Kalın parmaklıklar arasında, açıktaydı. Herkesin onu her an izlemesiyle cezalandırılmıştı. Şehir meydanının tam ortasındaydı hücresi. Tek hücre onunkiydi. Bu cezaya çarptırılan tek kişi o olmuştu tarih boyunca. Tuvaletini dahi oradaki bir kovanın içine yapmak zorunda bırakılmıştı. Kova, içindeki taşmadan boşaltılamazdı. Yasaktı… Tuvaletini yaptığında dahi göz önünde olması, kırk yılın başında onu hortumla yıkarlarken ya da uyurken insanların bakışları altında olması alışıldık bir şey miydi merak ediyordum. Hiç karıncalanmıyor muydu vücudu bu bakışlardan, bilmek istiyordum. Her an şehre yeni insanlar geldiğinden, bir an bile gözler üzerinden ayrılmıyordu. Kaldı ki, şehrin sakinleri dahi sadistçe bir merakla her meydandan geçişlerinde onu izlemekten kendilerini …
Ay: Ocak 2018
20.01.2018
Başım ağrıyordu! Başım çok ağrıyordu. Normal bir ağrı değildi bu. Haftada mutlaka en az bir kez ağrırdı; ama bu defa… Sanki kafamın içinden bir şey çıkacaktı. O denli ağrıyordu ki, sekiz saatten fazla bilinçsiz bir uykuya geçmişti vücudum. Mecbur kalmıştı. Daha fazla dayanamazdım çünkü. Kendisini geçici olarak bekleme moduna almıştı adeta. Uyandığımda, ilk kez yüzüstü yatmıştım, ensemin oyuğunda canlı bir şeyin varlığını hissettim. Tuhaftı. Uyuşmuş olan elimi ense çukuruma götürüp ciyaklamakta olan şeyi nazikçe kavrayıp sırtüstü yattım. Elimi açtığımda avcumda küçücük bir insancık gördüm. Bu insancığın bir cinsiyeti yoktu ama kanlı canlıydı. Benim ense kökümden doğmuştu. İki saat sonra, aniden …
19.01.2018
Susam ve hamurun, simidin kokusuna bayılırken; tadından hiç hoşlanmıyordum. Evimin karşısında duran bir simitçi vardı. Evime her giriş çıkışımda simidin kokusunu duyar, gözlerimi oraya çevirir ve onu görürdüm. Sanki tepeden tırnağa simit kokan o olurdu. Yüzündeki ayva tüylerini oluşturan tüyler tüy değil de susamdı sanki. Her defasında birbirimize gülümserdik ve ben simit almadan geçip giderdim yanından. On iki-on üç yaşlarında bir gençti. Sesi simit satmak için tasarlanmıştı. Daha doğrusu, sesini simit satmak için tasarlamıştı. O akşam, evime girerken rastladığımızda ilk defa beni durdurup simit alıp alamayacağımı sordu. Tadını sevmediğimi söylemek istemedim. Parasını verdim ve simidi elinden aldım. Tadına baktığımda böyle …
18.01.2018
Bir mağara tırmanıcısıydım. Profesyonel falan değildim. Ben ve ne hikmetse yanımdan bir türlü ayrılmayan sadık yarasa… Bir yarasayı kendime nasıl bağladığım benim bile çözemediğim bir gizemdi ama onu olduğu gibi kabullenmesini bilmiştim. Mağaracılık takım işidir. Başkasına ihtiyacın vardır her an… Olacaktır… Ama benim yoktu işte. Bilakis… Başkası olsa elim ayağıma dolanırdı. Ben tek başıma mutluydum. Ve yarasa… Ona bile benim yarasam demiyordum. İyelik ekleriyle bir sorunum vardı. Varsın olsundu. O gün de yine bir mağaradaydık. Sarkıtlar, dikitler, tavandan damla damla dökülen mineralli su… Sıradan bir mağaraydı işte. Taban olmadığı için tavanda ilerliyordum teçhizatımın desteğiyle. Yarasa da bana yardımcı oluyordu. Artık …
17.01.2018
Güllerin içinden en güzel kokanını bulmalıydım. Sonra onu alıp ona götürecektim. Belki fark ederdi. Belki bir şey ifade ederdi. Bir ölü göremezdi ama koklayabilirdi ruhu belki. Belki… İşte bulmuştum! Bembeyaz bir güldü. Limon gibi kokuyordu. Biraz da şeftali, biraz da kavun… Sonra onu mezara, mezarına götürüp mezar taşının altına, ezilmeyecek bir şekilde yerleştirdim. Bir kıpırtı bekliyordum. Apansız esen bir rüzgar belki… Belki güneş ışınlarından oluşan, apansızca başımın üzerine yerleşen bir hale… Ya da bir ses, deniz kabuğuna kulağını dayadığında çıkan… Bir şey olmasını bekliyordum işte. Her şey olabilirdi. Belki bir yıldırım olurdu. Tam üzerime düşer, yakıp kavururdu. Sonra belki bir …
16.01.2018
Yerde bir tesbih bulmuştum. Keçiboynuzu çekirdeklerinden yapılmıştı. İmamesi de kemikti. Hiç düşünmeden eğilip aldım. Boncukları teker teker parmaklarımın arasından geçirdim. Aynı anda olağan dışı bir sıcaklık, bir mutluluk vücudumu dolaştı Sanki bu tesbihi daha önce eline alan çok mutlu bir insandı; ya da onun çok mutlu bir anı bu tesbihe sabitlenmişti. Ne olmuşsa olmuş, bu tesbihi elime alır almaz, son derece üzgünken; son derece mutlu oluvermiştim. Onu gömleğimin göğüs cebine koyar koymaz kronik mutsuzluğum beni tekrar bulmuştu. Gerçi onun sıcaklığı bile bu mutsuzluk sisini delmeye yeterliydi. Her şeye rağmen hafif bir mutluluk benimle kalmıştı. İşime devam ettim. Kağıt toplamaktaydım. Ve …
15.01.2018
Buz gibi havayla sarılmış yürüyordum. Rüzgar dalgalanan çarşaf gibi ses çıkarıyordu etrafımda. Ben yürüyordum. İsterse dünya dalgalansın, yürüyordum ve ne olursa olsun yürümeye devam edecektim. Gitmem gereken bir yer vardı. Bir deniz kıyısı. Sonra da çırılçıplak yüzmem gereken bir deniz, son nefesimi verip bir çift ciğer dolusu almam gereken tuzlu su olacaktı. Söz vermiştim. Bir yıl beklemiştim bunun için. Bir koca yıl… Sonunda o gün gelmişti ve ben ona verdiğim sözü zevkle yerine getirmeye gitmekteydim. Aniden önüme çıkmasaydı… Kolumu tuttu ve beni ona verdiğim sözden alıkoymaya çalıştı. Oysa çok geçti. Söz verilmiş, her şey verilen o söze göre ayarlanmıştı ve …
14.01.2018
Yine evimde yapayalnızdım ve her zaman yaptığım gibi balon şişirmekteydim. Yine bir paket balon almıştım ve her birini sınırına kadar şişirip düğümlüyordum. Hemen hemen her hafta en az bir kere yaptığım gibi. Bu kez balonların üzerinde araba resimleri vardı. Çoğunlukla rastgele alırdım. Renk ve resimleri tamamen tesadüf olurdu. Önemli olan, balon olmasıydı. Bir paket balon… Paket içinde patlamış balon görmek beni çıldırtırdı sadece. Kötü şansmış gibi gelirdi. Balonları şişirdikten sonra teker teker patlatıyordum tırnaklarımla. Bu bana çok büyük bir haz veriyordu. Balondaki araba resimlerini pek beğenmemiştim. Nedense hoşuma gitmemişlerdi işte. Oldukça sıradan, normal olarak birbirlerinin tıpatıp aynısıydılar. Bu arabalara binemezdi …
13.01.2018
Fincanı kapattım. Hayatımda ilk defa falıma baktırıyordum. Zaten kahveyi hiç sevmezdim ama bu adamı çok fazla övmüşlerdi. Ben de bir yol ayrımında hissediyordum kendimi. Onun için şeytanın bacağını kırıp fal baktırmayı da denemeye karar verdim. Göbekli, top sakallı, boyalı simsiyah saçlı, incecik bıyıklı bir adamdı. Sesi karakteristik bir derinliğe sahipti. Gözleri insanın gözlerinin içine içine bakıyordu ne varsa çekip almak için. Aynı gözler, kahve fincanının üzerinde öyle yumuşakça kayıyordu ki, insan bu çelişkiye şaşıyordu. Daha önce arkadaşın falına bakarken izlemiştim. Bakalım benim falımda ne diyecekti. Fincan yeterince soğumuştu. Tabağı kaldırdı ve gözlerini dikti. Kaskatı olmuştu. Bekliyordum. Kötü bir haber bekliyordum …
12.01.2018
Ateşi yaktım. Isınmak için değil… Rahatlamak için yaktım. Karşısında şöyle dalıp gidebilmek için… Kim bilir hangi zamanları doyasıya düşleyebilmek için yaktım. Tek başına bir kulübede başka ne yapabilir ki insan? Bir başkası olsa masallar anlatılır ama kendi kendisine masal anlatmaktan başka ne çaresi olabilir yalnız birisinin? Ateş başında olmayınca da masallar daima eksik kalır. İşte onun için gürül gürül bir ateş yaktım. Sonra yanıma bir karga geldi, tünedi sessiz masalımı dinlemek için. Ardından bir köpek gelip ötemde yere serildi. Köpekten sonra da bir baykuş… Hepsi masalımı dinlemeye gelmişti. Sonra uzaklardan, yorgun argın; genç, sürüden yeni kovulmuş erkek bir kurt geldi. …