12.03.2019

Hermafroditin ne demek olduğunu bilir misiniz? Evet, ‘çift cinsiyetli’ dediğinizi duyar gibiyim. Bazılarının da sessiz, boş bakışlarını işitebiliyorum tabii. Ne de olsa herkes her şeyi bilmek zorunda değil öyle değil mi? Yine de; çift cinsiyetlilik ya çok özenilen; ya da korkulan, kıyamet alameti sayılan bir şey olmuş. Yani birisini görüp ‘ha, bu da hermafroditmiş ya,’ demezsiniz. Pek öyle fazla rastlanabilen bir şey de değildir bu durum. Spesifik değildir insanlar için. Oysa salyangozların hepsi böyledir ve bir sıkıntıları yoktur. Oldukça da üretkendirler bir ya da iki cinsleri hariç. Peki nasıl yaparlar bunu? Kendilerini dölleyebilirler mi sözgelimi? Hayır; ama tıpkı salyangozlar gibi …

Okumaya Devam Et

11.03.2019

Her şey rayına oturmuştu. Sigarasının dumanını savurdu. Ağzında bekletip ağzına kadar yavaş yavaş ilerlemiş sıkıntıyı mancınık gibi baskılayarak dudaklarını mancınığın koluymuşçasına büzdü ve… Puffff… Sıkıntı mıkıntı kalmamıştı içinde. Su akmış, yolunu bulmuştu sonunda. Fenerini yerine kaldırdı, bazı telleri düzgünce sandığa koydu. Bu sandık onun “Belki” sandığıydı. İşe yarayabilecek şeyleri koyardı oraya. Eline aldığı küçük cihazın basit bir mekanizması olsa da önemli bir işlevi vardı. Rayında ilerleyen küçük hayvanlar bulunan bir atlıkarınca… Kömür tozuyla çalışıyordu makine ve gerçekten çok küçüktü diğer atlıkarınca oyuncaklarına nazaran. Ve müziksizdi… Çocuğuna verecekti ona. Otizmli olduğundan aşırı odaklanıp takıntı haline getirmişti atlıkarıncaları. Bir atlıkarıncanın varlığının onun …

Okumaya Devam Et

10.03.2019

Balkona çıktı. Elinde yatılı okuldan mezun olduğu gün aşırdığı tabüldot, tabüldotun bardak koyulacak yerinde de yine aynı yerden aldığı metal bardak olduğu halde, demirden balkon masasına oturdu. Sandalye de demirdi; ama ağır olduğu için kolaylıkla hareket etmesi amacıyla sonradan ayaklarına tekerlek takmıştı. İç çekti. Belki de binlerce meteordan gelen bu maden, bir zamanlar uzaydaydı. Dünya dışında yani. Sonra… Bir şekilde, kurnaz bir örümceğin ördüğü ağa takılır gibi yerçekimine takılarak dünyaya düşmüş, önce toprağın derinliklerinde hapis hayatı yaşadıktan sonra, gerek karbon ve kromla karıştırılarak, gerekse sadece kalıplara dökülüp boyanarak hizmet eder hale getirmişlerdi. Önce eritmiş, sonra dondurmuş, içlerine bambaşka şeyler karıştırılarak …

Okumaya Devam Et

09.03.2019

Trende yolculuk yapmayı çok severdi. Raylardan geçerken oluşan tıkırtı ve çatırtıları zihninde düzenleyip yepyeni ritimler oluşturmayı, koskoca bir hoparlörün içindeki küçücük bir denizanası gibi titreştiği yanılgısıyla eğlenmeyi, vagon aralarında cirit atmayı, tuvalete girmeyi, tatsız tuzsuz da olsa o yemeklerden yiyip içeceklerden içmeyi… ama ille de; getirdiği hurmayı yiyip çekirdeklerini camdan atmayı… İşte o zaman, her defasında, binbir gece masallarındaki bir masalı anımsardı. Masalda da atmıştı bir adam hurma çekirdeklerini. Öfkeli, acılı bir cin çıkmıştı topraktan ve haykırmıştı adama: “Sen! Öylesine attığın bir hurma çekirdeği oğlumu öldürdü… Cana can! Ben de seni öldüreceğim! Ölümlerden ölüm beğen!” İşte, o da bir cinin …

Okumaya Devam Et

08.03.2019

Kaliteli, şu fermuarımsı ama kitlenebilen torbalara doldurulmuştu şekerlemeler. Jeletin ve tatlandırıcı… ve gıda boyası… İşte size olayın özeti. Bu torbadakilerin bir farkları vardı. Ayıcık değildi çıktıkları kalıplar, dolayısıyla ayıcık olarak şekillenmemişti şekerlemelerin hiçbiri. Renk renk, şekil şekil meyvenin karıştırıldığı bir poşetti. Bu tür karışık şeyleri açtığında hep merak ederdi. Acaba her poşette oranlar gerçekten aynı mıydı? Evet… Birkaç defa üşenmeyip saymış, karşılaştırmıştı poşetlerin içeriklerini. Doğru çıkmıştı. Sözgelimi, çorapları ya da ayakkabılarının puantiyeleri ya da benekleri falan varsa, ya da çizgileri falan, o zaman da sayardı; acaba sağdakiler soldakilere eşit mi diye… Hep hayal kırıklığına uğramıştı, her sayışında ve eşit, doğru, …

Okumaya Devam Et

07.03.2019

Kasırgadan çıkmışa benzeyen bir halle girdi kapıdan. Şimşek kokuyordu ve şimşek gibi çaktı zihnimde. Böyle bir aciliyet… Ne kadar da büyüleyiciydi! “Peçeteniz var mı?” Ona çantamda taşıdığım, henüz açılmamış paketi uzattım hemen. Yüzüme bile bakmadan alıp çıktı. Acaba ne yapacaktı? Yüzüme bakmaması rahatsız etmemiş, tersine hoşuma gitmişti. O aciliyete leke sürerdi yüzüme baksaydı çünkü. Onda hoşuma giden o aciliyetin ta kendisiydi. Hayata yakından kenetlenmiş bir insanın tutamaçlarına bir çekiç de ben sallamıştım sağlamlaştırmak için. Uzun bir ömrün, bir koca kârı daha…

Okumaya Devam Et

06.03.2019

Küçücük bir çocukken; bir matematik problemi karşısında küçücük ve tek başıma kalmışken duymuştum sesini ilk defa. Minicik bir sesle: “Merhaba,” demişti bana. “Eğer problemi çözersen gösteririm sana kendimi.” Kızmıştım. Herkes bir şey için bir karşılık mı isteyecekti hayatımda? Herkes mi? Bu minicik ses bile mi? Hem neden onu görmek isteyecektim ki? Problemi çözmedim. İnadına… Çözmeyecektim! Buna rağmen göstermişti kendisini ama iyi bir başlangıç yapmamıştık arkadaşlığımıza. Yine de anlaşabilmemiz uzun sürmemişti. Birbirimizden bir şey karşılığında bir şey istememeyi öğretmiştim ona. O da bana… bir sürü şey öğretmişti. Pratikliği, mutlu olmayı, ölümsüzlüğün nasıl bir şey olabileceğini hayal etmeyi… Asla anlayamayacağım bir şey …

Okumaya Devam Et

05.03.2019

Bu yazı, Bursa Malcılar Lisesi’nin, sokak hayvanlarına yemek sağlamak amacıyla yürüttükleri “Katık” projesinin dergisinde yayınlanmak amacıyla yazılmıştır. İnstagram: https://www.instagram.com/p/Bug7z1Uns6l/?utm_source=ig_share_sheet&igshid=occxj3ye7zs3 İrili ufaklı kayaların ve yıllanmış ağaçların arasından koşuyordu rüyalarında. Sürüsüyle… Alfa erkek oydu. Önde koşuyor, ilk yemeği o yiyordu. Ahhh! Yiyemiyordu ki… Bir hayvandan döktükleri ilk kanda uyanırdı o güzel rüyadan ve başlardı karnı guruldamaya. Daha onu yiyemeden uyanırdı. Yıllanmış bir ağaç görmemişti rüyalarının dışında. Yamru yumru birkaç ağaçtan başka, sadece gökdelenler görebilmişti kısa hayatında. Bir sürüsü olmamıştı. Sadece aç birkaç köpek vardı. Bağlasa bağlasa açlık bağlardı onları birbirlerine. Yemek az olduğundan o bile bağlayamıyor, yemeği kapan doyuyordu. Birlik olmak anlamsızdı; …

Okumaya Devam Et

04.03.2019

Not: (Taksim’de, İstiklal Caddesi’nde lavanta satan yaşlı bir kadın vardı bir zamanlar. Hala oralarda mı bilmemekle beraber, ona bir hikayeden işlenmiş bir pelerin dikmeye karar verdim.) Her gün olduğu gibi, o gün de yaşlı kadın elinde lavanta keseleriyle dolu bir sepet olduğu hâlde İstiklal Caddesi’nde bir kenarda durmaktaydı; ama bu kez her günden bariz bir fark vardı. Yaşlı kadın, diğer elinde katlı bir tripod tutmaktaydı. Omzuna asılmış deri bir çantada da bir alet bulunuyordu. Deri çantanın dışı çok yumuşaktı. El yapımıydı sanki. Yani bazı teknolojik aletlerin tutulduğu kaliteli deri çantalardan değildi. Kadın tripodu kurup çantanın içinden tuhaf bir alet çıkarttı …

Okumaya Devam Et

03.03.2019

Bir yıldıza bakmak ve bir yıldızı resmetmek aynı mıdır? Bir yıldızı resmettiğinde bakılacak bir yıldız daha yapmaktan başka bir şey yapmış olur musun; yoksa… Bir yıldıza baktığında yıldız gözlerinden girip zihnini beslemekten başka bir şey yapabilir mi; yoksa… Evrenin bir yerinde, güneşimize bakan birileri de benim düşündüğüm şeyi düşünmüş müdür? Onun “bir yıldız”ı bizim “Güneş”imiz olmuş mudur?

Okumaya Devam Et