Küçücük bir çocukken; bir matematik problemi karşısında küçücük ve tek başıma kalmışken duymuştum sesini ilk defa. Minicik bir sesle: “Merhaba,” demişti bana. “Eğer problemi çözersen gösteririm sana kendimi.” Kızmıştım. Herkes bir şey için bir karşılık mı isteyecekti hayatımda? Herkes mi? Bu minicik ses bile mi? Hem neden onu görmek isteyecektim ki? Problemi çözmedim. İnadına… Çözmeyecektim! Buna rağmen göstermişti kendisini ama iyi bir başlangıç yapmamıştık arkadaşlığımıza. Yine de anlaşabilmemiz uzun sürmemişti. Birbirimizden bir şey karşılığında bir şey istememeyi öğretmiştim ona. O da bana… bir sürü şey öğretmişti. Pratikliği, mutlu olmayı, ölümsüzlüğün nasıl bir şey olabileceğini hayal etmeyi… Asla anlayamayacağım bir şey …
Kategori: Beklenmedik
05.03.2019
Bu yazı, Bursa Malcılar Lisesi’nin, sokak hayvanlarına yemek sağlamak amacıyla yürüttükleri “Katık” projesinin dergisinde yayınlanmak amacıyla yazılmıştır. İnstagram: https://www.instagram.com/p/Bug7z1Uns6l/?utm_source=ig_share_sheet&igshid=occxj3ye7zs3 İrili ufaklı kayaların ve yıllanmış ağaçların arasından koşuyordu rüyalarında. Sürüsüyle… Alfa erkek oydu. Önde koşuyor, ilk yemeği o yiyordu. Ahhh! Yiyemiyordu ki… Bir hayvandan döktükleri ilk kanda uyanırdı o güzel rüyadan ve başlardı karnı guruldamaya. Daha onu yiyemeden uyanırdı. Yıllanmış bir ağaç görmemişti rüyalarının dışında. Yamru yumru birkaç ağaçtan başka, sadece gökdelenler görebilmişti kısa hayatında. Bir sürüsü olmamıştı. Sadece aç birkaç köpek vardı. Bağlasa bağlasa açlık bağlardı onları birbirlerine. Yemek az olduğundan o bile bağlayamıyor, yemeği kapan doyuyordu. Birlik olmak anlamsızdı; …
04.03.2019
Not: (Taksim’de, İstiklal Caddesi’nde lavanta satan yaşlı bir kadın vardı bir zamanlar. Hala oralarda mı bilmemekle beraber, ona bir hikayeden işlenmiş bir pelerin dikmeye karar verdim.) Her gün olduğu gibi, o gün de yaşlı kadın elinde lavanta keseleriyle dolu bir sepet olduğu hâlde İstiklal Caddesi’nde bir kenarda durmaktaydı; ama bu kez her günden bariz bir fark vardı. Yaşlı kadın, diğer elinde katlı bir tripod tutmaktaydı. Omzuna asılmış deri bir çantada da bir alet bulunuyordu. Deri çantanın dışı çok yumuşaktı. El yapımıydı sanki. Yani bazı teknolojik aletlerin tutulduğu kaliteli deri çantalardan değildi. Kadın tripodu kurup çantanın içinden tuhaf bir alet çıkarttı …
28.02.2019
Bazen ölü gibi, bir heykel gibi hareketsizleşirdi. Sanki bu dünyadaki, hayır; bu evrendeki her şeyi izlerdi o zamanlar. Kendisi dahil her şeyi… Kendisini dahi izliyorsa, o zamanlar kim oluyor, nereye, nasıl gidiyordu? İşte en çok merak ettiği şey de buydu. Bu zamanlar bir şeyin nedeni ya da sonucu olmaktan ziyade, rastgeleydi sanki. Ya da çok daha başka bir sebebi vardı bunun, öncesinde yahut sonrasında olan olaylar dışında. Mesela, annesini ya da eşini öpüp “İyi geceler,” dedikten hemen sonra da olabiliyordu, bir kavgadan sonra da. Ya da bir kuyrukta beklerken veya birisine bir sorununu anlattıktan sonra da. Sadece, eğer bu olay …
23.02.2019
Soğukta tek başına olmak nasıl bir şeydir, hiç yaşamadım ben. O yalnızlığın tadına hiç bakmadım ve baktıktan sonra tükürmenin imkansız olduğu bir durumda kalmadım. Bazen olur bu. Bazen bir çocuk gibi basitçe yediğinizi tüküremezsiniz. Etrafınızda insan vardır, yediğiniz, midenize girebilecek tek şeydir ve ölmektense o kötü tat bile daha iyidir. Oysa beğenmediğiniz bir şeyi tükürmek kadar kolay olmalıydı üşüdüğünüzde herhangi bir kapıdan içeriye girebilmek.
20.02.2019
Bir reçinenin kıvamındaydı ama kuruduğunda reçine kadar katılaşmazdı ondan akan öz. Sanki ormanın, yabanıllığın, huzurun özü oydu da; kendisini diğer bitkilere dağıtmak zorunda kalmıştı. Bundan rahatsızlık duyduğu için değil, cömertlikle yapmıştı bunu. Yine de; “Bakalım beni doğru düzgün yansıtabilecek misiniz,” diye yoklamak için bitkilerin arasında ve arkasında durmuştu kendisini gösterişsizlikle kamufle ederek. Öyle sanıyorum ki, ancak koklamasını bilen biri onu görebilirdi.
19.02.2019
Kaç yaşında olduğumu bilmiyorum ama şu milat denilen şeyden önce olduğu kesin. Sert bir şeyle kaplanmış olmasam bu kadar uzun süre boyunca tek parça kalamazdım. Nasıl kalacaktım ki, bir fiskede kırılabilen bir şeydim ben. İnce bir dal. “Çöp” denilenlerden hani. Ama… Sıradan bir çöp değil, tarihsel bir çöptüm. Şu Ezop’un şahit olduğu yaşlı adamın oğullarına göstermek için, kırılmasınlar diye bağladığı çöplerdendim. Kırılmayan… Keşke kırılsaydım. Sonra daha dayanıklı olmayı öğrenirdim belki de… Şimdi sert bir malzemeyle kaplı, kırılgan ama dayanıklı bir şey oldum. O sert şeye bir zarar gelse, dayanıklı olmayı bilmediğim için üfleseler dağılırım. Oysa yıllarca o bağlı olduğum çöplere, …
18.02.2019
Sıkıca kapatılmış onlarca kutu. Hepsi farklı, birisi diğeriyle aynı özellikleri taşıyan bir tek kutu dahi yok o küçük dolapta. Dolap dediysem sadece açık raflardan oluşan bir şey. Kutular yeterince sıkı kapatılmış zaten. Etrafta nemi alsın diye mangal kömürü parçaları var. ve kutular etiketlenmemiş. İnsan özellikle etiketlenmediğini düşünüyor. Gizliliği sağlamak ya da bir tür kendisine yapılan gösteriş veya… kendini sınama güdüsü. Kutuların önüne geldiğinde “Bakalım hangi kutunun içinde?” diye soracak birisi var içinde. Birisi de duraksayıp mahcupça kutulara bakacak. Diğer biri çıkacak ve içlerinden birini gösterecek. Oysa etiketli olsa yalnız kalacak. Bakan da aynı olacak, açan da; koklayan da… Bu kutuların …
10.02.2019
“Dandini dandini dastana Danalar girmiş bostana Kov bostancı danayı Yemesin lahanayı. Bahçeye kurdum salıncak Eline de verdim oyuncak Şimdi baban gelecek Sakın kırma yumurcak…” Sonra hiç durmayacak, sona ermeyecek gibi gelen bir… “eeee eeee eeee ee Pişşşşş pişşşşş pişşşşş pişşş…” Benim bebeğimdi, oğlumdu, kanımdı, canımdı… Gelgelelim nefret ediyordum ondan. Can yoldaşım, karım artık benim değildi. Bana güzel sözler şakıyan o canım ağzı, artık sadece ona ninniler söylemek için açılıyordu. Bundan böyle o yumuşak sesin muhatabı değildim. Yani… çoğu zaman değildim… Kedileri çok iyi anlıyordum. Yavrularını bir güzel, afiyetle yiyişlerini… “Çamlıbel’den çıktım yayan Dayan ey dizlerim dayan, Kardaş atlı bacı yayan …
09.02.2019
Kuş kanatlarının kemiklerinden bir tür pan flüt yapmıştı. Nota dizilimi önemli değildi. Harmonik bir flüttü bu. Ona üflediğinde, gök dinleyecekti kendisini, asıl önemli olan buydu. Bir çocuk öyle söylemişti. Eğer böyle bir pan flüt yaparsa, çocuk sadece flüt demişti, gök onu gerçekten dinleyecek ve gerçek arzusunu verecekti. Çocuk da ninesinden dinlemişti bu masalı. Masallar gerçekti, biliyordu bu gerçeği. Kırk iki yaşında olmasına rağmen… Ve… İşte akciğerlerden çıkan havayla anlatmıştı kendisini. Düşüncelerini havaya iletmiş, hava flüte iletmiş, flüt de gökyüzüne fırlatmıştı onları. Gök dinlemişti. Ardından tam ayaklarının dibine yavaşça inen bir pakete sahipti artık çünkü. Cismani bir cevaba… Paketin içinden onun …