Bir yüze, bir bedene bürünmek mümkün olabilseydi… Yani istediğimiz bir yüz ve bedene… Ben en akılda kalmaz olanına bürünmek isterdim. Her şeyim silik olsun dilerdim. İnsanlar beni fikirlerimle kafalarına alabilirlerse, işte ancak o zaman görünür olabilmek için. Tıpkı bir hayalet gibi.., hayal edebildiklerinde görünmek isterdim. Gerçek olan beni zihinlerinde canlandırabildiklerinde. Eksikliklerim ve fazlalıklarımla. Eksikliklerimi gidermek, fazlalıklarımdan alabilmek için… Kül Kedisi masalındaki peri, keşke bana uğrasaydı. İşte o zaman ondan gece yarısına kadar bu şekilde silik olmayı dilerdim herhalde. O zaman camdan bir ayakkabı düşürmeme gerek kalmazdı. Eğer beni görürse… Yeterdi işte… Gerçi, ben bir erkek olduğum için… Ne fark eder …
Ay: Temmuz 2018
10.07.2018
Asasını elinde öylece tutuyordu. Zaten hayatı boyunca böyle yapmamış mıydı? Ortalarda dolaşıp asa sallamaktan başka ne yapmıştı ki! Kendi içinde bile var olmayan, ya da kıl payı olabilen bir güçle bir sürü şey yapıp sırf böyle bir güce hükmettiği için kendisini üstün saymamış mıydı? Üstelik sadece istediği şeyi içinden geçirmesi yetmişti. Hiçbir bedel ödememişti bunun için. Bedel ödememek miydi onu üstün yapan? Ne yaparsa yapsın bedel ödememek… Peki ya asası kırılsa? Başka bir asa da yaptıramayacak olsa… Ya da; tümden gitse içindeki o şey… O zaman ne yapardı bu hayatta? Altı yüz yaşında olmasına rağmen ne öğrenmişti? Asası olmadan ne …
09.07.2018
Dişleri fırçalamamaktan değil, gülmemekten sararmıştı. Tertemizdi çünkü. Sigara falan içmezdi. Çayı bile kırk yılda bir, dost sohbetinde ya da ailesiyle içerdi. İçki falan zaten içmezdi. En çok su içerdi. Yeşillik ve balıktan başka bir şey de yediği vaki değildi. Örnek bir hayat yaşardı; lakin gülmezdi. Mutlu olmazdı ya da üzülmezdi. Yaşardı işte. Ölçüyle yaşardı. Bir ölçek uyku, iki ölçek besin, iki buçuk ölçek hareket, üç ölçek iş… Yarım ölçek de dost sohbeti işte… Hayatı bunlardan ibaretti ve kazayla başka bir şey girerse her şeyi hesapladığı beheri kesin alarm verirdi. Peki böyle bir insanın nasıl olurdu da dostları olurdu? Bu insanlar …
08.07.2018
Yaşlı kadın karşılaştığı herkese ördüğü çoraplardan veriyordu. Verdiği hiç kimse giymese de. Çünkü hiçbirinin ayaklarına uymuyordu çoraplar. Yaşlı kadın, kendi ayaklarına bile uyduramıyor, yine de örmeye devam ediyordu.
07.07.2018
Bir oyuncakçıdan oğluna bir silah almıştı. Silahı eline alan çocuğun ilk işi onu vurmak olmuştu. Oyuncakçı hile yapmıştı.
06.07.2018
Sarkıt ve dikitlerin birleşmesiyle sütun olurdu mağaralarda. Hüzün ve sevginin birleşmesiyle de keder olurdu ve keder, bir sütun kadar sabit kalmaz, mağarayı sağlamlaştırmanın aksine yıkardı; çünkü kökleri bir bitkininki gibi asitliydi. Ve keder sabırla, damla damla oluşturulmazdı çoğu zaman.
05.07.2018
İstikrarla istikrar aradığını fark edince, aslında istikrarlı bir şey yaptığını, istikrarı bulduğunu fark edip istikrar aramaktan vazgeçti. İşte o an, istikrarla yaptığı hiçbir şey kalmadı.
04.07.2018
alkış sesleri eşliğinde yürürken; gözleri onu alkışlamayan bir tek kişinin üzerindeydi. Aynaya doğru yürümekteydi.
03.07.2018
Lambalar yanıyordu. Güneş parlamıyordu ama vakit gece değildi. İnsanlar uyumuyor, oradan oraya koşuşturuyorlardı.
02.07.2018
Yanıyorlardı. Odunlar gibi yanıyorlardı. Fakat bu kez odunlar balık, alevler su olmayacak, orası bir göle dönüşmeyecekti. Böyle şeyler her an olmazdı çünkü ve bunun bir nedeni vardı. Bazı şeylerin tutarlı olması gerekiyordu. Yakanın da yananın da buna seyirci kalanın da alacağını alması gerekiyordu bu tür tutarlı sonuçları olan olaylardan. Mucizeler zararlıydı. Eğer onlara inanırsan, kahredici bir umutla dolardı tüm zihnin ve bedenin beklerdi. Son ana kadar… Başka her şeyi unutarak beklerlerdi. Son soluklarını, fark etmeden verirlerdi. Boş bir umudun pençesinde. Oysa acıyı bile yaşamadan ölmek umudun yan etkisiydi. Yanmışlardı ve yanmalıydılar da. Eğer yanmasalardı, bir mucizeyle kurtulsalardı, o zaman… Nasıl …