Tavuğun derisini yüzdüm. Pişirdikten sonra yüzdüğümden tavuk harika kokuyordu. Derisinin kokusu da sinmişti. Yememek için kendimi çok zor tutuyordum. Oysa onu kedilere vermeliydim. Onlar çok seviyorlardı, biliyordum. Ben de onları seviyordum. Deriyi de seviyordum ama… kedileri daha çok seviyordum. Hiç sevmediğim; ama kedilerin sevdiğini bildiğim parçaladığım bir adet yumurta sarısıyla birlikte bir kaba koydum derileri ve onlara ikram ettim. Yumurtanın sarısını hiç sevmezdim.
Etiket: #hikaye
11.07.2020
Bir çayırda sakin sakin otlarken görmüştüm onu. Mis gibi kokuyordu. Daha önce öyle bir şey görmemiştim. Sanki bir varlığı yoktu, nurdandı sanki. Daha önce öyle bir yaratık görmediğim için telefonumla fotoğrafını çekmek ve görselini aramak niyetiyle yanına yaklaştım, sakince bana baktı. Resmen poz bile verdi inanabiliyor musunuz? Hiçbir eşleşme bulunamamıştı. Gerçekten eşsiz bir yaratık olmalıydı. Heyecanlandım; ama bir şey keşfettiğim için değil. Ya başkaları onu rahatsız ederse diye. Yanına gittim, bir hayvan gibi kokmuyordu. Çok farklı kokuyordu. Yasemin çiçeği gibi mesela… Ona tam olarak benzemese de; o karakterde bir koku olduğunu söyleyebilirdim. Boynuzuna dokundum, yumuşacıktı. Kavga etmek ya da kendisini …
10.07.2020
Hayallerimle ben ayrı insanlarmışçasına farklıydık. Saatlerce hayaller kuran birisi olduğum mümkün değil anlaşılmazdı. Rutinime bağlı, asık suratlı bir insandım. Bunu bilsem de düzeltmek için; değişmek, hayallerimi yaşamak için hiçbir şey yapmıyordum. Hayatımdaki tek soru kendimle yaşamayı nasıl kıvırabildiğimdi. Ta ki bir uyurgezer olduğumu, bir gizli kamera kayıtlarından, binlerce insanla birlikte öğrenene dek…
09.07.2020
Yanılmıştım. Zaten hep yanılmıyor muydum? Bir şekilde herhangi bir şey konusunda yanılmak, ilk defada ayakkabılarımı bile raftan alırken tutturamamak, benim için son derece alışıldık bir şeydi artık. Ama bu kez gerçekten, fena hâlde yanılmıştım. Tüm hayatımın her anında yanılıyor olmamın bir açıklaması vardı şimdi. Ben, ben değildim. Sadece bir insanın yarattığı, kendisinin nasıl olması gerektiğini düşünerek ölçüp biçtiği üç boyutlu bir heykeldim.
08.07.2020
Keçi gibi kokuyordu. Yok yok, aslında bir keçiden çok daha kötü kokuyordu. Ağılda beklemiş onlarca keçinin kokusu onda birikmişti. Üstelik bir keçi kötü koktuğunu bilmezdi ki bunu düzeltebilsin. Zaten iletişim kurduğu canlılar da kendisi gibi koktuğundan bir keçi için bir sorun yoktu. Oysa bu adam için durum hiç de öyle değildi. Kötü koktuğunu bilmesine rağmen bunu düzeltmek için bir şey yapmıyordu. Sokakta yaşamamasına rağmen hem de. Kötü kokan insanlardan hep korkmuştu. Ona göre kendilerine değer vermedikleri için onlardan her şey beklenirdi. Aslında bu kendi fikri değildi. Annesi böyle söylerdi hep. Kötü kokan insanlara o da kötü davranır, kendisine de onlardan …
07.07.2020
Her hareketinden, nefes alışından, iç çekişinden, konuşma tarzından nefret ettiğimi iliklerimde hissediyordum. Nefret sevgiye çok yakındır diyenlere de zerrece katılmıyordum. Öyle değildi o iş. Umursadığım için nefret ettiğim doğruydu; ama umursamamın nedeni onu sevmem değildi. Yarama basmasıydı. Yaranızı kanatan insanları neden sevesiniz ki? Mazoşist misiniz siz? Ben değildim. Ben, beni iyileştiren insanları severdim ve onu iyileştirmeye çalışarak sevgimi gösterirdim. Bu durum o kadar da karmaşık bir şey değildi ki. Karmaşıklaştıranlar, sevdiklerini bıçaklayanlar, onlara psikolojik işkence yapanlar utansın. Çünkü kolaya kaçıyor onlar. Zarar vermenin basitliğine… Bazıları zarar verdiklerini bile bilmiyor; ama etraflarına özenle bir baksalar, karşılarındakini bir gerçekten dinleseler anlarlar. Oysa …
05.07.2020
Yürüdüğün her adımın bir mücadele olduğunu düşünsene bir. Ya bir yamacı tırmanıyorsun, ya da bir yamaçtan iniyorsun. Sen bir dağın eteklerinde ikamet ediyorsun. Yaşadığın evde bile odana yürürken yer eğimli… Vadide bir şey yetiştirmek zorundasın. Karnını doyurmaya mecbursun ne de olsa. Ve diğerlerini… O durumda bir de aşık olduğunu düşün. Bazen çok hafiftir adımların. Aranızda aslında gündelik; ama sana mucizevi gelen bir şey geçmiştir. “Nasılsın?” demiştir sana meselâ. “AA, sesin kötü, hasta mı oldun?” demiştir belki ve elinin tersini alnına koyup ateşine bakmıştır sevgiyle. Gözleriniz çarpışmıştır ya da… Bazen de o lanetli adımlar ağırlaşır. Dünyaya geldiğine pişmansındır o zamanlar. Yok …
04.07.2020
Gökyüzüne baktığında bir an hiçbir şey görmedi. Panik olmasına gerek yoktu; çünkü bir hapishanedeydi. Öyle basit bir hücre değildi burası. Hiçlik simülasyonuyla suçluyu sıfırlayıp yeniden inşa etmek üzere tasarlanmıştı. O da buranın yaratıcısı ve ilk deneğiydi. Kendisini şekillendirsin diye, güvenilir tek dostunun ellerine bırakmıştı. Hatırlamak istemeyeceği kadar verisiz bırakıldığı, belirsiz bir zaman, daha doğrusu sadece kırk sekiz saat boyunca orada kalmıştı. Sıfırlanma süreci bitmişti. Şimdi hiçliğe veriler; yani bir geçmiş ve uyacağı bir karakter şablonu yerleştirme işlemine geçiliyordu. Yeni kişiliğini kendi elleriyle programlamıştı. Arkadaşına düşen sadece “başla” tuşuna basmaktı. Bunun için de üç yüz altmış saat gerekliydi. Oradan çıktığında yarası …
01.07.2020
Çişi gelmişti. Oysa o hayran olduğu adamın karşısındaydı. İkisi bir odadaydılar. Yıllardır ilk defa bu kadar yakınlaşmışlardı. Hatta kendisine iltifat bile etmişti. Ama… çişi vardı işte. İşlerini bitirdikten sonra, yanına yaklaşmış, uzun zamandır ona ilgi duyduğunu söylemişti. Oysa onun çişi vardı. Dikkatini verecek durumda değildi. Mutlu olup olmadığını bile anlayamamıştı. Neden mutlu olmayacaktı ki? Yıllardır platonik olarak hoşlandığı adamın da kendisinden hoşlandığını öğrenmişti. Bir tuvalete kadar gidip gelse… ama çok biçimsiz olurdu. Sanki hiç etkilenmemiş gibi. İşte, şimdi bir yerde bir şeyler içmeye davet ediyordu kendisini. Elbette kabul etmişti. Ne olduğunu; nasıl hissettiğini bile anlamadan olmuştu her şey. Konuşmalarını bitirir …
29.06.2020
Kalktığında bir yılanı omuzlarına dolanmışken buldu. Aklına hemen sosyal medyada çok dolaşan, yılanın sahibini yemek için etrafına dolandığı safsatası geldi. Elbette buna inanmıyordu ama bu yılanın onun evinde, onun yatağında ne işi vardı? Onu neden sokmamıştı? Zehirli miydi? Başı tam kulağının hizasında olduğu için kolayca duyuyordu tıslamasını. Yatıştırırcasına tıslıyordu. Yavaş yavaş, bu tıslamaya gizlenmiş sözcükleri seçebildi. “Saklanma…” Diyordu yılan. “Saklanma… Sakın saklanma… Sırları severler; ama çözmeyi sevmezler. Tembeldir onlar. Sen saklanma…”