İnsan neden yoga ya da meditasyon yapar? Beden ve zihni birbirlerine uyumlu hale getirebilmek, dengelenmek için. Amaç budur; ama bazen bu amaç bir tür araca dönüştüğünde, her şeyde olduğu gibi, bir de bakmışsınız, işin cılkı çıkıvermiş. İşte kardeşim de o hale gelmişti. İçindeki huzursuzluğu, ne yapsa da atamadığından; artık tek amacı bu araçlar içinde kendisini kaybetmeye dönüşmüştü ister istemez. Olmuyordu! İçindeki o rezil huzursuzluk duygusu, ne yapsa da gitmiyordu çünkü hiçbir şeye kendisini verecek kadar cesaret edemiyordu. Korkuyor, aracı amaçlaştırırsa korkusunun üzerine gitmek zorunda olmadığını içten içe bildiğinden öyle yapıyordu. Oysa tek yaptığı, hayatı anlamsızlaştırarak yükünü hafifletmek, diğer yandan da …
Etiket: deniz
14.08.2018
Denizin üstünde türlü türlü kuşun uçması onu hep meraklandırmıştı. O ki, sular aşmıştı amacı için ama havayı hep merak etmişti. Keşke havada da uçabilseydi. Oralara da çıkıp oraları da fethedebilseydi. Herkes tarafından biliniyordu gittiği yol. Hatta, bir gün bir insan, derisinin altına azıcık acıtan bir şey bile yerleştirmişti. Gerçi acı geçtikten sonra bitmez tükenmez bir farkındalığın kaşıntısı olmuştu ama. Yani izlendiğini biliyordu somon A341. Evet, numarasını bile biliyordu. Nereden bildiğini bilmiyordu. Hatta, nasıl öleceğini de biliyordu. Bir ayının midesinde, ona uykularında eşlik etmek için, yani onun iyi bir uyku çekebilmesi için ölecekti. Ayılar hakkında da bir sürü şey biliyordu. Mesela, …
05.08.2018
Plajlardan, orada bağırıp çağıran insanlardan, kötü yürekli martılar gibi tiz seslerle kahkahalar atanlardan nefret, nefret ediyorum! Kendilerini kuma gömerler ve bağırırlar… Denizde birbirlerine su atarlar ve çığlık çığlığa koşuştururlar… Birbirlerini boğmaya çalışırlar ve bunun için de çığlık atarlar… Gürültü… Yaptıkları her şeye gürültü hakim olur. Başka bir şey bilmezler gürültüden başka. İnsan denizin karşısına geçip sessizlikte, buz gibi sodasını, ya da ne bileyim, limonatasını falan içemez. Bazen hepsini, oradaki tüm insanları kuma gömmek ve güneşin ısı düğmesini çevirmek, öyle ki, ateşin kumları camlaştırmasına izin vermek ve onları camla sessizleştirmek gelir içimden. Ama ne güneşe hükmüm geçer ne de kendi öfkeme… …
26.07.2018
Yapılmış en zarif teknenin içinde, yaratılmış en eciş bücüş yaratıkların bulunmasının mutlaka geçerli bir sebebi olmalıydı değil mi… İnsana benziyordu bu yaratıklar. Tıpkı onlar gibi konuşabiliyorlardı da. Ne var ki, her biri aynı sözcükler sarf ediyordu. Hem de aynılarını… Yani tek başlarına düşünmüyorlardı… Bir koroyu oluşturuyorlardı birlikte. Bir dilenciler korosunu… Geçtikleri kıyıların tanrılarından bahseden; binbir dinli, binbir dilli, binbir kusurlu bir koro… Teknenin alabandasında bir dilenmek için, bir yemek yemek ve bir de sıçmak için birlikte duran, diğer zamanlarda birbirlerinin ne görüntülerine ne de kokularına tahammül edebildiklerinden birbirlerinden ellerinden geldiğince uzak kalmak isteyen yaratıkların bulunduğu teknenin dümeninde de kimse olmazdı …
24.01.2018
Bir yaz günüydü. Akşam serinliği çökmüştü. Sıcaktan bıkmış bedenlerimiz için harika bir teselliydi. Plajda tek tük insan kalmıştı. Ailemden sadece ben vardım. Diğerleri pansiyona gitmişti. Ağabeyim, kardeşim, annem ve babam….. İki oda tutmuştuk. Ben de yüzmekten kendimi bir türlü alamadığımdan hala denizdeydim. Plajda toplasan on beş dakika falan kalmıştım. Saat sekiz gibi denize girdiğimiz hesaba katılırsa epeydir denizde olduğum söylenebilirdi. Denizdeyken düşüncelerimi toparlamayı her zaman becermiştim. Hayatıma ilişkin verdiğim kararları hep bu dakikalara borçluydum. Bu kararlardan hiç pişman olmamıştım. Denizin hayatımda çok büyük bir önemi vardı. Yine düşüncelere dalmış yüzerken; çok çok fazla açıldığımı, akıntının da buna yardım ettiğini fark …
15.01.2018
Buz gibi havayla sarılmış yürüyordum. Rüzgar dalgalanan çarşaf gibi ses çıkarıyordu etrafımda. Ben yürüyordum. İsterse dünya dalgalansın, yürüyordum ve ne olursa olsun yürümeye devam edecektim. Gitmem gereken bir yer vardı. Bir deniz kıyısı. Sonra da çırılçıplak yüzmem gereken bir deniz, son nefesimi verip bir çift ciğer dolusu almam gereken tuzlu su olacaktı. Söz vermiştim. Bir yıl beklemiştim bunun için. Bir koca yıl… Sonunda o gün gelmişti ve ben ona verdiğim sözü zevkle yerine getirmeye gitmekteydim. Aniden önüme çıkmasaydı… Kolumu tuttu ve beni ona verdiğim sözden alıkoymaya çalıştı. Oysa çok geçti. Söz verilmiş, her şey verilen o söze göre ayarlanmıştı ve …
10.01.2018
İğne derimde ilerlerken çektiğim acı artık alışıldık gelmeye başlamıştı. Vücudumun dörtte üçlük kısmına dövme yaptırmıştım. Kendi sanat eserlerimle tekrar şekillendirmekte, ona yepyeni bir anlam katmaktaydım. O benim için her şeyden değerliydi. Ruhum dışında… Ruhuma da yaşanan her anda dövme yapmaktaydım zaten. Hoş, bu işleme ne kadar dövme denebilir, tartışılırdı. Ben ruhu hep akışkan, uçucu bir şey olarak tasavvur etmiştim. Eh, akışkan bir şeye de hiçbir dövme kar etmezdi. Her neyse, şekillendirmeyi hedeflediğim şey vücudumdu. Bunu da oldukça iyi yapmakta olduğumu düşünüyordum. Neler yapmamıştım ki. Yaptıklarımın hepsi minyatürdü. Orman, deniz, çöl, insanlar, aklıma gelen hayvan ve bitkiler, yeryüzü şekilleri, yıldızlar, atom …