09.12.2025

Tek başıma bir kafede oturuyorum. Uzun boylu, ince ve yaptığı işe alışmış garson yanıma gelip ne istediğimi soruyor. İstemese de bana tepeden bakacak kadar uzun. Kafamı kaldırıp yüzüne bakıyorum. Gözleri ilgisiz. Onun için sadece bir müşteriyim. Farklı hiçbir tarafım yok. Ona hiçbir şeyin fark etmediğini söyleyemeyeceğime göre, menüden rastgele bir şey seçmeliyim. Konuşmama bile gerek yok, işaret etmem kâfi. Okumam için fazlasıyla yetecek kadar büyük harflere görmeden bakıyorum. Ve rastgele bir satıra, sanki o tabağa dokunur gibi dokunuyorum. Belki de bardağa. İşaret ettiğim şeyin menünün hangi bölümünde olduğuna bile bakmadım ki. Oysa on yedi gün önce olsa bu kafede garsona …

Okumaya Devam Et

22.09.2025

Çok yüksek bir tepedeki bir mağara girişinden giriyor ve sonra çıktığı kadar inmek zorunda kalıyordu. Çünkü mağaranın başka bir girişi yoktu ve olamazdı. O dağ denebilecek kadar yüksek tepeye tek başına tam bir günde çıkıyordu. Sonra oracıkta, mağaranın girişinde, o soğuk ve rutubetin içinde uyumak zorunda kalıyordu. Her defasında sabah tüm vücudu kaskatı oluyordu. Sonra aşağı inmeye başlıyordu. Bu da tam iki gününü alıyordu. Ve önce soyunuyor, sonra da o gölet… Çantasında getirdiği balık yağından ve pek çok bitkiden devşirerek yaptığı, onu ısıtıp ıslanmamasını sağlayan yağı vücuduna bir güzel sürüyordu. ardından boyunu ancak geçen suya dalıveriyordu. Ve dibe dalıyor, o …

Okumaya Devam Et

12.09.2025

Elinde incecik bir dal. Sanki görünmez, uzak ama yakın bir ağacın bir dalının ucundaki en taze sürgün. Oysa ağaç yok, ağaç görünmüyor. Dal, mis gibi yeşil kokuyor. En ucunda, minicik iki yaprak filiz vermiş. Bu dal bu canı nereden buluyor? En ufak bir fikri olmasa da parmakları arasında ancak kendisini gösterebilecek kadar küçük olan bu dala güveniyor. Onunla uçuyor. Onu iki elinin baş ve işaret parmaklarına almış, sol eli üstte, sağ elinden en fazla iki santim üsttedir herhâlde. Dal o kadar küçük ki… Hava incecik ama yoğun. Dala destek verip ağırlığını taşıyacak kadar. Güneş üzerine sarı ve kenarları yapay kürklü, …

Okumaya Devam Et

21.08.2025

Bizim oralara bizden olmayan kimse giremez. Yok, ayrımcılık yapmak için falan söylemiyorum. Harfi harfine geçerli olduğundan; yaşadığımız yerin gerçekten de haritalarda bile yer almadığından söylüyorum. Size durumu anlatmadan önce evimizi inşa etmemiz gerek. Evleniyoruz da… Ama dur, onu biraz anlatabilirim. Çünkü bizim inşa etme tarzımız da farklı sizlerinkinden. Önce saçlarımızı keseceğiz. Ne ilgisi var, değil mi. Dinleyin de anlatayım: Saçlarımızı keseceğiz. Sadece ikimiz değil. İsteyen herkes bize saçını gönderebilir. İstediği kadar. Yani sizin takı töreniniz gibi bir şey bu. “O kadar pahalı bir şey değil ama…” dediğinizi işittir gibiyim. “Paha nedir,” diyerek uzun bir söylev verebilirdim size ama yapmayacağım. Saçlarımızı …

Okumaya Devam Et

09.08.2025

Aynanın karşısında. Elinde o meşhur çubuk var, tam iki çizgi görünüyor. İki mavi çizgi… Bu üçüncüsü, iki gün aralıklarla yaptığı üçüncü hamilelik testi. Yani belli, hamile. Acaba babası bu işe ne diyecek? Sevinecek mi yoksa… ondan biraz daha mı uzaklaşacak? Son zamanlarda aralarındaki mesafe kimsenin fark edemediği bir lodosun şişirdiği görünmez, sert ve dikenli bir balon gibi şişerek aralarına girmiş, onları olabildiğince iterek ayırıyor, hissedebiliyor. Balonu görebilse ya da ona dokunabilse patlatıverecek ama… Acaba babası balonun farkında mı? Belki bu çubuk balonu patlatabilir. Ama bu yetecek mi? O balonu oraya getirenin ne olduğunu bilmek gerekmez mi? Evet ama şimdi değil. …

Okumaya Devam Et

01.08.2025Ayaklarının dibinde küçücük bir toprak kabartısı vardı. Bir cenaze… Tek başınaydı. Yanında diğer insanları istese bile kimse bulunmayacağını biliyordu. Diğer insanlar kimlerdi, onu bile bilmiyordu. Bet bir sesle okunan ezanın sesi duyuldu. Öfke birden içinden fırlayıverdi. Duyulan ezan sesin aniliği korkutmasa, öfkesini yerinde tutabilir, en azından birkaç dakika daha sakince oturtabilirdi. Oysa öfkesi, göğsünün ta ortasındaki yerinden fırlamıştı bile. Ağzını açtı, açmasa daha kötüsü olacaktı. Bir uluma koyuverdi. Uzaklardan bir sokak köpeği ulumasına karşılık verdi. Ezan susmuştu. Yani köpek ezana uluyor olamazdı. Bir daha uludu. Köpek… O… Köpek… Köpek git gide yaklaşıyordu. O uluyor, köpek uluyordu. En son yanına kadar gelen köpeğin önüne çömeldi. O küçücük kabartıyı eşelemeye başladı. Küçücük bir kabartı olsa da bir türlü bitmek bilmiyordu. Köpek de ona yardım etmeye başladı. Bir o eşeliyordu, bir köpek. Beyaz bir mendile sarılı bir şey çıktı toprağın altından. Köpek onu bekledi. O parmak uçlarıyla mendili alıp açtı. Çiğ kırmızı bir kalp çıkmıştı topraktan. Damarları bir yerinden özensizce kesilmişti. Ona iyi davranılmadığı belliydi. Kalbi köpeğe zarifçe ikram etti. Köpek keçeleşmiş kıllarına tezat bir zarafetle yemeye başladı. Son lokmayı, aynı zarafetle ona ikram eden köpeğin ağzından alıp kendisi yedi. Toprağı ayağıyla düzleştirdi. Köpek de ona karınca kararınca yardım etti. Sonra, ikisi de kendi yollarına gitti.

Ayaklarının dibinde küçücük bir toprak kabartısı vardı. Bir cenaze… Tek başınaydı. Yanında diğer insanları istese bile kimse bulunmayacağını biliyordu. Diğer insanlar kimlerdi, onu bile bilmiyordu. Bet bir sesle okunan ezanın sesi duyuldu. Öfke birden içinden fırlayıverdi. Duyulan ezan sesin aniliği korkutmasa, öfkesini yerinde tutabilir, en azından birkaç dakika daha sakince oturtabilirdi. Oysa öfkesi, göğsünün ta ortasındaki yerinden fırlamıştı bile. Ağzını açtı, açmasa daha kötüsü olacaktı. Bir uluma koyuverdi. Uzaklardan bir sokak köpeği ulumasına karşılık verdi. Ezan susmuştu. Yani köpek ezana uluyor olamazdı. Bir daha uludu. Köpek… O… Köpek… Köpek git gide yaklaşıyordu. O uluyor, köpek uluyordu. En son yanına kadar …

Okumaya Devam Et

31.*07.2025

Yaşamaktan, hissetmekten korkan insanların aşırı yapmacıklığıyla selam vermişti bana. Burnumu kıvırdım. Kocası da aynıydı. Ama tam tersi davranıyordu. Ağır abiler gibi, vakarla davrandığını zannederek. Gerçi o kabadayılar gibi değildi. Ya da kendilerini kuvvetli zanneden, gerçekten kuvvetli oldukları için bu zanları daha kökleşmiş olan insanlar gibi… O hep bilen, haklı olan, içinde müthiş bir potansiyel bulunan insanlar gibi yapan tiplerdendi. Bilmediği bir şey varsa susar, bilen birisi konuştuğunda o da biliyormuş gibi yapardı mesela. Yani bu çiftle pek bir işimin olmayacağı anlaşılmıştı. Hoş, benim kimseyle işim olmazdı. Ben de böyle bir tiptim işte. Fazla düşünüp incelemekten git gide mutsuzlaşmış olsa da …

Okumaya Devam Et

29.07.2025

Uzun, çok uzun bir zaman olmuştu görüşmeyeli. Onunla görüşmek istediğimden değil gerçi. Kazara karşılaşmasaydık o zehirli olduğunu yumuşacık, uysal bakışlarından asla anlayamayacağınız gözlerle zehirlenmek ister miydim sanıyorsunuz! Hayatımı mahvetmişti. Yavaş yavaş… Daha gerçekçi bir taraftan bakarsanız kendi hayatımı mahveden benim aptallığımdan başkası değildi. Ne de olsa kimse insana izin vermediğin bir şeyi uzun bir süre boyunca, hem de istikrarla yapamaz. “Görüşmeyeli nasılsın canım? Hayatında kayda değer gelişmeler oldu mu bakayım?” Hiçbir şey değişmemişti. Değişeceğini de beklediğim yoktu. Ama ne bileyim, hiç mi geceleri aklına gelmiyordum? Anlaşılır gibi değildi. Ben tanımadığım birisine kötü geçen günümden dolayı biraz sesimi yükseltsem içim sızlardı. …

Okumaya Devam Et

23.07.2025

Bir ara sokakta hançeresinin var gücüyle şarkı söylüyordu orta yaşlarını sürmekte olup pek yakışıklı sayılmayan adam. Sesi yaşının pürüzünü taşısa da inancının pürüzsüzlüğündeydi çoğu zaman. Bazı notalarda uhrevileşiyordu. Çöp kokan bir sokakta olduğunuzu tamamen unutuyordunuz onu dinlerken. Bazen de üç defa ölmüş kadar acı çekiyordunuz. Saçlarınız, bu şarkının biriktirdiği gamla, değirmende ağarmadığınızı kanıtlamak istercesine başınızda kıvranıyordu. Adamın bir dili yoktu. Sadece söylüyordu. Seslendirdiği her harf yaşamın kendisinden devşirilmişti. İcat edilmiş ya da öğrenilmiş bir dille ilgisi bile yoktu. Sonra emekleyerek; o çöp kokulu, sokağa yabancı olmayan özenle giydirilse de hırpani bir bebek gelip adamın ayakları önünde durdu. O da başladı …

Okumaya Devam Et

16.07.2025

Gecenin ortasında, ıssız parkın pürüzlü taşlarının üzerinde, çıplak ayak parmaklarının ucuna basarak yürüyordu. Kusmuklara basmamaya çalışıyordu. Ve cam kırıklarına. Ve sivri taşlara… Ayakkabılarını kaybedeli günler olmuştu. Kaybettiği bir sürü şey arasında onu en çok üzen şey de bu olmuştu. Oysa ben olsaydım ruhumun kaybına daha çok üzülürdüm. Belki de henüz onu kaybettiğini fark etmemişti. Parmak uçlarına basmaktan yorulduğundan tam bir köpeğin özenle oluşturduğu bir idrar birikintisinin üzerine indi topuğu. Ama daha fazla umursayacak hâli kalmamıştı. O da cam parçalarına ya da sadece sivri taşlara basmamaya özen göstermekle yetinir oldu. Adamı uzaktan görünce sevindi. Mutluluğunun sebebi o değildi. Gerçekten mutlu olduğu …

Okumaya Devam Et