09.02.2019

Kuş kanatlarının kemiklerinden bir tür pan flüt yapmıştı. Nota dizilimi önemli değildi. Harmonik bir flüttü bu. Ona üflediğinde, gök dinleyecekti kendisini, asıl önemli olan buydu. Bir çocuk öyle söylemişti. Eğer böyle bir pan flüt yaparsa, çocuk sadece flüt demişti, gök onu gerçekten dinleyecek ve gerçek arzusunu verecekti. Çocuk da ninesinden dinlemişti bu masalı. Masallar gerçekti, biliyordu bu gerçeği. Kırk iki yaşında olmasına rağmen… Ve… İşte akciğerlerden çıkan havayla anlatmıştı kendisini. Düşüncelerini havaya iletmiş, hava flüte iletmiş, flüt de gökyüzüne fırlatmıştı onları. Gök dinlemişti. Ardından tam ayaklarının dibine yavaşça inen bir pakete sahipti artık çünkü. Cismani bir cevaba… Paketin içinden onun …

Okumaya Devam Et

05.02.2019

Bir fırın eldiveninin içinde tuhaf iki yüzük bulsaydınız ne yapardınız? Yüzükleri takardınız herhalde. O da öyle yapmıştı. Ellerine takmıştı onları. Böyle yaparak ateşe dayanıklı olacağını bilseydi de takardı. Hem de kalıcı olarak… Yüzük ellerine gömülüp kemiğine kaynaştığında ve üzerlerine parmaklarının derisinin kapandığına şahit olduğunda, henüz bunu bilmemekteydi. Yine de acı çekmediği için bunun üzerinde durmayıp halüsinasyon gördüğünü farz etmeyi tercih etti ama gördüğü bu halüsinasyonun etkisiyle fırın eldivenini takmayı unutup elleriyle daha yeni pişmiş bir tavuğu bulunduran metal tepsiyi kavrayıp yanmayınca, tanık olduğu şeyin gerçek olduğunu anlamak zorunda kaldı. İşte bazen anlamak zorunda kalırsınız; ama buna hiç de hazır değilsinizdir. …

Okumaya Devam Et

04.02.2019

Rüyasında uçsuz bucaksız bir uçurum görmüştü. Kendi elleriyle oyduğu, söğüt ağacından bir atçığa binmiş, uçurumdan aşağı süzülüyordu. Atçığın ayakları bile yoktu ki kanatları olsun… Buna rağmen ileri gidebiliyordu süzülerek. Uçurumun aşağılarındaki dünya garipti. Deniz kabuklarına binmiş küçük köpek yavrularıyla yan yana süzülmekteydiler. Bu şaşırtıcı bir şey değildi. Uyanacağını bilmemesine rağmen… Bir yanı, şaşacak hiçbir şeyin olmadığını düşünüyordu. Oysa belki de şaşırmak da yaşamanın esprilerinden biriydi. Şaşırmayan birisi, olağanüstü bir şeyi gördüğünde ne fark edecekti ki?

Okumaya Devam Et

01.02.2019

Bitki ve hayvanların; cansızların ve en önemlisi havanın düşündüğünü konuştuğunu, biz insanlarınsa tıpkı onların eski hallerinde olduğumuzu düşünsenize.. Ne değişir? Her şey mi… Düşünün bir kere… Kaya ile kurbağa konuşmak için birbirlerinin dilini öğrenmeye çalışırken insanlar, yani bizler, onlar için yaratılmış birer süsmüşüz. Mesela, kaya dünyayı dolaşmak istiyor ve binek olsun diye bir insanı eğitiyor. Kurbağa, sıçrarken yumuşak bir yere düşmek için bir insanın karnını şilte misali kullanıyor… Sırf şilte olması için bir insan besliyor, düşünsenize… Sineklerin insan çiftlikleri var… Pireler ve sinekler arasında savaş oluyor bunun için. Başka hiçbir hayvanın kanını emmiyorlar; çünkü onlar düşünebilen yaratıklar… Yani hayvanlar… Bitkiler …

Okumaya Devam Et

17.01.2019

Bir sayfiye yerinin çarşısı boyunca yürümekteydi. Birkaç dükkandan, birçok tezgahtan müteşekkil küçük bir çarşı… Çarşının en ucunda, gözleme ve kek satan bir dükkan vardı. Tüm gün boyunca yüzdüğü ve çarşıya kadar epeyce uzun bir yoldan geldiği için açlıktan karnı guruldamakta, halsizlikten adımları sarsaklaşmaktaydı. Onun için de bu gözlemeci dükkan şimdilik derdinin tek dermanıydı. Dükkandan çıkanlar epey mutlu görünmekteydi. Hallerinden hoşnut birer kedi gibi… Adeta yolda uyuyabilecek denli doyup gevşemişti hepsi… Doğa üstü bir tür rahatlamışlık vardı yüzlerinde. İçeriye girdi. Tertemizdi ortalık ve harika kokuyordu. Karışık bir gözlemeyi bir bardak ayranla, ardından çikolatalı keki, bir espresso eşliğinde içti. Gevşemişti… Sanki sarhoş …

Okumaya Devam Et

08.01.2019

Kalabalık ve başına buyruk bir yerdi. Her günahın sıradan sayıldığı… Belki de dünyadaki tek yer… İşte orada, kumarhanelerden ve otellerden ve batakhanelerden ve nikah salonlarından nasılsa uzak kalan bir köşede, bir bina vardı. Bu bina ne bir bardı ne de buna benzeyen başka bir yer… Bir tapınaktı… “Ahlaksızlar Tapınağı” Kapının dışında öyle yazıyordu en azından. Çok az kişinin görebileceği iç tarafta ise: “Tanrısız Tapınak” sözcükleri yazılmıştı belirgin ama mütevazı harflerle. Bu insanlar ateist değillerdi. Birçoğu severdi tanrıyı ya da tanrıçayı… Adı, cinsiyeti, yaşı, cismi, sayısı fark etmezdi. Çünkü mesele o değildi bu tapınağın mensupları için. Mesele, tapınmak falan da değildi. …

Okumaya Devam Et

29.12.2018

Kitapları yakmak bana her zaman zevk vermiştir. Bedelsizce çoğaltıldığı sanılan, bir sürü ağacın yok olmasına mal olan kitapları… Hoş, benim çözümüm zerrece doğru değil; ama… Kitap kadar sevilen bir şeyin, sevilmesi gereken bir şeyin, ağaçları yok ederek oluşturulması… Haksızlık… Büyük balık küçük balığı yer, hareketli canlı, hareketsizi keser… Böyle gider bu… Neden? Neden böyle gider? Bir sürü farklı çözüm varken; neden ağaçlar kadar kadim canlılar yok olur bu uğurda? Yakmak doğru değil, evet biliyorum ama ne doğru ki? Bir paradoks oluşmuyor mu yaşadığımız her saniyede? Mis gibi koktuğunu söyler insanlar kitapların. Bana göreyse leş kokarlar. Duman da öyle… Ateş de …

Okumaya Devam Et

26.12.2018

Elime bir çift yumurta geçmişti. Üç gün boyunca göğüs iç cebime koymam yeterliydi kuluçka için. Gece-gündüz… Sonra o yaratıklar çıkacaktı, büyüyecekler ve yumurtlayacaklardı. Bana bu yumurtaları veren, oldukça fazla yumurtladıklarını söylemişti. Benim görevim bu yaratıkları çoğaltmaktı. Bir tek yumurta bile boşa gitmemeliydi, öyle söylemişti… Yaratıklar aynı anda çıktılar küçücük yumurtalarından. Sis gibiydiler, şekilsizdiler. Hangisinin erkek hangisinin dişi olduğunu anlamaya imkan yoktu. Belki de çift cinsiyetliydiler salyangozlar gibi. Bu yaratıkların adı, “Hayal Tomurcukları” idi. Hayale ihtiyacı olan dünyaya bir nevi takviyeydiler. Ondan sonra bir sürü yumurta bulmaya başladım iç cebimde. Zaten yumurtlar yumurtlamaz bırakıyordum onları dünyaya ve hemen ihtiyaç duyuldukları yere …

Okumaya Devam Et

24.12.2018

Birkaç haftadır müdavimi olduğum barda oturmuştum. Şu eski para atılarak çalıştırılan müzik kutularının daha teknolojik versiyonlarından vardı. Ben de o yarımlaşamamış, sadece bozuk paranın ucunu alabilecek kadar yarımlaşmış ağzına devamlı bir liralık lokmalar tıkmak suretiyle besliyordum onu. O yarım yuvarlaklaşmaktan aciz ağzı, ben para tıktıkça büyüyüp olgunlaşmayacaktı. İstediğini veriyorduk nasılsa. Neden değişmeye, evrimleşmeye gerek duysundu ki? Her bir lira, üç şarkı ederdi ve ben her üç şarkı çalma hakkımı tek tercih yapmak için kullanıyordum. Eh, belki ağzı yarım yuvarlak bile değildi; ama ben ona bir verirken o bana üç veriyordu. Hakkını vermek gerekti alete. Bir toprak değildi; ama toprak olsa …

Okumaya Devam Et

21.12.2018

Doğuştan kuduzdu. Evet, bu hastalık kimseye bulaşmazdı; ama genetiğinde böyle bir şey vardı. Sık aralıklarla salya üretir, irtifalı yerlerdeymiş gibi oksijen kapmak istercesine soluklar alır, sudan nefret eder, karanlığı sever, en ufak şeye kızar ve incir çekirdeğini doldurmayan şeylerden nem kapıp huysuzluk nöbetleri geçirirdi. Vücut ısısı da pek fazlaydı kendisini bildi bileli. Ayrıca, cinsel iştahı çok küçük yaşta artmış, başını sık sık derde sokmasına neden olmuştu. Sudan hoşlanmamasına rağmen kudurganlığını beslediği, onun kendi doğal ortamında hissetmesini, rahatlamasını sağladığı için alkole bayılırdı. Alkolü mezelere katarak tükettiği bile olurdu. Katı kıvamlı, kaymak gibi haydarinin içine en sertinden bir çay bardağı alkol… O …

Okumaya Devam Et