Şarkı söylerken karşılaşmışlardı. Yok, farklı şarkıları… Hatta biri türkü söylüyordu, diğeri İtalyan bir adamın bir şarkısını mırıldanmaktaydı. Türkü söyleyen, diğerinin gerçekten İtalyanca bilip bilmediğini merak etmişti ama tanımıyorlardı birbirlerini, soramazdı. İtalyanca şarkıyı söyleyen, iki elinde tuttuğu iki kahveden birisini ikram etti ansızın diğerine. İkisi de kahveyi seviyorlardı. Artık sorabilirdi. Evet, gerçekten de İtalyanca biliyordu kadın. Adamın bağlama çalıp çalmadığını merak etmişti o da. Sordu… Evet çalabiliyordu. Konuşmaya başladılar… Sohbet, kahvenin rengini almaya başladı. Onun gibi sıcacıktı.
Ay: Temmuz 2020
16.07.2020
Şekerin paketini sıyırırken çıkarttığı sesten rahatsız olmuştu; ama yapacak bir şey yoktu. Aslında daha çok canı istemişti ama ondan şeker isteyemezdi. Hem birbirlerini tanımıyorlardı hem de bir şey istemekten yapabildiğince kaçınırdı. Ona öyle öğretmişti babası. En çok verdiği öğüttü “Kimseden bir şey isteme.” Ama canı istiyordu işte. Ve görüyordu. Koskoca bir paket dolusu şeker vardı onda. Ve yiyor, yiyor, yiyordu. Karşısında durmasına rağmen bir tek şeker ikram etmemişti. Ona da babası; “kimseye bir şey verme,” mi demişti?
15.07.2020
Bir tiyatro salonu vardı. Sadece bir oyun için yapılmıştı ama o oyun her gün farklı bir şekilde oynanıyordu. Hem yönetmen, hem oyuncular ve hem de seyirciler senaryoyu unutmuştu çünkü. Yazar da ölmüştü.
14.07.2020
Çocukların kullandığı manyetik yazı tahtalarından birisi vardı önünde yaşlı adamın. Bir kaldırıma oturmuştu ve yazıyor, tahta dolar dolmaz da yazdıklarını siliyordu. Ben de karşısına geçmiş, yazdıklarını not alıyordum. İlk kez öylece bir yerlere bakarken gözüm ilişmişti tasına. Yazdıklarına bakmak sonra aklıma gelmişti. “Mahallenin delisi,” diye düşünmüştüm ilk başta. Sonra gözlerine baktım, muzaffer gözlerine… İşte ondan sonra aklıma geldi merak etmek. Ondan, o andan sonra da bir daha kalkamadım karşısından.
13.07.2020
Sakin bir kadındı. Balkona çıkıp sakin ama işitilebilir bir sesle, daha önce hiç duymadığım bir şarkıyı söyleyeceği hiç aklıma gelmezdi. Birisi için söylüyor olmalıydı bu şarkıyı. Belki de onu hiç duymayacak, en azından o an duymayacak birisi için… Yine de onun için önemli değildi. O şarkıyı o an söylemese içinden bir şey basınç yüzünden yok olacakmış gibi hissetmiştim. Şarkının içeriğinin önemi yok. Artık yok; çünkü o kadın o şarkıyı söyler söylemez, onun hafızamda bile kalmasının kadına saygısızlık olduğuna hükmederek unutuverdim.
12.07.2020
Tavuğun derisini yüzdüm. Pişirdikten sonra yüzdüğümden tavuk harika kokuyordu. Derisinin kokusu da sinmişti. Yememek için kendimi çok zor tutuyordum. Oysa onu kedilere vermeliydim. Onlar çok seviyorlardı, biliyordum. Ben de onları seviyordum. Deriyi de seviyordum ama… kedileri daha çok seviyordum. Hiç sevmediğim; ama kedilerin sevdiğini bildiğim parçaladığım bir adet yumurta sarısıyla birlikte bir kaba koydum derileri ve onlara ikram ettim. Yumurtanın sarısını hiç sevmezdim.
11.07.2020
Bir çayırda sakin sakin otlarken görmüştüm onu. Mis gibi kokuyordu. Daha önce öyle bir şey görmemiştim. Sanki bir varlığı yoktu, nurdandı sanki. Daha önce öyle bir yaratık görmediğim için telefonumla fotoğrafını çekmek ve görselini aramak niyetiyle yanına yaklaştım, sakince bana baktı. Resmen poz bile verdi inanabiliyor musunuz? Hiçbir eşleşme bulunamamıştı. Gerçekten eşsiz bir yaratık olmalıydı. Heyecanlandım; ama bir şey keşfettiğim için değil. Ya başkaları onu rahatsız ederse diye. Yanına gittim, bir hayvan gibi kokmuyordu. Çok farklı kokuyordu. Yasemin çiçeği gibi mesela… Ona tam olarak benzemese de; o karakterde bir koku olduğunu söyleyebilirdim. Boynuzuna dokundum, yumuşacıktı. Kavga etmek ya da kendisini …
10.07.2020
Hayallerimle ben ayrı insanlarmışçasına farklıydık. Saatlerce hayaller kuran birisi olduğum mümkün değil anlaşılmazdı. Rutinime bağlı, asık suratlı bir insandım. Bunu bilsem de düzeltmek için; değişmek, hayallerimi yaşamak için hiçbir şey yapmıyordum. Hayatımdaki tek soru kendimle yaşamayı nasıl kıvırabildiğimdi. Ta ki bir uyurgezer olduğumu, bir gizli kamera kayıtlarından, binlerce insanla birlikte öğrenene dek…
09.07.2020
Yanılmıştım. Zaten hep yanılmıyor muydum? Bir şekilde herhangi bir şey konusunda yanılmak, ilk defada ayakkabılarımı bile raftan alırken tutturamamak, benim için son derece alışıldık bir şeydi artık. Ama bu kez gerçekten, fena hâlde yanılmıştım. Tüm hayatımın her anında yanılıyor olmamın bir açıklaması vardı şimdi. Ben, ben değildim. Sadece bir insanın yarattığı, kendisinin nasıl olması gerektiğini düşünerek ölçüp biçtiği üç boyutlu bir heykeldim.
08.07.2020
Keçi gibi kokuyordu. Yok yok, aslında bir keçiden çok daha kötü kokuyordu. Ağılda beklemiş onlarca keçinin kokusu onda birikmişti. Üstelik bir keçi kötü koktuğunu bilmezdi ki bunu düzeltebilsin. Zaten iletişim kurduğu canlılar da kendisi gibi koktuğundan bir keçi için bir sorun yoktu. Oysa bu adam için durum hiç de öyle değildi. Kötü koktuğunu bilmesine rağmen bunu düzeltmek için bir şey yapmıyordu. Sokakta yaşamamasına rağmen hem de. Kötü kokan insanlardan hep korkmuştu. Ona göre kendilerine değer vermedikleri için onlardan her şey beklenirdi. Aslında bu kendi fikri değildi. Annesi böyle söylerdi hep. Kötü kokan insanlara o da kötü davranır, kendisine de onlardan …