21.03.2020

Gözler onundu, Eller onundu, Ayaklar, gövdeler, saçlar, onundu. Biz onunduk. ‘Biz’ diye bir şey yoktu, Sadece avunuyorduk. Onundu gökyüzü, Yıldızlar, ay onundu. Yeryüzü onundu, Solucanlar, köstebekler, karıncalar onundu. Ama o bizimdi. ‘Biz’ diye bir şey vardı. O sadece avunuyordu.

Okumaya Devam Et

20.03.2020

Kaçmıyor, hiçbir bahane aramıyor. Tersine üstüne gidiyor her şeyin. Buna rağmen olmuyor, belki de kaçmadığı için olmuyor. Ne de olsa herkes kaçarken o kaçmıyor. İnsanların gözü korkuyor muhtemelen. Yine de kaçmamaktan son derece memnun. İş arkadaşı ondan daha garip. Egosundan arınmaya çalışıyor. Kendi isteklerini unutmaya çabalıyor. Kendinden kaçıyor o da. Yani o öyle düşünüyor arkadaşı için. Alttan alta ona kızıyor. Kendisinin aksine davrandığı ve sevildiği için belki de… Belki de onu kendisine yabancılaşmış görmek acı veriyor. Ona kızıyor; ama diğer taraftan onu çok seviyor, fazlasıyla… Bir öğreti bulmuş kendisine, onu takip etmeye çalışıyor arkadaşı. O ise rahmetli dedesinin dediklerini yapıyor. …

Okumaya Devam Et

19.03.2020

Tutkusu olan insanları severim. Tutkusuz insanlar ruhsuz bedenlere benzerken tutkulu insanlar bir kamp ateşi gibidirler. Ruhları olan bedenlerden çok daha fazladırlar. O da öyleydi. Tutkuluydu benim gibi. Yani ondan benden daha tutkulu olduğunu düşündüğüm için hoşlanmamıştım. Tutkusuyla tutkum birbirlerine benzediği için hoşlanmıştım. Daha büyük bir kamp ateşi olabilmek için birleşmek istemiştim onunla. Yaşamayı bildiği, onu benim yaptığım gibi icra ettiği için sevmiştim onu. Tutkumu söndürmeye çalışmadığı için rahat etmiştim yanında. Değiştirmek istemeyeceğim biri olduğu için… Onunla birlikteyken tutkusuz insanlarla alay etmek istiyordum. Onları ısıtacak kadar yanlarında olmak, belki içlerindeki kıvılcımı büyütmek, belki de bedenlerini tekrar doğsunlar diye alaylarımızla yakmak için… …

Okumaya Devam Et

18.03.2020

Dürüst, alaycı olma pahasına dürüst birisi o. Onunla bir şeyler yapmak harika çünkü mizah anlayışında başkasını aşağıya çekmek yok. Ya da rahatlama biçimi üstünlük sağlamakla tamamen alakasız. Bir oyun oynarken rekabet etmek önemli onun için; ama tamamen daha çok gelişmenin peşinde. Bazen soruyor bana yenildiğinde. “Sence daha iyisini nasıl yapabilirdim?” Ben de yapabildiğimi yapıyorum gelişmesi için. Ben yenildiğimde de aynısı oluyor. Böylece kendimizi de geliştirmiş oluyoruz aslında. Birbirimize söylediğimiz hataları yapmadığımızda oyun gelişiyor, hiçbir şey aynı kalmıyor, yerimizde saymamış oluyoruz… İlişkimizde gizem yok mu? Tabii ki var. Her an var hem de. Birbirimizi tamamen tanıdığımızı hiç söyleyemiyoruz; çünkü parametreleri devamlı …

Okumaya Devam Et

17.03.2020

Süslü kadınlardan oluşan bir taburun komutanı olarak atanmıştım. Merkezden komutan atamak zorunda olmasalar benim yanıma bile yaklaşacaklarını zannetmediğim tiplerdi hepsi de. Ben tam bir maço kadındım çünkü. Bakımsızdım, sesim sertti, çekicilikten son derece uzaktım, minimalist bir bakış açım vardı. Silahlarım son derece erkeksiydi. Oysa onlar takılarını silah olarak kullanıyorlardı. Hepsi güzel ve işlevseldi. Öldürmek için kullanılmayan bir tek şey bile yoktu üzerlerinde. Hatta parfümleri bile ancak panzehirleri olanlara güzel kokuyordu. Olmayanlar için ise, güzel ve ölümcüldü. Hepsi son derece nüktedan, son derece civelekti. Bu casuslar arasında bir numara oldukları anlamına da gelmekteydi. Onlar çocuk da dünyaya getiriyorlardı. Amazonlara hiç benzemiyorlardı. …

Okumaya Devam Et

16.03.2020

Kadının biri, tekinsiz, alçak bir sesle gülmekteydi. Gülüşünün tekinsiz olduğunu düşünmemin sebebi, devamlılığıydı. Devamlılığı ve aynılığı. Bu aynı zamanda ruhsuz olduğunu hissettiriyordu bana. Sanki ruhu alınmıştı ve gülme eylemi, elinde kalan tek şey olmuştu. Yüzünde güldüğüne dair hiçbir ifade yoktu. Aslında hiçbir ifade yoktu. Dudakları kapalıydı gülerken. Belki de bu da gülüşüne tekinsizlik katan şeylerden biriydi. Ona öylece baktığımı gören bir esnaf yanıma yaklaşıp: “Deli işte, her zaman böyle bu karı, bakma sen ona,” dedi sesini alçaltmaya bile gerek görmeyerek. İşte… Kadının sesinde bir şeyler değişmişti bunu duyunca. Demek ki farkındalığı vardı çevresine dair. O kesintisiz sesinde hafif bir duraksama …

Okumaya Devam Et

15.03.2020

Kestaneleri çiğ yemeyi seviyor. Pişmiş kestanelerden sanki ruhları uçup gidiyormuş gibi hissediyor. Tatları kaçmış, yapaylaşmış gibi. Sanki yapmacık bir sıcaklıktan başka bir şey olmayan bir tür huzura benzeyen; ama ilgisi olmayan bir hâle bürünüyor kestaneler piştiklerinde. Kestanecilerin yanından geçerken bunun için hep burun kırıştırıyor. “Abla,” diyor genç bir kestaneci yüzünü umutsuzca buruşturarak. “Bir tane alsana, bak ne güzel kokuyor.” Hiçbir şey satmamış galiba. Alıyor, sadece o umutsuzluğun silinmesi için. Sonra, onu elleri üşüyen ve devamlı ‘ü üü üüü’ diyerek bir horozu taklit etmeye çalışan, yaşlı bir kadına veriyor. Kadın bitmez tükenmez ‘ü üü üüü’lemesine kestaneleri elinde tutarak ellerinin ısınması ve …

Okumaya Devam Et

14.03.2020

Tohumlar kısırdı. Çoğu… Yapılacak tek şey teker teker ekip hangisinin kısır olmadığını denemekti. Bu öyle bir yumurtadan horoz mu yoksa tavuk mu çıkacağını anlayabilmek gibi bir iş de değildi. Bitkiler hep böyle üretiliyordu artık. Üretim hemen hemen durmuştu. Verimlilik arttırıcı ilaçlar o kadar artmıştı ki… Her kavanozdan bir ilaç çıkıyordu adeta ve çoğunun da işe yaradığı yoktu. Artık pamuk bir ilkyardım malzemesi olarak kullanılmayacak kadar değerliydi. Hayvancılık bitmişti neredeyse. Hayatta kalıp üreyen otların çoğu zehirliydi ve dayanan hayvanların eti bile insanlar için işe yaramayacak kadar zehirliydi. Artık el aletleriyle üretim başlamıştı. Oysa ne kadar fazla tohum ekilirse o kadar çıkma …

Okumaya Devam Et

13.03.2020

Oturmak ve hiçbir şey yapmamak ona göre bir şey değil. O da ne olursa olsun boş kalmamaya çalışıyor. Oturduğu zamanlar afakanlar basıyor çünkü. Akciğerleri kıpırdayıp nefes almak için kendisini açmıyor havaya. Öyle olunca da panik yapıyor işte. Hapse düşmüştü on yıl boyunca. O zaman bile bir sürü şeyle uğraşmıştı. Etliye sütlüye karışmamıştı ki tecrit cezası yemesin. Şimdi hapisten çok daha büyük bir dert var başında. Can sıkıntısı… Ne yapacağını bilmiyor. Bir şey yaparken de bu defa da panik, can sıkıntısına karışıp onu parçalıyor. O da çareyi unutmakta buluyor. Beyni sağ olsun, hayatta kalması için yapabileceği tek şeyi yapıyor. Unutuyor ve …

Okumaya Devam Et

12.03.2020

Canı sıkılıyordu. Kediyi yanına bir ip parçasını ritmik bir şekilde sallayarak çağırdı. Biraz onunla oynarsa belki… Kedi gelmemişti. Telefonunu eline aldı, arayacak kimse yoktu. Sosyal medyaya baktı ama hep aynı şeyler geziyordu ortalıklarda. Katkıda bulunası yoktu bu saçmalığa. Bir şeyler izlemek için bakındı, o an izlemek isteyeceği bir şey bulamadı. Müzik? Yoktu, can sıkıntısını giderecek bir müzik bulunmuyordu. Bir hamam böceğini parçalayarak öldürmeye koyuldu. İçinde kapsüller bulunan bir böceği seçmişti. Evi böcekler basacaktı büyük ihtimalle. O bunu bilmiyordu tabii. Zaten o da can sıkıntısını gidermemişti. Evi düzenlemeye girişti. Dağınık olmayan bir yeri düzenlemek saçmaydı. Uyumak istedi, uyku da tutmadı. Hayal …

Okumaya Devam Et