29.07.2018

Her gün iş yerimdeki penceremin önüne kaçak bir cennet papağanı gelirdi. Karakteristik, tiz sesiyle küçücük öter, adeta benden bir tepki beklerdi. En azından ben öyle olmasını, benimle iletişim kurmak istediğini farz etmek isterdim. Bulunduğum yerde bir sürü kaçak papağan vardı. Her nedense buralarda kümelenmişti cennet papağanları. Pencereme gelen papağanı yakalamak istemeye başlamıştım kaç zamandır. Bir dosta ihtiyacım vardı. Evet, iş yerimde bir sürü insan bulunuyordu; ama onlar insandı işte. İnsandan dost olmazdı. İnsanlar söz konusu olduğunda, bir sürü değişken oluyordu ve benim değişkenlere tahammülüm hiçbir zaman olmamıştı. Kalın bir çorabın içine koyacağım çekirdekleri, pencereme asmak suretiyle hazırladığım bir tuzakla yakalayacaktım …

Okumaya Devam Et

06.12.2017

Konuşmayı sevmiyordu. Kimseyle… Belki kendi kendisine… Gülmeyi seviyordu ama. İnsanlara gülmeyi seviyordu. Sadece konuşmak gereksiz geliyordu ona. Bir gün bir dergide bir makale okumuştu. Kargalar, papağanlar, maymunlar ve filler diğer hayvanlara göre zekiydi ve bunun nedeni topluluk halinde yaşamalarıydı. Yani bu insanlar için de geçerliydi. Ne kadar iletişim kurarsan o kadar zeki olurdun, beynin o kadar çok gelişirdi. Bu kadar basitti. En azından bu araştırma ve türevleri böyle söylüyordu. Oysa o iletişim kurmayı sevmezdi. Toplumla belli bir iletişimi de yoktu. Yani en aza indirgemişti her şeyi. Peki zekası? Ona göre gayet iyi çalışan bir zihni vardı; çünkü insanları, daha doğrusu …

Okumaya Devam Et

26.11.2017

Vedalaşmak üzereydi. İşiyle, eviyle, arkadaşlarıyla, sokakta karşılaşıp selamlaştığı insanlarla, kavga ettikleriyle, görmezden geldikleriyle… Başka bir yere gidecekti. Emekli olmuş, tazminatını almıştı. Herhangi ayrılmaz bir bağı da yoktu. Sadece bir kuşu… Bir Jako papağanı vardı, yalnızca beş kelime konuşabilen. “Özgür, gel, al, evet, hayır.” Papağanın adı Özgür’dü. Bu kelimeler dışında bazı taklitler yapabiliyordu. Kapı zili, siren, alkış, klavye tıkırtısı… Oradan giderken papağanını özgür bırakmayı planlamıştı; ama sonradan içi bir türlü elvermedi. Böylece, bir sırt çantası ve omzundaki papağanla yola çıktı. Nereye gideceğini bilmiyordu ama bir köye ya da bir sahile gitmek istemediği kesindi. o da bir yerlerden bir karavan bulup öylece …

Okumaya Devam Et