29.05.2020

İyi bir kimya mühendisi adayı olduğumu söylerdi hocalarım. Oysa şimdi, kozmetik ürünler yapan bir fabrikanın araştırma geliştirme bölümündeyim. Eften püften bir sürü ürün geliştirmek için. Ne yapayım, ancak burada iş bulabildim bu yolsuzlukta. Kadınlara, adamlara, hatta çocuklara, olduklarından farklı bir görünüm, koku ve doku verebilmek için uğraşıyorum. Temizlik sadece küçük bir detay. İnsanların asıl istedikleri olduklarından farklı olmak sadece. Ama çok güzel bir sürpriz hazırladım onlara. Erkekler için baharatlı bir tıraş losyonu, kadınlar için ise bordo bir ruj… Bu ürünleri kullandıklarında çok rahatlayacaklar, eminim buna. Ağızlarından yalan çıkmayacak. yani nasıl uyguladıkları önemli değil aslında. Ruj ya da oje olması, tıraş …

Okumaya Devam Et

27.05.2020

Gündüzleri tüm gün yumurta topukları ve kehribar tesbihi ile boy gösterirdi Ekber Baba. Zenginden alır, fakire aynen verirdi. Kendisi de pek mütevazı bir evde yaşardı. Mahallenin tenha kısmında, boş bir arazinin yanındaki tek evde… Rivayete göre o boş arazi de onundu da meçhul bir sebeple orayı boş tutmak istiyordu. Tabii bunu söyleyen kimsenin elinde bir delil yoktu. Laf aramızda, bu rivayet doğruydu. Hatta Ekber Baba evine kimseleri almaz, diğer kabadayıların aksine tüm işini gündüz hallederdi. Gece tüm yetkiyi sağ kolu Kerim’e vermişti ama gece pek iş çıkmamasını sağlardı. Bunun bir tek sebebi vardı. Acuze Nene derler büyücü bir kadının yaptığı …

Okumaya Devam Et

26.05.2020

Uyandığımda yastığımın üzerinde, yüzümle mesafeli bir konumda durup o kırmızı gözleriyle bana bakıyordu. Gözlerimin ta içine… Küçücüktü, tüyleri ince, temiz ve gürdü. Kuyruğu da ince ve kısaydı. Hafifçe cikliyordu. Yani ciklemekle viyaklamak arası bir sesle mırıldanıyordu. Çok iyi anlamasam da galiba bir deney faresiydi. Normal şartlarda farelerden pek hoşlanmazdım. En azından kâğıt üstünde böyleydi. Bir fareyle daha önce karşılaşmadığımdan bunu şimdiye kadar test edememiştim. Elimi ona doğru uzattığımda kaçmamıştı. Oysa bildiğim kadarıyla fareler epeyce korkak yaratıklardı. Yanımda uyuyan birisine ‘günaydın’ der gibi okşadım onu. Selamlamak istermiş gibi elime doğru sokulup cikledi. Kahvaltı ederken; misafirlere vermek üzere dolapta tuttuğum peynirden çıkardım, …

Okumaya Devam Et

25.05.2020

Mikolog olduğunu söyleyen bir adam vardı. Mantarlar hakkında eğitim alıp bir mantar uzmanı olduğunu iddia ediyordu. Tamam da neden buracıkta, bir pazarda tezgâh açmıştı? Bu sattığı mantar değildi ki. Merak ettiğimden sormak için yanına yaklaştım. Dediğine göre, o sadece bir mikolog değildi. Botanik ve kimya ile de uğraşıyordu. Yaptığı tozu tüm bilgi birikimi ve deneyimleriyle geliştirmişti söylediğine göre. Bu toz ilaç değildi. Onun için bir firmaya götüremez ya da bu şekilde test ettirmekle uğraşamazdı. Bunun için kimse ona şans vermezdi. Bizler, eğer istersek deneyebilirdik. Bu tozdan bir çay kaşığı alan insan, ölen insanlarla iletişim kurabilirdi. Sadece ölenlerle değil. Farklı boyutlardaki …

Okumaya Devam Et

22.05.2020

Rahatın gerçekten battığı nadir insanlardandı. Kendisine işkence etmek gibi bir niyeti yoktu. Nefret de etmiyordu varlığından. Sadece rahattan rahatsızlığa geçme hâlini sevmiyordu. O alışma anı zor geliyordu ona. Bu konuda verdiği bir tek ödün vardı. Yumuşak bir battaniyesi vardı kendisine kullanmak için izin verdiği, hatta bunun için can attığı. O sokaklarda yaşayan küçük bir çocukken başka bir çocuk vermişti kendisine battaniyeyi. O zamanlar maviydi, şimdiyse rengi belli değildi. Galiba griye çalıyordu; ama kesin bir şey söylenemezdi tabii. Eskimişti ne de olsa. Çocuk, annelerinin kardeşiyle kendisine aynı renkte iki battaniye aldıklarını; fakat kardeşinin öldüğünü söylemişti. Onun için vermişti ona bu battaniyeyi. …

Okumaya Devam Et

19.05.2020

Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, ulu bir ağaç varmış. Çok büyükmüş bu ağaç; lakin ruhu çocukmuş. Hafifmiş aklı, uçucuymuş. Hareketli olmak istermiş. Bir parkta, kendisi gibi birkaç uzak ağaçla huzur içinde yaşarmış yaşamasına ama ruhu huzursuzmuş. Köklerindeki mantarları sayesinde diğer ağaçlarla konuşurmuş bazen. Parka uğrayan kuşlardan, insanlardan bahsederlermiş. Çiçeklerle de konuşurmuş, rüzgârla da… Özellikle karahindiba otunu pek severmiş ulu ağaç. Tohumlarının uçuşlarına pek imrenirmiş. İnsanların onları üfleyerek dilekler dilemesine o kadar çok imrenir, o kadar çok imrenirmiş ki, bir gün bunu karahindibaya da söylemiş. “Dostum karahindiba, uzun sohbetlerimiz hatırına, yapraklarımı sana doğru hışırdatsam da ben de bir tek …

Okumaya Devam Et

18.05.2020

Otuz yaşında bir ev kızıydı. Bir gün delirdi mi; ne oldu bilinmez, demirci olmaya karar verdi. Bahçesinde bir atölye yaptırdı. Biraz parası da vardı. Babası ölmüş, yaşlı annesiyle kalakalmışlardı. Karışanı yoktu. Bu işi öğrenmek için nice demir ustasına başvurduysa da herkes bir kadının demirci olmasının imkânsız olduğunu söylüyor, ona yardıma kimse yanaşmıyordu. Yıllar içinde, binbir emekle, atölyesinde kendisini eğitti ve usta bir demirci oldu. Oldu olmasına da sadece silah yapıyordu. Verilen hiçbir şeyi, bıçağı dahi onarmıyor, ancak sıfırdan bir bıçak ya da öldürmek için yapılacak bir şeyse kabul ediyordu. Yaptığı bıçaklar, çakılar, baltalar, şişler… çok beğeniliyordu. Hatta ona bir şeyler …

Okumaya Devam Et

14.05.2020

Birisinin sadece güzelliğini haykırmak mıdır aşk? Yoksa ona ulaşmak için harcadığın çabada mı gizlidir? Belki de ikisi ve hiçbiridir. İkisi ve hiçbiridir; çünkü aşk akışkan ve katıdır. Çünkü aşk biçim değiştirir. Görünür ve görünmezdir. Aşka ilişkin söylenecek sözcüklerin hepsi de çelişkili ve çelişkisizdir. İşte bakın, yine oldu. Belki de aşk, çelişki ve çelişkisizliğin arasındaki o kuvvet, o ivmedir. O enerjidir. Bunlar, o hayvanla karşılaştığım an aklıma gelmişti. Bir sokak köpeğiyle… Belki de; sokağa bırakılmış bir ev köpeğiydi; çünkü tertemiz ve mağrurdu. Tüyleri de bakımlıydı. Bu köpeğe bakmakla nasıl olmuştu da aklıma aşk gelmişti? Köpeğe aşık olacak halim yoktu tabii. Ben …

Okumaya Devam Et

09.05.2020

Dıştan küçücük görünüp içerisi göründüğünün iki misli büyük olan dükkânları bilir misiniz? İşte otuz beş-kırk yaşlarını süren, biraz tıknazca olan, dağınık bıyıklı, gür ve dağınık kaşlı adamın ayakkabıcı dükkânı da böyle bir mekândı. Tabelasında, karikatürize edilmiş bir ayakkabının alt tarafı ve altında bir konuşma balonunun içinde ‘tok’ yazılıydı. Dükkânın ismi buydu ama sadece bir isim değildi bu. Latif Bey’in, yaptığı işin felsefesinin tezahürüydü. Latif Bey sattığı ayakkabıların hepsini kendisi yapardı. Bir kalıba göre üretmezdi. Modelleri de bulunmazdı vitrinde. Yaptığı ayakkabıları pahalı satardı; ama o ayakkabı ömür boyu garantiliydi. Latif Bey onları ucuza onarır, gereğinde üzerinde değişiklikler yapardı. Kendilerine uyan, her …

Okumaya Devam Et

07.05.2020

At dışkısının kokusunu yasemin çiçeği kokusuna benzetirdim çocukluğumdan beri… Doğruymuş. Bir molekülün oranı fark ediyormuş. Oran az olunca yasemin, çok olunca da dışkı olarak algılıyormuş burun. Molekülün adı da yazıyordu bir yerlerde de; kimin umurunda? Bugün yürürken çok iyi yetiştirilmiş bir yasemine rastladım. Bir bahçe duvarına sarılmıştı. Sanki yalnız, bağımsız, başına buyruk bir at geçmişti oradan. Bitki semirmiş, bir sürü çiçekle dolmuştu dalları. O molekülden fazlasıyla salgılamıştı çiçeklerin her biri. Çürümemişlerdi ama olgunlaşıp güçlenmişlerdi. Ben çok sevsem de insanlar güçlenmiş, semirmiş bir yaseminin kokusunu sevmeyebilirlerdi. Doğanın her türlü hâlini kabullenip sevmek herkese göre değildi. Bana bir atın o güzel kokusunu …

Okumaya Devam Et