar ya da kuşlar da faydalansınlar diye. Bazen çekirdek içlerini öylesine atardı. Daha çekirdek kabuklarını açamayan çocuğuna çekirdek biriktiren bir anne misali…
02.03.2019
Rüyasında bir denizde yüzerken görmüştü kendisini. Yavaş yavaş vücudunun içine girmişti, kendi vücudunu yavaşça benimsemişti sanki. Doğduğunda kendi vücudunda doğmuştu halbuki. Sonra denizde yüzmeye devam etmişlerdi. Kendisi ve kendisini yavaş yavaş benimseyen kendisi. İkisi de; öldüklerinde birleşmişlerdi. ya da birisi gittiği ve diğeri tek kaldığı için, birleştiklerini düşünmüştü. Aslında tümden gitmemişti giden. Nasıl anlatmalı, bir kaplumbağa gibi, sanki sadece kabuğunu büyütüp yaş çizgilerini oluşturmak için bir vesileydi giden. Yeteri kadar çizginin oluştuğunu anlayınca da… Gitmişti.
27.02.2019
“Oku…” demişti hocam. Okumuştum ben de… Sonra, yani okurken; okumakta olduğum ve okuyacağım şeyleri yorumlarken kullanmam gereken; ya da kullanırsam yararlanacağımı düşündüğü bakış açılarından söz etmiş, bazı talimatlar vermişti. Düşünmemi sağlamaya çalışmıştı son gücüyle. Kimi zaman birlikte düşünmüştük. Bazense, yollarımız ayrılmıştı düşüncenin dehlizlerinde. Bir mumla, beni kendi yoluma uğurlamıştı keşfetmem için. Kendi mumunu alıp kendisi de başka yerlere gitmişti. Ardından yollarımızı anlatmıştık birbirimize. Sonra ölmüştü hocam… Ölmeden önce son emri, “Yaz…” olmuştu.
22.02.2019
Koridor dardı. o ince yapılıydı; ama dar geliyordu ona. Gide gele bıkmıştı. İşte… Uçları demirle dayanıklı hâle getirilmesine rağmen ayak izleriyle aşınmış merdivenler… Sıra onlardaydı. Sonra mozaik taşlarıyla döşeli, ince bir patika ve o küçük çukur. Bu çukura ruhlarını kurban vermek için geliyordu insanlar. O da onları almak için… Eh, bir şeyi veren varsa alan da olmalıydı. Sanıyor musunuz ki bu onun için kolaydı?
20.02.2019
Bir reçinenin kıvamındaydı ama kuruduğunda reçine kadar katılaşmazdı ondan akan öz. Sanki ormanın, yabanıllığın, huzurun özü oydu da; kendisini diğer bitkilere dağıtmak zorunda kalmıştı. Bundan rahatsızlık duyduğu için değil, cömertlikle yapmıştı bunu. Yine de; “Bakalım beni doğru düzgün yansıtabilecek misiniz,” diye yoklamak için bitkilerin arasında ve arkasında durmuştu kendisini gösterişsizlikle kamufle ederek. Öyle sanıyorum ki, ancak koklamasını bilen biri onu görebilirdi.