26.06.2020

Bir gemide çalışıyordu. Hemen hemen her türlü gemide, her işte çalışmıştı. Yeter ki gemi olsun. Ayakları sabit bir zemine değil de devamlı yaylanan bir zemine bassın… O her işi yapardı. Yeter ki, bir dakika bile olsa denizin kokusunu alsın… O mektubu alana kadar böyle ölmeyi planlıyordu ama mektup onu karaya çağırıyordu. Ağabeyi ölünce; babası, ağabeyinin karısı ve üç çocuğu geride kalmıştı. Hiçbiri de iş görebilir durumda değildi. Tarlanın işçiye ihtiyacı vardı ve bunu yapacak tek kişi kendisiydi. Eşyalarını toplayıp istemeye istemeye gitti köyüne. Oradan kaçışını bugün gibi hatırlasa da… Oradan nefret etse, yaklaşan her adımda göğsü tıkansa da… Köyünden kaçarken …

Okumaya Devam Et

25.06.2020

Süslenmiş bir masanın başında oturuyor. Masanın etrafında başka hiç kimse yok. O masa boşu boşuna mı süslenmiş? Eğer zihnine bakabilmeyi sağlayan özel bir gücünüz olsaydı ve zihninin içine girebilseydiniz, en azından ilk katmanında sadece büyük bir hoşnutluğun var olduğunu görebilirdiniz. Süslenmiş bir masanın etrafındaki tek kişi olmak, demek ki bu durumda, yani onun için, o kadar da kötü değildi. Hatta son derece mutlu etmişti onu. Aslında zihnine bakmaya bile gerek yoktu. Yüzündeki gülümsemeden de anlayabilirdiniz. Acaba neden koskoca bir masada tek başına oturmak onu mutlu etmekteydi? Bu, masada oturduğu mekânla ilgiliydi. O mekânı sonunda satın aldığından, tek başına kutlamak için …

Okumaya Devam Et

24.06.2020

Bir barda dans eden iki insan… Neden dans ettikleri belli. Zaman geçirmek, eğlenmek istiyorlar bardaki herkes gibi. zaten birbirlerine temas etmeden; son modaya uygun dans ettiklerinden aralarında bir çekim olup olmadığı belli olmuyor. Sanki bir oyunda eşleşmiş iki insan onlar. Oysa, içlerinden biri, daha önce hiç bara gitmemiş. Çok gürültülü geliyor bar ona çünkü. Kafası o kadar dağınık, kendisini o kadar çaresiz hissediyor ki, önünde bir bar görünce girivermiş öylece. Onun karşısındaki için bara gitmek gündelik bir şey. Her gece yaptığı bir şey olmasa da; haftada iki-üç kez gittiği söylenebilir. Yapacak bir şeyi olmadığından mı? Belki… İçindeki karmaşayı susturabilmek için …

Okumaya Devam Et

17.06.2020

Bir anlık gülümsemesini görebilmek için, o mutluluktan cıvıldayan sesiyle sarf ettiği bir tek kelimeyi duyabilmek için arabasıyla kilometrelerce yol yapmaktaydı. Zamanı, yakıtı ya da başkalarının ne diyeceğini zerrece umursamıyordu. Sadece o vardı aklında, yalnızca onu görüyordu karşısında. Yol sadece basit bir detaydı. Cama yapıştırdığı, kendi elleriyle yaptığı orta boy kalp yastığın üzerinde basılı olan bir fotoğrafı vardı. Araba hareket ettikçe bir öne bir arkaya gidiyordu. Tıpkı gerçek hayatta kendisine yaptığı gibi… Ona, çok sevdiğini bildiğinden kendi elleriyle yaptığı turunç reçelini götürmekteydi. Kavanozun üzerindeki basit kendiliğinden yapışkanlı kağıda kendi elleriyle karakalem resimlerini yapmıştı. Resim yapmaktan iyi anlardı. İkisi yan yana durmaktaydı. …

Okumaya Devam Et

15.06.2020

Nefessiz kalmıştı. Eşinin öldüğünü söylediklerinde ne yapacağını bilememişti. Profesyonel asker olan o değil miydi? Aniden ölmesi gereken… Yani en azından ölse kimse şaşmazdı. Bu işinin doğasıydı. Oysa bir öğretmen olan eşiydi ölen. Hem de ani bir kurşunla… Şaka gibi gelmişti ona duyduğunda. Kulaklarında en sevdiği takı olan, çocukken ona kendisinin hediye ettiği baykuşlu bir küpe vardı. Sol kulağındaki yamulmuştu. Sıyrılmış kulağından kanı temizlenerek teslim edilmişti ona. Kimseye aldırmadan kulağını deldirip kendisi takmıştı. Bir daha da göreve gitmemiş, emekliliğini istemişti. Artık alkolik bir adamdı. Rakıdan başkasını içmezdi önceleri ama şimdi köpek öldüren içiyordu. belki daha çabuk ölürdü. Daima beli ağrıyordu artık. …

Okumaya Devam Et

08.06.2020

Kalabalık bir caddedeki göze çarpmayan bir mekânda, kaçak çaylarını yudumluyorlardı. İkisine de yabancı gelmiyordu çayın tadı. Oysa bir bakışta bile kalbur üstü denebilecek insanlardı. Hasır ve ahşaptan yapılmış taburelerin üstünde tuhaf görünüyorlardı. Tahtta oturmaya alışmış sırtlar bir tabure üstünde afallamaz mıydı? Taburelerin yabancılığını çayın aşinalığı telafi ediyordu. “Ne diyorsun kardeşim? Sonuçta çatışan çıkarlar söz konusu değil bu mevzuda… Yanılıyor muyum?” “Şimdilik bir şey yok; ama tabii henüz tüm incelemeler yapılmadı. Biliyorsun, biraz zaman alıyor böyle şeyler. Az sabır…” “… İçer miyiz?” “Yok, sağ ol… Ben şu dilekçeni götüreyim de… Bir ayrıntı falan atlamadın değil mi? İstihbarat nasıl olsa kontrol edecek …

Okumaya Devam Et

06.06.2020

Hiçbir otun yetişmediği bir çölde nasıl oluyordu da bu ağaç yetişiyordu? Çöl müydü düş olan; yoksa bu ağaç mı? Mevzu bensem bir unsurun düş olması oldukça mümkündü. Ben hiçbir zaman emin olamazdım yaşadığım bir şeyin hangisinin düş, hangisinin gerçek olduğuna. Sebebi neydi bunun, bilmiyordum; ama etrafımda yaşadıklarımın hangisinin gerçek olduğunu hatırlatan arkadaşlarım oluyordu. Onların düş olup olmadığına da benim karar vermem gerekiyordu. Velhasıl işim zordu.

Okumaya Devam Et

03.06.2020

Aramıza bir şehrin girmesi hiç önemli değildi benim için. Onu seviyordum. Zaten arada kaçamaklar yapıyorduk birbirimizi görmek için. Uçağın varlığına müteşekkirdik. Bazen ani sürprizler yapardık birbirimize. Bu böyle yıllarca sürdüğünde, anladık ki, biz uzakta bir sevgilimizin var oluş fikrini sevmiştik ve böyle devam etmeyi düşünmekteydik. Hiç yakınlığı, yakın olmayı özlemiyor muyduk? Birbirimize hiç ihanet etmiş miydik? Kavuşmayı hayal etmiyor muyduk; yoksa ediyor gibi mi yapıyorduk? Bu soruların yanıtını bilsem de bilmesem de aslında onları öğrenmekten çok onları sormak önemli olduğundan, böylece bırakmayı tercih ediyorduk. Ben bile, onun bana ihanet edip etmediğini merak etmemiştim. Etmiyorum çünkü. Bir gemici gibi her sahilde …

Okumaya Devam Et

31.05.2020

Bir mağarada değerli olduğunu kimsenin bilmediği bir taş oluşmuştu. Yavaş yavaş… Bir bakteri türünün atıklarının birleşiminden oluşan bir taştı bu. Hava almayan bir mağara olduğundan aslında hamur gibi olan bu madde, oksijeni gördüğü an elmastan da sert bir duruma gelmekteydi. Bununla oksijen tüpü olmadan bir sürü sanat eseri yapan keşişler vardı. Din ve inançlarının temelini havasız kalarak bu hamurdan bir şeyler yapıp onu havayla kavuşturmaktı. Havasız kaldıklarında kendilerinden geçiyor ve her defasında ölüme yaklaşma tecrübesi ediniyorlardı bu insanlar. Onun için cesaret ve risk almak onlar için doğallaşıyordu. Bu malzemeye yumuşak ölüm deniyordu. O sertleşir ve ölümsüzleşirken siz ölebiliyordunuz. Artık dünyadaki …

Okumaya Devam Et

30.05.2020

Paslı bir bisikleti vardı. Arka tarafındaki metal kısma bir kasa şerbet dolu şişe bağlar, onları belli mekânlara giderek satardı. Şerbetleri kendi elleriyle yapardı. Reyhan, demirhindi, kızılcık şerbetlerinin yanı sıra kendi tarifleri de mevcuttu. Her gün bir kasayı çoğunlukla aynı insanlara satardı. Ben de o insanlardan biriydim ve her defasında bisikletin gidonunda asılı olan boş kaplumbağa kabuğunun neden orada olduğunu merak ederdim. Eğer o bir süs ise, tuhaf bir süsleme anlayışı vardı bu adamın. Yok değilse de; neden oradaydı? Cesaret edip sormalıydım bir gün bu bağanın hikmetini. Sormalıydım sormasına da adamın gözlerinde beni bunu sormaktan alıkoyan tuhaf bakışlar vardı. Aslında korkunç …

Okumaya Devam Et