Telefonumun ekranında onun adını görmek tuhaftı. Adı ve soyadı yazılıydı rehberde gerçi ama belki de aramızda resmiyet olduğunu hissetmediğim tek kişiydi. Uzun zamandır haber almamıştık birbirimizden. Aramızda kötü bir şey geçmemişti ama nedense uzaklaşmıştık. Kim bilir, benim anlayamadığım, görünür bir şey olmadığından da sormaya cesaret edemediğim, küçük gibi görünen bir ayrıntı vardı. “Merhaba,” yazıyordu mesajda. Sıradan selamlama sözcükleri kullanmazdık biz oysa. Doğrudan doğruya konuya girerdik. Ne olursa olsun hep böyle yapmıştık şimdiye kadar. Ben de merhabasına karşılık verdim mecburen. “Müsait olduğunda bir yerde oturup konuşabilir miyiz? Ne zaman uygunsun?” “Tamam, akşam bana gel. Bir çay içer konuşuruz ne konuşacaksak?” “Tamam, …
Etiket: #hikaye
26.06.2020
Bir gemide çalışıyordu. Hemen hemen her türlü gemide, her işte çalışmıştı. Yeter ki gemi olsun. Ayakları sabit bir zemine değil de devamlı yaylanan bir zemine bassın… O her işi yapardı. Yeter ki, bir dakika bile olsa denizin kokusunu alsın… O mektubu alana kadar böyle ölmeyi planlıyordu ama mektup onu karaya çağırıyordu. Ağabeyi ölünce; babası, ağabeyinin karısı ve üç çocuğu geride kalmıştı. Hiçbiri de iş görebilir durumda değildi. Tarlanın işçiye ihtiyacı vardı ve bunu yapacak tek kişi kendisiydi. Eşyalarını toplayıp istemeye istemeye gitti köyüne. Oradan kaçışını bugün gibi hatırlasa da… Oradan nefret etse, yaklaşan her adımda göğsü tıkansa da… Köyünden kaçarken …
25.06.2020
Süslenmiş bir masanın başında oturuyor. Masanın etrafında başka hiç kimse yok. O masa boşu boşuna mı süslenmiş? Eğer zihnine bakabilmeyi sağlayan özel bir gücünüz olsaydı ve zihninin içine girebilseydiniz, en azından ilk katmanında sadece büyük bir hoşnutluğun var olduğunu görebilirdiniz. Süslenmiş bir masanın etrafındaki tek kişi olmak, demek ki bu durumda, yani onun için, o kadar da kötü değildi. Hatta son derece mutlu etmişti onu. Aslında zihnine bakmaya bile gerek yoktu. Yüzündeki gülümsemeden de anlayabilirdiniz. Acaba neden koskoca bir masada tek başına oturmak onu mutlu etmekteydi? Bu, masada oturduğu mekânla ilgiliydi. O mekânı sonunda satın aldığından, tek başına kutlamak için …
23.06.2020
Tuhaf görünümlü bir bina var oturduğum evin civarlarında. Benden başka kimse, en azından benim yanımda bu binanın tuhaflığına ilişkin bir tek kelime etmedi. Ben bir şeyler söylersem bakıyorlar ve hayretle beni onaylıyorlar o kadar. Artık binanın tuhaflığından çok bu tuhaf gelmeye başladı. Bina da nasıl biliyor musunuz… Bir çaydanlık gibi; ama çeperlerinde küçük çaydanlık ağızları var. Yani birden çok kavisli ağzı olan bir çaydanlık biçiminde olan bir bina size de garip gelmez miydi yahu? Bu arada bir apartman mı, iş merkezi mi, yoksa başka bir şey mi bilmiyorum. Kapısını bile seçemedim. Yanına yaklaştım, etrafında dolaşmaya çalıştım; ama hep bir işim …
21.06.2020
Bir lise öğrencisine hiç benzemeyen, omuzlarında tonlarca yük bulunuyormuş gibi davranan, belki de gerçekten öyle olan genç bir adamdı. Aslında bir adam olamamıştı henüz. Bir ergen olduğunu söylemek çok daha doğruydu. Deri bir bel çantası, çantanın içinde büyük bir tütün torbası ve sigara kağıtları, filtre yoktu çünkü filtresiz sigara içmeyi seviyordu, genelde boş olan cüzdanı ve devamlı çatallı bir sesi, en az sesi kadar çatallı düşüncelerinden ibaretti tek serveti. Bir de evlerindeki özensiz; ama sigara kokusu haricinde temiz kıyafetleri… Ha… Birkaç da kitap… Çoğunlukla kütüphanelerden okuduğu için o da. Yoksa zihnindeki kitaplar fazlaydı aslında. Bir filozof gibi düşünmeyi öğrenme isteğiyle …
20.06.2020
‘Denizden yeni mi çıkmıştı, neydi;’ diye başlar hani o şiir. Onu gördüğümde, yanımdan geçerken havasını kokladığımda hep o şiir gelir aklıma. Deniz gibi kokar. Oysa adı Toprak. Ne kadar ironik değil mi? Şiirin aksine o bir kız değil, iri yarı bir adam. Elleri de şiirdeki gibidir. Balık kılçıklarını anımsatır insana. Bunun nedenini sormaya cesaret edemedim hiç. Bir sürü işte çalıştığını biliyorum ama. Çocukken bir trende çalışırmış önceleri. Sonra büyüyüp makinist olmuş. Tren ona dar gelmiş, gitmiş bir lüna parka makine sorumlusu olarak iş bulmuş. Ondan sonra bir sürü iş yapmış. En son da… Şimdi emekli işte. Kahvede oturuyoruz birlikte bazen. …
19.06.2020
Yaşlı olsam da sokaklarda yaşayan bir köpeğe göre son derece genç göründüğümü söyleyebilirim. Bunun nedeni biraz kendi seçimlerim, biraz genetik mirasım, biraz da şansım… İnşaatta çalışanların, hamalların ve buna benzeyen teriyle hayatta kalan insanların ellerini yaladığımdan da olabilir. Yapabildiğim kadarıyla kuşları ve sağlıklı hayvanları öldürerek yaşadığımdan da… Biliyorum, şimdi kesin soracaksınız kendi kendinize. El yalamakla, hayvan öldürmekle genç görünmenin nasıl bir ilişkisi var? Tuz dostlarım… Cevap tuz… İnsanlar bizleri akıllarıyla evcilleştirdiklerini zannederler. Onların ellerini yalamamız bir nevi yaltaklanmanın, sevginin gereğidir onlara göre. Bu şekilde inanmak isterler. Oysa asıl sebep tuzdur… Gerçek, sağlıklı tuz… Bizler terlemeyiz. Kendi terimizi yalayamayız böylece. Ya …
18.06.2020
Oltu taşından takılar, çoğunlukla tesbihler yapıp satardı. Küçücük boncuklara harfler oyar, onları, boncuk boncuk, iplere, tellere ya da misinalara dizerek kelime ve cümlelere dönüştürürdü. Takıların ya da tesbihlerin bir yerlerine, çoğunlukla klipslerine veya imamelerine küçük bir büyüteç aynacık koyardı. İşte onlarla bu harfleri okumayı kolaylaştırmaya çalışırdı. İnsanların takılarında ya da tesbihlerinde ne yazdığını bilmesini isterdi elbet ama daha çok yazmakla ilgilenirdi o. Doksan dokuzluk tesbihlere Allah’ın doksan dokuz ismini yazardı. Onun dışındaki tesbihlere farklı şeyler yazmayı tercih ederdi. İyi ahlaktan, şiddetin değil, düşünerek eyleme geçmenin öneminden bahseden küçük kıssalar ya da hikâyeler. Sadece bu yazılanların çoğunlukla otuz üç sözcük olmasına …
17.06.2020
Bir anlık gülümsemesini görebilmek için, o mutluluktan cıvıldayan sesiyle sarf ettiği bir tek kelimeyi duyabilmek için arabasıyla kilometrelerce yol yapmaktaydı. Zamanı, yakıtı ya da başkalarının ne diyeceğini zerrece umursamıyordu. Sadece o vardı aklında, yalnızca onu görüyordu karşısında. Yol sadece basit bir detaydı. Cama yapıştırdığı, kendi elleriyle yaptığı orta boy kalp yastığın üzerinde basılı olan bir fotoğrafı vardı. Araba hareket ettikçe bir öne bir arkaya gidiyordu. Tıpkı gerçek hayatta kendisine yaptığı gibi… Ona, çok sevdiğini bildiğinden kendi elleriyle yaptığı turunç reçelini götürmekteydi. Kavanozun üzerindeki basit kendiliğinden yapışkanlı kağıda kendi elleriyle karakalem resimlerini yapmıştı. Resim yapmaktan iyi anlardı. İkisi yan yana durmaktaydı. …
15.06.2020
Nefessiz kalmıştı. Eşinin öldüğünü söylediklerinde ne yapacağını bilememişti. Profesyonel asker olan o değil miydi? Aniden ölmesi gereken… Yani en azından ölse kimse şaşmazdı. Bu işinin doğasıydı. Oysa bir öğretmen olan eşiydi ölen. Hem de ani bir kurşunla… Şaka gibi gelmişti ona duyduğunda. Kulaklarında en sevdiği takı olan, çocukken ona kendisinin hediye ettiği baykuşlu bir küpe vardı. Sol kulağındaki yamulmuştu. Sıyrılmış kulağından kanı temizlenerek teslim edilmişti ona. Kimseye aldırmadan kulağını deldirip kendisi takmıştı. Bir daha da göreve gitmemiş, emekliliğini istemişti. Artık alkolik bir adamdı. Rakıdan başkasını içmezdi önceleri ama şimdi köpek öldüren içiyordu. belki daha çabuk ölürdü. Daima beli ağrıyordu artık. …