Taştan bir yatağın üzerindeydi. El ve ayak bileklerinden bağlanmıştı. Buraya nasıl geldiğini hatırlamamaktaydı. Açık havadaydı; ama gözleri bağlanmıştı. Nerede olduğunu anlayamıyordu. Sadece havalandırılmış, verimli toprağın kokusunu alıyordu. Muhtemelen sürülmüş, belki de tohum atılmış bir tarladaydı. Bir tarlada neden taş bir yatağın bulunduğu, mantıkla ya da iyi niyetle açıklanacak gibi değildi ona göre. Ve neden bileklerinden yatağa bağlanıp gözlerinin, kumaş bir şeritle sıkıca sarıldığı… Vücudunun hiçbir yerinde herhangi bir acı hissetmiyordu. Henüz… Bir çocuğun hafif ellerinin gözlerindeki şeridi çözdüğünü hissetti. Yanılmamıştı. Sürülmüş bir tarlanın kenarındaydı ve gözlerinin bağını çözen, uzun ve bol tuniği sebebiyle cinsiyeti belli olmayan bir çocuktu. Çocuk onlu …
Kategori: Fantastik
01.04.2019
Bir kedinin peşinden koşan bir çocuktum bir zamanlar. Şimdiyse, sadece başımla selam veriyorum onlara. Çok eski bir dostu görmüş gibi hissediyorum her kedi görüşümde. Ne var ki, onlarla muhabbet edemediğimden, nostaljik bir hüzünle doluyorum her defasında. Oysa eskiden konuşurdum onlarla oynarken. Sohbet ederdik… Yediklerinden, avladıklarından bahsederlerdi bana. Türlü türlü eğlenceli hikayeler dinlemişliğim vardı onlardan. Bir kedinin mizah yeteneği olmadığını düşündüyseniz, ciddi ciddi yanılıyorsunuz derim. En azından benim mizah anlayışıma göre komikler. Şimdi konuşamıyorum hiçbiriyle. Bazen sıkılmış bir ev kedisiyle birkaç saniye sohbet edebiliyoruz; ama yetmiyor işte. Neden konuşamıyorum artık onlarla, bilmiyorum. Belki… düşünecek başka şeyler bulduğumdan, belki… insanlarla vaktimi ve …
29.03.2019
Tanrı’yı, Tanrıça’yı, Allah’ı, Yahova’yı, Krişna’yı… Hepsini; ya da herhangi birisini… Yanına çağırmak istiyordu çocuk. On bir yaşındaydı. Ergenliğe girmekteydi. Yeni yeni aramaktaydı hayatın anlamını. Tanrıyla iletişim kurmaktan bahsediyordu tüm dinler. Herbiri ona doğru yükselmekten dem vuruyordu. Onun her yerde olduğunu söyleyen dinler olsa bile, ona doğru gidilmesi şart koşuluyordu. Namaz kılmanın gerekliliği, pazar ayinlerine katılmanın lüzum görülmesi bunun için değil miydi? Her yerde namaz kılınabilse de; belli koşullarla namaz kılıp dua ediliyordu mesela. Günah çıkartma meselesi ise daha başkaydı. Tanrı ile araya bir insan giriyordu. Daha da zorlaşıyordu iletişim kurmak onunla. O ise, yani yeni yeni ergenliğe giren çocuk ise, …
23.03.2019
En fazla üç katlı evlerin bulunduğu, ortalama bir mahalleydi. İşte o üç katlı tek evin sahibinin oğlu evlenmekteydi. Üst kat teras kat olarak kullanılıyordu ve evlenecek çift düğün yerine komşularıyla birlikte mangal partisi yaparak dünya evine girmeyi tercih etmişti. Kadınlar salatayı hazırlarken; erkekler etleri hazırlayıp mangal ızgarasına dizmekte, birbirlerine boy göstermekteydiler. Etler pişmişti. İnsanların dikkati dağınıktı. Yemek yiyor, konuşuyorlardı. Oradaki çocuklardan birisi herkesin gözbebeğiydi. Onunla kimse ilgilenmiyorken; o iki yaşındaki sevimli çocuğun ağabeyi olan çocuk, aniden, hiçbir sebep yokken; küçük çocuğu ateşe doğru itti. Mangal büyüktü, çocuğu bile içine alabilirdi; ancak refleksleri iyi olan çocuk sadece kolunu kötü bir şekilde …
22.03.2019
Son birkaç ay her sabah, uyanır uyanmaz burnumda nane kokusu olurdu. Etrafımda nane kokusu yoktu oysa. Başka yerlerde de uyansam her sabah sinirlerimin ilk algıladığı şey nane kokusu olurdu. Sanki bahçe yeni sulanmış, naneler açlıkla suyu emerken kokuları güçlenmişken yakalardı burnum onları. Hortumdan tazyikle fışkıran su, nane yapraklarına takıldıktan sonra onları ıslatarak toprağa düşerdi. Onları salata yapılması ya da öylece yenmesi için hazırlardı sanki su. Tertemiz olurdu yapraklar… Eğilip elimi uzatıp koparmak isterdim; ama bulunduğum yerin bir bahçe olmadığını bilirdim. İsteklerim ve gerçeklik arasında kalırdım… Şaşırırdım… Bir tür beyin tümörü mü vardı acaba bende? Değişik kokular algılamanın bir tümör belirtisi …
13.03.2019
Güneş, bir şekilde başkalaştı ya da bambaşka bir gök cismiyle yer değiştirdi. Bilmiyorum, kimse bilmiyor… Zaten ben bir bilim insanı değilim ki, sıradan bir mimarım. Hoş, tasarladığım binalar artık kimseyi, hiçbir şeyi gözlerden gizlemiyor. Mahremiyet kullanılmaya kullanılmaya unutulmuş bir sözcük. Ya da bir tür kavramsal ütopya… Eskiden camlar gizlemezken; şimdi en çok gizleyebilen materyaller onlar nedense. Dünya tersine döndü. Aslında dünya yerinde, güneş tersine döndü… Gün doğumlarında ve batımlarında görülen kızıllığın bir koyu tonu, gece gündüz görünmekte. Güneş sanki köz olmuş yanmakta… Evet, güneş daima yanmaktaydı; ama bu kez farklı… Tam on bir yıldır böyle bu durum. Ay kendini unutturdu …
06.03.2019
Küçücük bir çocukken; bir matematik problemi karşısında küçücük ve tek başıma kalmışken duymuştum sesini ilk defa. Minicik bir sesle: “Merhaba,” demişti bana. “Eğer problemi çözersen gösteririm sana kendimi.” Kızmıştım. Herkes bir şey için bir karşılık mı isteyecekti hayatımda? Herkes mi? Bu minicik ses bile mi? Hem neden onu görmek isteyecektim ki? Problemi çözmedim. İnadına… Çözmeyecektim! Buna rağmen göstermişti kendisini ama iyi bir başlangıç yapmamıştık arkadaşlığımıza. Yine de anlaşabilmemiz uzun sürmemişti. Birbirimizden bir şey karşılığında bir şey istememeyi öğretmiştim ona. O da bana… bir sürü şey öğretmişti. Pratikliği, mutlu olmayı, ölümsüzlüğün nasıl bir şey olabileceğini hayal etmeyi… Asla anlayamayacağım bir şey …
02.03.2019
Rüyasında bir denizde yüzerken görmüştü kendisini. Yavaş yavaş vücudunun içine girmişti, kendi vücudunu yavaşça benimsemişti sanki. Doğduğunda kendi vücudunda doğmuştu halbuki. Sonra denizde yüzmeye devam etmişlerdi. Kendisi ve kendisini yavaş yavaş benimseyen kendisi. İkisi de; öldüklerinde birleşmişlerdi. ya da birisi gittiği ve diğeri tek kaldığı için, birleştiklerini düşünmüştü. Aslında tümden gitmemişti giden. Nasıl anlatmalı, bir kaplumbağa gibi, sanki sadece kabuğunu büyütüp yaş çizgilerini oluşturmak için bir vesileydi giden. Yeteri kadar çizginin oluştuğunu anlayınca da… Gitmişti.
26.02.2019
“Merhaba,” demiştim size. Duyamadınız değil mi sesimi? Tabii duyamazsınız; çünkü bir sesim bile yok benim. … Ama şimdi duyabilirsiniz. Yazdıklarımı okuyabilirsiniz. Çünkü artık bir sesim ve ellerim var. Epey hareketli ve çeşitli organları bulunan bir bedenim var… Daha önce yoktu. Eskiden, küçük bir kurttum sadece. Etli, siyah bir bedenim, küçücük bir uzantım bulunuyordu beyaz renkli ve derimden daha sert ve sivri olan. Oysa şimdi hem bir kurdum; hem de bir insanım. Ben gidersem hiçbir şey yapamayacak olan bir insan bedenini mesken edindim kendime. Aslında bu meskeni inşa ettim desem daha doğru olur. Tek farkla ki, üst üste koyarak değil de; …
19.02.2019
Kaç yaşında olduğumu bilmiyorum ama şu milat denilen şeyden önce olduğu kesin. Sert bir şeyle kaplanmış olmasam bu kadar uzun süre boyunca tek parça kalamazdım. Nasıl kalacaktım ki, bir fiskede kırılabilen bir şeydim ben. İnce bir dal. “Çöp” denilenlerden hani. Ama… Sıradan bir çöp değil, tarihsel bir çöptüm. Şu Ezop’un şahit olduğu yaşlı adamın oğullarına göstermek için, kırılmasınlar diye bağladığı çöplerdendim. Kırılmayan… Keşke kırılsaydım. Sonra daha dayanıklı olmayı öğrenirdim belki de… Şimdi sert bir malzemeyle kaplı, kırılgan ama dayanıklı bir şey oldum. O sert şeye bir zarar gelse, dayanıklı olmayı bilmediğim için üfleseler dağılırım. Oysa yıllarca o bağlı olduğum çöplere, …