mutluluk geçici bir şeydi. Oysa huzur ebediydi. Huzurlu bir insan için her mevsim iyiydi ama mutlu bir insan sadece baharda mutlu olurdu her halde. Ya da… belki de yanılıyordum. Ne mutluluk iyiydi ne de huzur… Sadece boşluk iyiydi. Yani renksizlik… Işıksızlık… Bunları düşünürken; yanıma bir kedi yaklaşıp aniden kucağıma atladı. Üniversitede amfinin yakınındaki bir koltukta oturup hocanın ara vermesini bekliyordum. Geç kalmıştım… İkinci öğretimde okuyordum. İşler yoğun olduğundan patron anca azat etmişti. Kedi kucağıma atladığında mutlu olmuştum. Ben beklerken kucağımda durması beni huzura gark etmişti. Sıcaklığı, mırıltısı… Yorgundum zaten… Neredeyse birlikte uyuyakalacaktık. Elektrikler kesildi ve herkes dışarı fırlayıverdi. Birkaç saniye …
Ay: Mart 2019
20.03.2019
Fayansları silmeye devam etti. Birisi tepesinde sigara içiyordu. Bir “Kolay gelsin,” bile demeden… Hep böyleydi bu insanlar. Böylesine küçük bir şeyi bile esirgerlerdi diğer insanlardan. Sözde büyük insanlardı oysa. Sebili doldurması gerekiyordu. Bir çay kaşığı siyanür işlerini bitirirdi. Bu da kendi elindeydi. Ama böyle bir şeyi neden yapacaktı ki? Neden düşünüyordu? Kime yararı vardı bunun? Doğrulup; “Binada sigara içmek yasak,” demekle yetindi.
19.03.2019
Çikolatalı kurabiyeyle hiç aram yoktu. Sadece kuru meyvelileri severdim. Hele tarçınlı olursa… O kadın çok güzel yapardı. O genç, güzel kokan, güzel konuşan, güzel giyinmeyen kadın… Evet, güzel giyinmezdi. Çoğunlukla vücut hatlarını göstermeyen kıyafetleri tercih ederdi. Eşofmanlar, omza öylece atılan kalın, yün şallar… Sipariş usulü yemekler yapıp küçük dükkanında onları sipariş ettiği insanların almasını bekleyerek geçinirdi. Tabii şansı yaver gittiğinde diğer insanların yiyebileceği şeyleri satıp sipariş verecek yeni insanlar toplayarak… Ya da sadece o an orada olan, bir daha gelmeyecek birisinin karnını doyurup beğenisini dinleyerek… Dükkanında bir şeyler yapmasını izlemeyi çok severdim. Çoğunlukla güneş doğmadan işe başlardı ve ben bahaneler …
18.03.2019
“Nedensiz bir mutsuzluk var içimde. Bir tür yorgunluk… Ümit yorgunluğu diyebilirim. Ümit etmekten mi yoksa edememekten mi yorulduğumuysa söyleyemem; çünkü bilmiyorum. Yorgunum bugün. Muhtemelen yarın da böyle olacak. Sadece daha az hissedebilme ihtimali var. Duyarsızlaşma gibi bir şey. Sadece mutlu olduğumda, mutlulukla ruh hâlim değiştiğinde hissedebiliyorum bu yorgunluğu; çünkü duyarsızlaşmadan çıkmış oluyor ruhum bir anlığına. Tekrar hissedebiliyorum, mutluluğu hissediyorum; ama kısa sürüyor tabii. Belki bir gün… O gün kısa sürmeyecek mutluluğum belki. Umut edebiliyor olacağım; ya da bundan, umut etmekten vazgeçmiş olacağım. Belki de; mutsuzluğumu, yorgunluğumu bir insana söylediğimde, onun beni rahatlatabildiğinde geçecek her şey. Sözleriyle değil belki. Sadece varlığıyla… …
17.03.2019
Soğan doğruyordu… Radyonun antenini oynattı; çünkü çok sevdiği program hafif cızırtılı bir yayın yapmaktaydı. Alüminyum folyoyla çekim kalitesini güçlendirmeye çalışmıştı ama dinlemeyi çok sevdiği programı bulunduran radyo istasyonu devamlı cızırdıyordu. Aniden cızırtı kesildi ve net bir şarkı duyuldu radyosunun güçlü hoparlörlerinden. Enstrümansız, çıplak sesli bir şarkı… İki kişi söylüyordu. Detone olmadan… Tertemiz ve mutlu seslerle. Seslerin mutlu olduğunu biliyordu; çünkü söyleyenlerden birisiydi. Yirmi iki yıl önce… Tam yirmi iki yıl… Diğeri çoktan ölmüştü. Yaşasaydı soğanı doğrayacak olan kişiydi. Belki de soğanı kendisi doğrardı; ama soğan doğrama işi kadına ait olurdu genelde ya… Gerçi onlar hiç aynı evi paylaşmamışlardı. Soğanı kim …
16.03.2019
Sınıfa girdi… Askılıkta hiçbir şey yoktu kancalardan birine takılan bir askı hariç. Bu durumu saçma buluyordu artık. Zaten askılık olan bir şeyde neden askıyla asılırdı ceketler? Askıya gerek yoktu ki… O askıyı, kesin titiz bir genç koymuştu oraya ve almayı unutmuştu muhtemelen. Eskiden kendisi de öyleydi. Tuhaf huyları vardı okuldayken. Mesela, her sabah ağzı güzel koksun diye bir dal maydanoz çiğnerdi. Uyumadan önce, diğer arkadaşlarının nefeslerini dinler, herkes uyuduktan sonra uyurdu. Dolabı asla dağılmaz, sırası bozulmazdı. Yemekhane ve temizlik nöbetlerinde yanına kimseyi almaz, her işi kendi yapardı. Zaten arkadaşı yok gibi bir şeydi. Herkesle konuşurdu ama onun için kimse özel …
Şapkadan Çıkan Hikayeler
Hayatın, rastgeleymiş gibi gelen parçaların birleşmesiyle oluştuğunu düşünürüz çoğu zaman. “Şans” ve “tesadüf” sözcükleri boş yere yok dünyanın tüm dillerinde öyle değil mi… Sizleri, hep birlikte bir tesadüf ağı, hikayeleri oluşturacağımız bir nevi gen havuzu yaratmaya davet ediyorum. Bir şapka ve içinde sizlerin yazdığı birer kelime bulunan kağıtlar… Hikaye başına üç kelime çekip sizlere bu kelimelerle hoşça vakit geçirmeyi hedefleyen de bendeniz olacak. Şapkadan Çıkan Hikayeler, 17 Mart Pazar günü ilk kez Janya Kafe’de, sizlerle birlikte anlatılacak. Kişi başı ücretin 10TL ve kağıda yazılıp şapkama atılan bir kelimeden ibaret olduğu bu etkinliğimize hepiniz davetlisiniz. Janya Cafe Taksim’de, Sadri Alışık Sokak, …
15.03.2019
‘Mahallenin Piçi’ derdi ona herkes mahallede. Tüm -n’ler nazal olarak telaffuz edilirdi. Bir dizi ya da filmde olsaydı hoş olurdu. En azından zararsız kalırdı; ama o her duyuşunda o -N’lerin nazallarının sivri dirsekleriyle böğrüne böğrüne, ciğerine ciğerine kaktırdığını hissederdi. Göğsü sıkışırdı. ‘Mahallenin Piçi’ tabiri yerine ismi söylenirse böyle devam edeceğine, en azından birisinin onu ismiyle kabulleneceğine olan umudu filizlenirdi. Sonra, aynı kişi dürtüverirdi onu bol nazallı dirsek darbeleriyle. O bu lakabı almıştı; ama bunun nedeni annesinden kaynaklanmıyordu. Çocukken herkese ‘baba’ dediği içindi tüm bu tantana. Ne yapsın, yoktu babası. Geriye hiyerogliflere benzeyen yazısıyla onlarca defter dışında hiçbir şey bırakmadan göçüp …
14.03.2019
Gardrobumu açıp içinden altın bir kıravat iğnesi aldım. Eski bir gömleğin cebinde durmaktaydı. Kim bilir en son ne zaman giymiştim bu gömleği. Aklım sıra kamufle etmeye çalışıyordum. Kendi kendime güldüm; yerini değiştirmeyecektim yine de. Üç bin terabaytlık bir bellek vardı bu iğneye gizlenmiş. Koleksiyonumdaki tüm kıravat iğneleri de aynı içerikteydi. Peki ne depoluyordum bu iğnelere? Çalıştığım psikologların hastalarıyla olan konuşmalarını… On yıllık iş hayatımda psikologdan psikoloğa gittim. Asistanları oldum. Sekreterleri oldum. Danışanları oldum. Özellikle danışanları… Sistemi kurup arada kontrol et… Mantık buydu. Bir tilkinin asla olamayacağı kadar kurnazlıkla yürütüyordum bu işi. ta ki elimdeki iğnedeki kaydı dinleyene kadar… Genç bir …
13.03.2019
Güneş, bir şekilde başkalaştı ya da bambaşka bir gök cismiyle yer değiştirdi. Bilmiyorum, kimse bilmiyor… Zaten ben bir bilim insanı değilim ki, sıradan bir mimarım. Hoş, tasarladığım binalar artık kimseyi, hiçbir şeyi gözlerden gizlemiyor. Mahremiyet kullanılmaya kullanılmaya unutulmuş bir sözcük. Ya da bir tür kavramsal ütopya… Eskiden camlar gizlemezken; şimdi en çok gizleyebilen materyaller onlar nedense. Dünya tersine döndü. Aslında dünya yerinde, güneş tersine döndü… Gün doğumlarında ve batımlarında görülen kızıllığın bir koyu tonu, gece gündüz görünmekte. Güneş sanki köz olmuş yanmakta… Evet, güneş daima yanmaktaydı; ama bu kez farklı… Tam on bir yıldır böyle bu durum. Ay kendini unutturdu …