18.04.2024

Yazıyorum… Yazıyorum… Ellerim ağrıyor! Ellerim ağrıyor ve parmağımdaki eklemler çatırdıyor! Belim doğrulamıyor artık! Midem bulanıyor mürekkep kokusundan. Ekrandaki mürekkebin kokusunu hayal ediyorum ve midem bulanıyor. Ekranda mürekkep olmadığını bilsem de hayal ediyorum işte. İğrenç bir koku geliyor burun deliklerime ve midem bulanıyor. Bu gereksiz bulantı kuvvetsizliğimden kuvvet götürüyor; ama ben ara vermeksizin yazıyorum. Ne yazdığımın önemi yok. Ateş çukurundaki ateşi söndürmenin günah olduğunu bilen/belirleyen ilkel toplumlar gibi düşünüyorum ben de. Yazmayı bırakmak günah! Bırakırsam ölürüm! Ruhum azap çeker! Bedenim ve zihnim çekeceğim azabı düşündükçe titriyor ve ben titreyerek de olsa yazıyorum… Klavyenin sesi bir ilahiymişçesine kulaklarımda. Afrika tamtamlarıymışçasına, kilise çanlarıymışçasına… …

Okumaya Devam Et

17.04.2024

“İyi akşamlar…” “İyi akşamlar hocam.” “Nasıl gidiyor?” “Fena değil hocam. Aslında hiç fena değil… Yine de fazla umutlanmamak lazım tabii.” “Bir şey mi keşfettin?” “Hani içlerinde metal bir sandığa benzeyen bir şey vardı ya…” “Evet…” “Onu açabildim.” “Nasıl? Bir zarar gelmedi değil mi?” “Olur mu hocam. Çok dikkat ettim açarken.” “Dikkat edeceğini biliyorum… Peki nasıl yaptın?” “Bir delik vardı ya… İşte onun içine mum akıtıp kalıbını çıkarttım ve yumuşak bir metalle o kalıba göre…” “Bazen ne kadar da aptal olabiliyoruz değil mi? Basit şeyler dururken… İşte ben senin basit olanı küçümsemeyişini seviyorum… “…” “İçinden ne çıktı peki sandığın?” “Bir yumurta… …

Okumaya Devam Et

31.03.2024

Hafifçe kıpırdandım. Şıngırdadım. Hakkını vermek gerekir, zincir şıngırtısı kulağa epey güzel gelir. Tam otuz beş yıldır devamlı, her kıpırdanışımda işitsem bile. Doğduktan sadece bir gün sonra belirmiş bu zincirler vücudumda. Kulaklarımda bile var. Saç tellerimde bile… Tam boğazımda, ses tellerimin olduğu yerde ucu var, bir yerden sonra görünmezleşen… Ya da kaybolup giden… Ne olduğunu bilmiyorum. Kimse bilmiyor. Ben büyüdükçe ya da ne bileyim, kilo falan aldıkça bana uyum sağlıyor bu zincirler. Ve her hareketimde şıngırdıyorlar… İnsanlar benim tuhaf, çok tuhaf biri olduğumu, bu zincirlerin kendi belirlediğim bir tür aksesuar olduklarını zannediyorlar. Anlattığımda inanmıyorlar. Nasıl inansınlar? Yakınımda olup her şeye tanık …

Okumaya Devam Et

21.03.2024

“Birinci Bölüm”> “İkinci Bölüm”> “Üçüncü Bölüm”> “Dördüncü Bölüm”> “Beşinci Bölüm”> “Ailemi çok seveceksin. Eminim ki konuşmak isteyeceğin en uygun insanlar onlar. Yani biziz…” “Kendi ailemle bile konuşmaya alışık değilim ben. … Dur bakalım. Zaman ne gösterecek hep birlikte yaşayacağız. Daha iyileşmedim bile.” “Haklısın.” Kuzgunun ayakları benden çok daha sağlam basıyordu toprağa. Oysa o bir kanatlıydı. İçimden yaptığım iğrenç espriye yine içimden kızdıktan sonra aklıma geldi. Acaba kuzgunlar kendilerine ya da ne bileyim… yavrularına isim veriyorlar mıydı? Şayet veriyorlarsa onun ismi neydi? İyileştiği aan gidecekse bile yolda öylesine karşılaştığın birisinin dahi ismini sormaz mıydı insan? “Sana ismini sormadığım şimdi aklıma geldi.” …

Okumaya Devam Et

18.03.2024

“Birinci Bölüm”> “İkinci Bölüm”> “Üçüncü Bölüm”> “Dördüncü Bölüm”> Ne yalan söyleyeyim, irkilmiştim. Ani bir hareket yapmasını hiç beklemiyordum. Gerçi konuşmuştu, beklemediğim daha ne yapabilirdi ki? “Gitmek mi istiyorsun?” “O kadar iyileşmedim daha. Sadece… biraz hava almak istedim.” “Haklısın. Bunu düşünmediğim için lütfen kusura bakma.” “Sorun değil, ne de olsa anlaşabiliyoruz öyle değil mi?” “İyileştikten sonra gitmeyi mi düşünüyorsun?” “Neden sordun?” Gerçekten niye sormuştum ki? Kalmasını mı isteyecektim? Belki de bağlanmak istemiyordum. Konuşabilen bir hayvan, kim kendisini bağlanmaktan alıkoyabilirdi? “Bilmem, belki kalsan ikimiz için de iyi olur. Gerçi kendi isteğinle ailenden, süründen ayrılmıştın biliyorum. Benimle birlikte yaşamak isteyeceğini düşünmek hiç mantıklı …

Okumaya Devam Et

17.03.2024

“Birinci Bölüm”> “İkinci Bölüm”> “Üçüncü Bölüm”> Tam fırını çalıştırdığımız anda Ağabeyim gelmişti. Babamla bir set basketbol oynamaya çıktılar hemen. Fırına ben göz kulak olacak, bir yandan da ödevlerimi aradan çıkartacaktım. Yemek çıktıktan sonra ağabeyimle ben oynadık biraz. Ağabeyim epey iyidir basketbolda. Ben de topun ağırlığını sevdiğim için oynarım. Hatta bazen düşüncelerimden kaçamadığım zamanlar basketbol topunu elime alır ve bahçenin küçük patikasında sektirir ve taşa vuran o aşina sesle düşüncelerimi derleyip toparlarım. Ama baskette çok çok kötüyümdür. Topu potadan ancak ve ancak çok çok mutluysam, her şi başarabileceğimi düşünerek havalarda uçacak kadar mutluysam geçirebilirim. Yine de ağabeyimle oynamaktan çok hoşlanıyorum. Kazanmayı …

Okumaya Devam Et

16.03.2024

“Birinci Bölüm”> “İkinci Bölüm”> Ağzımı açtım. “Rica ederim,” diyecektim ama vazgeçtim. Onun yerine: “Bunu sana kim yaptı?” diye sordum. “On altı-on yedi yaşlarında bir erkekti. Beni yakaladı ve bağladı.” “Nasıl yakalayabildi?” “Bilmiyorum, yakalandığım zamanı hatırlamıyorum. Görebildiğim kadarıyla cebinde bir tür silah vardı.” Konuşmasında bir kuzguna ait izler olsa da söyledikleri anlaşılırdı. Nasıl konuşabiliyordu böyle? “Konuşmayı nasıl öğrendin?” “Dinleyerek.” “İnsanlarla konuştuğunda nasıl tepki veriyorlar?” “Senden önce kimseyle konuşmadım çünkü dinlemeyeceklerini biliyordum.” “Ne zamandır konuşuyorsun?” “Bilmem, zamanı ölçemem ama çok yaşlı olmadığımı biliyorum. Annemle babamı, kardeşlerimi hatırlıyorum. Hiçbiriyle görüşmesek de.” “Neden görüşmüyorsunuz?” “İstesem görüşmeye devam edebilirdim ama ben sürümden ayrılmayı tercih ettim.” …

Okumaya Devam Et

14.03.2024

“Birinci Bölüm”> Yine de bu riske girecektim. Tabii önce onu sakinleştirmem gerekiyordu. İşimizi boşu boşuna zorlaştırmaya gerek yoktu. Kargalar zeki kuşlardı. Umarım ona yardım etmek istediğimi anlardı. Ama onu buraya bağlayan da insandan başkası olamazdı. İkimizi nasıl birbirinden ayıracaktı? Belki yumuşak sesim onu sakinleştirir, ona yardım ettiğimi anlamasını sağlayabilirdi. Biraz uzağından durarak onunla konuşmaya, canının çok acıdığını bildiğimi söylemeye başladım. Size bahsettiğim gibi onu oraya bağlayan insanla aramızda fark olduğunu söyledim. Makası görmesini sağlayıp yapmak istediğim şeyi ona anlattım. Annem de böyle yapıyordu. Ona; “Hayvan seni anlamayacağı hâlde neden o kadar açıklama yapıyorsun?” dediklerinde: “Biz onu anlamadığımız için onun da …

Okumaya Devam Et

13.03.2024

Birinci Bölüm: Okula gitmeden bir saat önce uyanırım. Odamda sessizce çalışmak için en güzel zamanlar. Bu saatlerde kodlama işlerini yapıyorum. Nasıl olsa klavyemin tıkırtısı kimseyi rahatsız etmiyor. Bir saat sonra okula gideceğim ve bir sürü dersten sonra tekrar evime dönene kadar robotumdan uzaklaşmak zorunda kalacağım. “Robotum,” diyorum çünkü onu kendim yapıyorum. Neredeyse bir buçuk yıldır onunla uğraşıyorum. Tamam, derslerim de çok iyi ama okul ortamını sevmiyorum. Bir türlü sevemedim işte. Bir sürü kalemin ve silginin birleştikçe yoğunlaşan kokusu, tebeşir sesi, sınıftaki çocukların isteksizlikleri ve kendilerini mecbur hissetmelerinin o gerginliği. Zaten işte o mecburiyet yüzünden teneffüslerde bu kadar gürültülü oluyor her …

Okumaya Devam Et

23.11.2023

Kar yağıyordu. Çocuk elindeki büyük çuvalı sürükleyerek kulübesine gitmeye çalışıyordu. Ayaklarının ve sürüklediği ağır çuvalın karda bıraktığı izleri takip eden bir leopar vardı arkasında. Leoparın karda bıraktığı izler çok hafifti. Çocuk arada bir arkasına bakıp leopara gülümsüyor ve tekrar yoluna devam ediyordu. Çuval gerçekten çok büyüktü. İnce olmasına rağmen dayanıklı bir bezden dokunmuştu. Tıka basa doluydu. Çocuğun beline kadar geliyordu. Çocuk orta boyluydu. Zayıf ve kaslıydı. Kasları sicim gibiydi. Kemikleri dayanıklıydı. Yüzü, elleri, bilekleri ve boynu, yani vücudunun giysilerinin örtemediği kısımları güneşin ve rüzgarın etkisiyle yıpranmıştı. Giysileri hayvan postlarından, eğrilmemiş yünden, işlenmemiş bitki liflerinden ve kemiklerden müteşekkildi. İçinde bulunduğu şartları …

Okumaya Devam Et