07.04.2020

Elinde bir megafon, devamlı bağırıyor. Keşke megafon taşımasa… Ne dediğini de anlayamıyorum ki. Bir şey satıyora da benzemiyor. Ne diye bağırıyor bu adam? Yaklaşıyorum… … “Ne iş olursa… Ne iş olursa… Vallahi billahi yaparım! Her işi yaparım abi! Allah rızası için! İş istiyorum abi! Abla! Abla o çantalar çok ağır değil mi?” Bunu söylerken megafonu kapatıyor. Gerçekten çok ağır torbalar taşıyan yaşlıca bir kadına söylüyor bunları. Kadının torbalarını ve sırt çantasını çabucak alırken; “Para istemez,” diyor.

Okumaya Devam Et

06.04.2020

Kapımın önüne şangırtıyla bir şey atılmıştı gecenin yarısında. Bu sese uyanmayanın uykusuna şaşardım. Acaba hırsızın teki kilidi mi açmaya çalışıyordu? Kilitlememiştim ki, kolayca açabilirdi. Kapım çelik bile değildi. Hem bir hırsız bu kadar gürültü yapamazdı. Pijamalarımla, sopa ya da silah almadan dış kapıyı açtım. Bez bir torbanın içine konulmuş, büyük bir kısmı, yani direği torbadan çıkmış bir tabela vardı eşiğin önünde. Tabelanın ne işi vardı burada, zaten hiçbir fikrim yoktu da bez torba üzerinde ne yazıldığını gizlediğinden meraktan elime aldım. Sanki kararmış gümüştendi. İçeriye girdim, bez çantayı sıyırdım ve tabeladaki yazıya baktım. ‘0’ Sadece sıfır rakamı yazıyordu. Nedense müstakil bir …

Okumaya Devam Et

21.03.2020

Gözler onundu, Eller onundu, Ayaklar, gövdeler, saçlar, onundu. Biz onunduk. ‘Biz’ diye bir şey yoktu, Sadece avunuyorduk. Onundu gökyüzü, Yıldızlar, ay onundu. Yeryüzü onundu, Solucanlar, köstebekler, karıncalar onundu. Ama o bizimdi. ‘Biz’ diye bir şey vardı. O sadece avunuyordu.

Okumaya Devam Et

13.03.2020

Oturmak ve hiçbir şey yapmamak ona göre bir şey değil. O da ne olursa olsun boş kalmamaya çalışıyor. Oturduğu zamanlar afakanlar basıyor çünkü. Akciğerleri kıpırdayıp nefes almak için kendisini açmıyor havaya. Öyle olunca da panik yapıyor işte. Hapse düşmüştü on yıl boyunca. O zaman bile bir sürü şeyle uğraşmıştı. Etliye sütlüye karışmamıştı ki tecrit cezası yemesin. Şimdi hapisten çok daha büyük bir dert var başında. Can sıkıntısı… Ne yapacağını bilmiyor. Bir şey yaparken de bu defa da panik, can sıkıntısına karışıp onu parçalıyor. O da çareyi unutmakta buluyor. Beyni sağ olsun, hayatta kalması için yapabileceği tek şeyi yapıyor. Unutuyor ve …

Okumaya Devam Et

07.03.2020

Zengindim. İstediğim her şeyi alabilirdim paramla. Yatırımlarım boldu. Bir iş de yapmıyordum. Sadece takılıyordum. Dünyayı gezmiyor, şiir yazmıyor, kitap okumuyor, spor yapmıyor, yüzmüyordum. Birisini sevip sevmediğimi bile bilmiyordum. Sevgi benim için hayatımdaki bir sürü muammadan biriydi. Aslında muamma bile değildi. Umursamayıp ‘muamma’ deyip geçiyordum her şeye… Ne yaptığımı bilmiyordum. Sabah kalkıyordum, bir şekilde akşam oluyordu ve tekrar sabah kalkıyordum. Uzun zamandır saatim yoktu. Yakın zamanda bir arkadaşım altın bir kurmalı saat almıştı; ama kurmayı çoğunlukla unuttuğum için güvenilir değildi kolumdaki zaman. O saati bana kimin aldığını bile hatırlamıyordum. Babamdan kalma paramın suyunu çekeceği, benim kendime geleceğim, hayatın anlamını falan arayacağım …

Okumaya Devam Et

05.03.2020

Bir kafede, benden önce birbirlerini umursamayan binlerce insanın oturduğu soğuk bir sandalyeye oturup soğuk bir masaya dirseklerimi dayadım. Önümde sentetik, köpükten bir bardak vardı ve üzerinde ismim yazılıydı. Keşke söylemeseydim gerçek ismimi. Bir soğuk ağıza daha ihtiyacı yoktu üşüyen ismimin. Bardaktaki sıcaktı. Orada kahve olmayan iki şeyden tarçın kokanını içmekteydim. İnsanın içini ısıtıyordu. Kafeinin alan sıcaklığı yoktu onda. O, gerçekten veriyordu. Kafeini sevmediğimden değildi; ama doğru doğruydu. Ne kadar sevsem de, ihtiyaç da duysam, kafeinin bir şeyler almadan vermişliği yoktu. Hele şimdiki kafein içeren şeylerde daha çok seziliyordu bu durum. Telefonumun ekranını açtım. Şifre mifre koymazdım. Hemen açılmıştı onun için. …

Okumaya Devam Et

01.03.2020

Denizi hiç görmese, suyunun tuzlu olduğunu bilip hiç tadına bakmasa da onu hiç merak etmiyor bazen. Sonra bir şiir okuyor, aklına deniz düşüyor. Ertesi gün unutuyor, hop bir daha geliyor aklının başucuna konuveriyor, orada çöreklenip aklını başından ediyor. Denizi hiç görmemiş ya, ölümünün denizden olmasını umuyor her nedense. Nasıl olsa ölüm er ya da geç başına gelecek, ölümden kaçış yok ya, kesin olacak olan tek şey denizle ilgili olsa bari diyor. Saçma sapan bir totem işte. Bir gün çalışmaya denize kıyısı olan bir yere gidiyor. Gelir gelmez vapura bindiriyor akrabası onu. O da ne yapsın, ölüme, hayatındaki tek mutlak şeye, …

Okumaya Devam Et

24.02.2020

Bir sürü tuğla dizilmişti. Onların kimin olduğunu, ne işe yaradığını bilmeden yerden alıp alıp atmaya başladı. Kırılıyor, kırılıyordu teker teker. Hepsi paramparça olmuştu. Onların ortalarında, büyük parçaları, tekrar atıp parçalamak için aranırken bir adam geldi ve onu gördü. Adam iri yarıydı. Onun altı-yedi katıydı. “Ne yaptın! Bu tuğlaların hepsini sen mi parçaladın!” demişti gözlerini patlatarak. “Evet, daha var mı?” Çocuğun yüzündeki ifadeyi bu durumdan zarar görmemiş birisi olsa kesinlikle çok sevimli bulurdu. Oysa adam titremeye başlamıştı kızgınlıktan. “Bu tuğlalarla bir duvar örülecekti! Sen ne yaptın? Baban kim?” Durumun vahametini anlamıştı şimdi. “Duvar mı? Ev duvarı gibi mi? Ama olamaz ki, …

Okumaya Devam Et