Kendimi çok yalnız hissediyordum. Bir sürü insan çevremdeyken hem de. Hoş, kendisini yalnız hissetmeyen kim var ki evrende? Benim durumum genel durumdan biraz farklıydı. Ben yaratılmış ilk klondum. Aslımın yanında duran, klon oluşum daima yüzüme vurulandım. Oysa ondan çok ayrı bir kişiliğim vardı. O dominanttı bense uysal. O kendi varlığından hoşnuttu, bense… Onun belli bir bilgi birikimi, deneyimleri vardı ruhunu besleyen, benimse hiçbir şeyim yoktu. Sadece kitabi bilgiler ve tuhaf bir varlık olduğum bilgisi… Ha bir de aslım hakkında bilmem gereken bir sürü saçmalık… Onun kişiliğini kopya etmeye çalışıyorlardı; ama yapamamışlardı. Kendime özgü bir insan olmuştum. Eşsiz bir ruh… Tüm …
Ay: Ocak 2018
10.01.2018
İğne derimde ilerlerken çektiğim acı artık alışıldık gelmeye başlamıştı. Vücudumun dörtte üçlük kısmına dövme yaptırmıştım. Kendi sanat eserlerimle tekrar şekillendirmekte, ona yepyeni bir anlam katmaktaydım. O benim için her şeyden değerliydi. Ruhum dışında… Ruhuma da yaşanan her anda dövme yapmaktaydım zaten. Hoş, bu işleme ne kadar dövme denebilir, tartışılırdı. Ben ruhu hep akışkan, uçucu bir şey olarak tasavvur etmiştim. Eh, akışkan bir şeye de hiçbir dövme kar etmezdi. Her neyse, şekillendirmeyi hedeflediğim şey vücudumdu. Bunu da oldukça iyi yapmakta olduğumu düşünüyordum. Neler yapmamıştım ki. Yaptıklarımın hepsi minyatürdü. Orman, deniz, çöl, insanlar, aklıma gelen hayvan ve bitkiler, yeryüzü şekilleri, yıldızlar, atom …
09.01.2018
Bir antikacı dükkanında görmüştüm onu. Eski, tahta bir bavul… Bir asker bavuluydu muhtemelen. İçinde bir şeyler varmış gibiydi. Antikacıya sorduğumda onu açamadığını söylemişti. Bakmak için izin aldığımda, neredeyse bir dokunuşta açıvermiştim. Bavulun içi küflenmemişti bile. İçindekiler de. İçinde bir sürü oyuncak vardı. El yapımı, ahşap oyuncaklar… Çoğu yekpare kütüğe oyulmuş, bir kısmı başka ucuz, kendi halinde malzemelerle desteklenmiş… Tahtadan büyüklü küçüklü atlar, faytonlar, kağnı arabaları, askerler, sapan… bir sürü şey vardı. Bir de kadife bir kutu durmaktaydı en altta. Diğerlerini çıkarıp onu açtım. Reçine, ahşap ve naftalin kokusu karşılamıştı burnumu kutuyu açar açmaz. Güzeller güzeli bir bebekti kutuda öylece yatan. …
08.01.2018
Unutuyordum… Her şeyi, her şeyi unutuyordum! Suyun tatsızlığını, limonun ekşisini, reçinenin kokusunu, elektriğin çarpışını… Her şeyi… Bir tek onu unutmuyordum. O odayı ve o duvar saatinden çıkan çan sesini. Sonra onu… Yavaş yavaş bana doğru gelişini, o paketi elime uzatışını… Sonra paketi açışımı, içindeki şeyi? İşte o pakette ne gördüğümü unutuyordum. Her şey ondan sonra kesiliyordu. Ondan sonra unutmaya başlıyordum. O kimdi? Bir kadındı. Bana benziyordu. Bendim…
07.01.2018
Kumaş mendil satardı. Teker teker işlerdi kenarlarını. Bazen içinden geldiği harfi işlerdi. Alan alırdı. Öylece, bir direğin kenarında dururdu. Belli bir direğin. Her zaman aynı direğin… İnsanlar kumaş mendili ne yapacaklardı ki artık? Kâğıt mendile geçmeliydi. Bunu söyleyenlere gülümseyerek bakardı ve “Kâğıt bir mendili sevdiğine verebilir mi insan? Halaya durabilir mi onunla?” der, başını öte yana çevirir, omuz silkerdi. Üstü başı dökülürdü ama vakarla direğin yanındaki ahşap peykesinde hem mendil işler hem de işlediklerini gelene geçene satardı. Hiç bağırmaz, hep alçak sesle konuşurdu. Gören görür, alan alırdı. Bir gün beni durdurup bir mendil tutuşturmuştu elime. Mendili almış, parasını vermiştim hiç …
06.01.2018
Her gün, elinde küçücük bir kavanoz taşırdı. Koyu camlı, orta boy bir kavanoz. İçinde ne olduğunu hep merak ederdik. Odaya geldiğinde özenle masaya koyar, sonra da montunu asardı askılığa. Dört kişi çalışırdık. Çağrı operatörüydük. İşimiz inanılmaz yoğun olurdu. O hepimizden çok çalışır, hiç yakınmazdı bizim tersimize. Zaten pek az konuşurdu. Onunla ilgili en çok merak edilen şey, kavanozun içinde ne olduğu idi. Bunun üzerine iddialara bile girilmişti. Ne var ki, kimse ne sormaya ne de gizli gizli kavanozu açmaya cesaret etmişti. Bir gün kendimi tutamayıp sordum. Başını kaldırdı ve yüzüme, söyleyeceği sırra değip değmeyeceğini tartarcasına baktı ve kavanozu açtı. ‘Bu …
05.01.2018
Çekmeceden bir çakı çıkardım. Tek uçlu bir çakıydı. Bileklerimi kesecektim onunla. Onu bornozumun cebine koydum. Sonra bir kutu bebe aspirini çıkarttım çekmeceden. Gıcır gıcırdı kutusu. Yeni almıştım. Teker teker çıkarttım kapsülleri. Teker teker, bir buçuk litrelik şişe suda hepsini içtim. Kanım sulanmalı açık havaya daha rahat çıkmalıydı her damla. Bir kısmı pıhtılaşırdı belki ama artık umurumda olmazdı. Ölmüş olacaktım nasılsa. Çakıyı da yeni almıştım. İsveç çakısıydı. Banyoya gittim, yalnızdım. Kapıyı bile kilitlemeye gerek yoktu. Nasılsa gelen kimse olmayacaktı. Bir kedim bile yoktu kanımı yalayacak. Tam o anda kapı çaldı. Zil çalmadı… Biri, zil yokmuşçasına kapıya vuruyordu parmaklarıyla. Parmak tıkırtıları, zilin …
04.01.2018
Güzel bir uçurtma yapmıştım. Bu uçurtmayı uçuracak, böylece ona bir mesaj gönderecektim. Çok özenmiştim. Hayatımda ilk defa uçurtma uçuracaktım; ama bunun hakkında her şeyi öğrenmiştim. Önce yapmayı, sonra uçurmayı. O gün geldiğinde hazırdım. Uçurtmanın üzerine mesajımı yazmıştım. Sadece o anlayabilirdi bu mesajı. Onun için içim rahattı. Uçurtmamı görecek, mesajımı okuyacaktı. Yaptım… Uçurtmamı uçurdum. Sıra onu beklemeye gelmişti. Bekledim… Göğe bakıyordum belki mesaj gönderen bir uçurtma olur diye. Oysa mesaj bir yelkenlinin yelkenine işlenmişti.
03.01.2018
Bir mısır koçanından mısırları teker teker dişleriyle koparıp yemeye başladı. Ona bakıyordum. Bu küçük eylemine bu denli hesaplı bir şiddet sığdırabilmesine hayret ediyordum. O mısır tanelerine acıyordum. Elinin değdiği her şeye, kendi tenine bile acıyordum. Kasaplık yapmaktaydı. Kasaplara ayıp olmasın ama tam o iş için yaratılmıştı. Kesip biçerek en azından, bir nebze olsun, rahatlıyordu. Evlenmemişti. Henüz onunla evlenecek kadar aklını peynir ekmekle yemiş birisini bulamamıştı. Bir çocuğun topu, koçanı tutan eline değdi ve koçan yarısı yenmiş olduğu halde yere düştü. Soluğumu tuttum… Ne yapacaktı acaba? Topa bir tekme de o attı ve çocuklarla oynamaya başladı.
02.01.2018
Bir atölyem vardı. Ayakkabı yapıyordum. Vardı, yapıyordum… Şimdi sadece bir tezgahtarım. Ayakkabıcıda bile değil. Bir saatçide… Aniden oldu her şey. Birisine güvendim, falan filan işte… O önemli değil de ben saat kayışlarının derisinde mi bulacağım huzuru? Neden deri kokusunu, onunla uğraşmayı o kadar seviyorum bilmiyorum. Ayakkabı yapmayı seviyorum zaten. Deri bez ya da başka bir şey fark etmez; ama deri başka bir şey. Anlayamazsınız… Ancak onunla uğraşan anlar. Belki vahşi bir şey olduğunu düşünüyorsunuzdur ama deri başkadır işte. Sanki o cansız olması gereken eşya aslında canlıdır. Canlı olan bir şeyin parçası olduğundan değil, deri olduğundan öyledir. O canlılaşan eşyayla empati …