26.02.2020

Çatı akıyor galiba ama… Su değil bu… Bu… Kakaolu süt… Yok artık… O mu yaptı yine? Böyle saçma ama komik, mucizevi ama kolay şeyleri ancak o yapabilir. O kim mi? O… Mail sapığım. Somut olan bir mail sapığı bu. Sadece yüzünü görmeyip sesini duymadığım. Hayatıma her yönüyle kendisini göstermeden; en azından o olduğunu bilmeden kendisini göstererek katılabilmiş bir zat. Erkek muhtemelen. Yaptığı bazı işler oldukça kuvvetli birisinin yapabileceği şeyler. Ya da arkası çok güçlü bir kadın. Ekibi olan bir adam… Biri işte… Bilgisayarımı açıp maillerime baktığımda göreceğim maili tahmin ediyorum. ‘En sevdiğin şeyi kafan havaya dikili içmeye çalışmanı görmek isterdim…’ …

Okumaya Devam Et

22.11.2019

Onu ilk gördüğümde koşuyordu. Görür gibi olduğumda desem daha doğru olacak aslında. Ölüm kalım meselesi gibi görünen bir meselesi olmalıydı. Öyle bir koşuşu vardı ki, kasları kesinlikle ona bu koşuyu ağır ödetecekti. Koşarken yanımdan geçtiğinde o boğuk inlemesini de işitebildiğime göre son anlarını yaşıyordu bayılmadan önce. Yine de o koşmaya devam etmek zorunda hissediyordu kendisini. Nitekim yüz metre sonra düştüğünü görmüştüm. Durumuna bakmak için ona doğru koştuğumda hala inlemekte olduğunu işittim. Sesi hafifti. Ölmek üzere olan bir köpeğin inlemesini andırıyordu. Ölmek üzere olan bir köpeğin son anlarına şahit olan biri olarak söyleyebiliyorum. Yerden kaldırmak gereksiz ve zalimce olacağından, kapağı açılmamış …

Okumaya Devam Et

27.04.2019

İşte, yoldan duyulan ayak sesleri… İşte, geliyor! Birazdan burada olacak ve tekrar her anından haberdar olmaya devam edeceğim. Yepyeni şeyler getirecek bana. Duvarlarıma yepyeni masallarını anlatacak, sorunlarından bahsedecek ve duvarlarım onu dinlediği için belki de onlara çözümler bulacak ve sevinecek. Sevindiğinde ayaklarından, tam topuklarından yerçekimine karşı bir itiş, yükseliş gücü fışkırır hep, bilmez miyim… Çiçek ya da hayvan beslemeyi sevmez. Sadece duvarlarıma mozaik yapar, bazen zeminime de… Beni besler o çiçek yerine. Tavanım için bile bir fikri var biliyor musunuz? Musluklarımı bile değiştirdi. Kendi yaptı musluk başlarımı, sonra da dökümcüye verdi. Onlar da, onun mumdan yaptıklarını pirinçten döktüler. Susadığında musluklarımdan …

Okumaya Devam Et

21.12.2018

Doğuştan kuduzdu. Evet, bu hastalık kimseye bulaşmazdı; ama genetiğinde böyle bir şey vardı. Sık aralıklarla salya üretir, irtifalı yerlerdeymiş gibi oksijen kapmak istercesine soluklar alır, sudan nefret eder, karanlığı sever, en ufak şeye kızar ve incir çekirdeğini doldurmayan şeylerden nem kapıp huysuzluk nöbetleri geçirirdi. Vücut ısısı da pek fazlaydı kendisini bildi bileli. Ayrıca, cinsel iştahı çok küçük yaşta artmış, başını sık sık derde sokmasına neden olmuştu. Sudan hoşlanmamasına rağmen kudurganlığını beslediği, onun kendi doğal ortamında hissetmesini, rahatlamasını sağladığı için alkole bayılırdı. Alkolü mezelere katarak tükettiği bile olurdu. Katı kıvamlı, kaymak gibi haydarinin içine en sertinden bir çay bardağı alkol… O …

Okumaya Devam Et

30.10.2018

Yaşını göstermeyen, zayıf bir adamdı. Postacılık yapardı. Yanında, oldukça sıradan bir köpek olan bir köpeği vardı. Baktığında cinsini bile anlamazdı insan. Muhtemelen kırmaydı. Sadece göğsünde madalyaya benzeyen altın sarısı bir leke bulunuyordu. O kadar sıradandı ki ona bile dikkat etmezdi sıradan bir göz. Sırf bu leke için postacı ona “Paşa” ismini vermişti. Sadece madalyası değildi Paşa’yı farklı kılan. O, mektupları, paketleri koklayarak onları alanın mutlu olup olmayacağını anlar, postacıyı onların ruh haline uygun küçük jestler yapması için yönlendirirdi. Evet, bir köpek yapardı bunu ve postacı onu dinlerdi. Bir köpeği dinlemesi postacı kadar mütevazı bir adamı son derece sıra dışı yapıyordu. …

Okumaya Devam Et

18.10.2018

Adrenalin içeren sporları yapmak onun için bir tutkuydu. Öyle ki, vücudunun yüzde yetmişi adrenalindi. Zavallı böbrek üstü bezleri, çalışmaktan, fazla ihtiyaçtan büyümüştü. Rekabeti de seviyordu. Zaten bir şeye hırslanmaya görsün, onu başarmadan mümkün değil bırakmazdı. Bereket hiç mahcup olmamış, hırsının iticiliğinde çok başarılı bir insan olmuştu. Lakin içi boş bir başarıydı bu. Mutsuzdu çünkü. Her zaman isteyeceği, hırs yapacağı bir şey oluyordu ve her zaman uzanma isteğiyle dişleri sıkılı, elleri yumruk gibi kapanmış oluyordu. Uyurken dişlerini sıkmasın diye plastik bir aparat takıyordu artık geceleri. Parmakları devamlı ağrıyordu yumruk olmaktan. Hiçbir zaman huzurlu olmuyordu. Uyurken bile, arka planda ergenlerin dinlediği, küfürlü …

Okumaya Devam Et

15.10.2018

Geldiğini, çok uzaktan aldığım karanfil kokulu parfümü ile anlıyordum. Kalbim kalp olduğunu anımsıyordu o zaman, atmaya başlıyordu son hızla. Sanki o olmadan çarparken sadece gelişi için idman yapıyordu. O kokuya onun dışında kimsede rastlamamıştım çok şükür. Eğer rastlasaydım kalbim şaşırıp hayal kırıklığına uğrayacaktı, biliyordum. O gün, elimde bir kasa dolusu elma, bahçeden eve doğru gitmekteydim. Elmaların suyunu çıkarıp şişelemeyi, canım istediğinde içmeyi düşünüyordum. Küçük bir çiftliğim vardı ve hemen hemen tek başıma kalıyordum. Bazen uğrayan birkaç işçi ve bir veteriner olan onun dışında… Bir kadının hayvan doktoru olması, hayvanlara bakan bir kadının evime gelmesi, son derece baştan çıkartıcı görülebilirdi. Ne …

Okumaya Devam Et

13.03.2018

Kurbağa vıraklamasına benzeyen bir ses… Nereye gitse bu sesi duyuyordu ve sesin nereden geldiğini bir türlü bulamıyordu. Altı saniye aralıklarla… Saymıştı. Hatta bununla kalmamış, saniye gösteren bir saatle kontrol etmişti. Altı… Tam altı saniyede bir, bir vıraklama duyuyordu. Başkasının bu sesi duymadığını söylemeye gerek bile yoktu elbette. Bu ses eşliğinde uyumayı öğrenmişti artık. Alışmıştı bu sese. Alışmak zorunda kalmıştı. İnsan neye alışmıyordu ki… Aslında kendisini alıştığına dair telkin ediyordu ve bunda oldukça da başarılı oluyordu. Yani biraz kendisini bıraksa büyük çapta bir nöbet geçirebilirdi. Kurbağa sesi… Oldukça ürkütücü bir sesti. Düşük seviyede olmasına rağmen tehditkar geliyordu kulağa. ‘Bana dokunursanız elinizde …

Okumaya Devam Et

17.02.2018

Bir kasaba uğramıştım. Bir kilo pirzola ve bir tam dil alıp çıktım. Çıktığımda, oturduğum kenar mahallenin çocuklarının sessizce etrafımı sardıklarını fark ettim. O kadar sessizdiler ki, onları fark ettiğimde çoktan etrafımdaki çemberi daraltmaktaydılar. Uzun boyumun avantajıyla bir adım atayım dedim, adeta su gibi akarak engellediler beni. Tuhaftı, hiç böyle yapmazlardı. Cebimden birkaç kuruş çıkartıp attım, kafalarını bile çevirmediler. Oysa can atarlardı daha önce attığımda paraları kapmak için Yaklaşıyorlardı… Bir miktar güç kullanayım dedim, çokluğun gücüyle baskın çıktılar. Baktım bir şey yapamayacağım, çaresiz, öylece beklemeye başladım. Ne yapacaklardı bana? Yiyecek değillerdi ya.

Okumaya Devam Et