22.03.2018

Galiba on üç yaşına bastığı günün ertesi günü fark etmişti. Bir sırrı vardı. Kimseye söyleyemeyeceği bir şey… Kendisine bile… O Midas’ın kulaklarının eşek kulakları olduğunu kuyuya söyleyen berber değildi. Sırrını içinde büyüttü ve büyüdü. Bir sürü insan girdi hayatına. Bir sürü insan zaten vardı ama hiç kimseye söyleyemedi. Kimseyi sırrını söyleyecek kadar yakın görmedi… Genç yaşında, çok severek evlenmişti. Eşiyle her şeyi paylaştı. Sırrı dışında… Çocukları oldu. Her saniyesinden haberdardı ailesi ama sırrını bilmiyorlardı. Yabancı bir sürü insanla konuştu. Onlara anlatsa hiç kimsenin haberi olmazdı ve rahatlardı belki ama kimseye sırrına dair hiçbir şey anlatmadı. Yaşlandı. Torunları oldu. Ölmek üzereyken …

Okumaya Devam Et

16.03.2018

Geniş bir caddede, kollarını sallayarak ve şarkı söyleyerek yürüyordu. Yanına yaklaşan biri incecik sesindeki mutluluğu ayırt edebilirdi. Orta boyluydu. Koyu renkli saçlarında yer yer daha açık renk boya kullanarak yapılmış süslemeler ve yaptığı makyaj… ona bakan birisi her yönden mutlu olduğunu düşünürdü. Gerçekten de mutluydu. Çok iyi bir işi vardı. Onu çok mutlu eden bir birlikteliği henüz başlamıştı ve son hızla devam etmekteydi. Ailesiyle arası mükemmeldi. Gözle görünür hiçbir sorunu yoktu. Aslında, gözle görünmez hiçbir sorunu da yoktu. Yürürken bir dilencinin yanından geçerken fark etmişti. Dilenciyle aynı şarkıyı söylüyorlardı. “Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın…” Dilenci dişleri dökülmüş ağzıyla, genç kadın …

Okumaya Devam Et

14.03.2018

Kilden heykeller yapıyordu. Mesleği buydu. Sanatçı… Seramik sanatçısı… Sonra onları fırınlayacaktı. Sonra da satacak, para kazanacaktı. Sonra yine heykel yapacaktı ve böyle devam edecekti. Yaşlı bir kadın, fırın yandığı için aşırı sıcaktan kafasının bulandığı bir anda, atölyesine girip ondan bir siparişte bulunana kadar çok az kişi varlığından haberdardı. “Heykelimi yap…” Selam dahi vermeden böyle demişti, yüzü kırış kırış olan, gözleri sırlanmış kaya gibi parıldayan kadın. Bir kayayı neden sırlamaya gerek duyacağınız tamamen ayrı bir konuydu. İstifini bozmamıştı genç kadın ve ne kadar büyüklükte bir heykel olmasını istediğini sormuştu yaşlı kadına. –Ben ne kadar büyüksem… Fırın yeterince büyüktü; ama kilden yapılmış …

Okumaya Devam Et

24.12.2017

Mutsuz bir adamdım ben. Gerçeklik serumuna benzeyen bir şey icat etmiştim. Bunu içen insanlar en kötü düşüncelerini, saklama gereğini duyduğu hislerini ilan ediyorlardı. Bunu insanlara içiriyor ve bekliyordum. İğrenç sırlarını dinliyordum sonra. Bereket herhangi bir eylem yapmıyor, sadece konuşuyordu çoğu. Birkaçı denemişti gerçi akıllarındakini eyleme geçirmeyi… Zaten kırk-kırk beş dakika sonra etkisi geçiyor, hiçbir şey hatırlamıyorlardı. Bir gün bir kızla tanıştım. Yirmi üç yaşındaydı. O kadar umutsuz ve o kadar iyi bir insandı ki, önce hakkında hayal kırıklığına uğramaktan, onu sevmekten vazgeçmekten korktuğumdan o içkiyi içirmeye cesaret edemedim. O kadar iyi bir insandı ki, eğer o da kötü çıkarsa dünyaya …

Okumaya Devam Et

17.11.2017

Geniş bir caddede yürümekteydi. Kaldırımda yer yer geniş çukurlar, çukurların içlerinde cılız ağaçlar sıralanmıştı. Her dakika egzoz soluduklarından mı bu kadar cılız kalmışlardı? Kaldırımın kenarında bir mısır satıcısı ne yaptığını, neden orada beklediğini unutacak kadar işsiz kalmıştı. Öylece pineklemesinden belliydi. Canı mısır istemese de adamcağızın biraz hareketlenmesi, umutlanması için bir mısır almaya karar verdi. Seslendiğinde, anında umutla irkilmiş olması verdiği paraya değmişti. Mısırdan bir ısırık aldı. Taneler dişlerinde patladı ama tuz koydurmayı unutmuştu. Adama tekrar el etti. Adam minnettar, hemen cömertçe tuzu mısıra döktü. Mısır güzeldi. Şu küçük ama olmuş tanelilerden… Yoluna devam etti. Durakta durup otobüs beklemeye koyuldu. Tam …

Okumaya Devam Et