Çimlere basmadan yürümek… İyi de; neden?
Ay: Temmuz 2018
20.07.2018
Yaşlı ve yalnız bir adam olmanın neresi acınası anlamıyorum. Bir kere sorumlu olmak zorunda olduğum kimsem yok. Rahat rahat ölebilirim yani. Rahatsız eden falan da yok geçmişi yad ederken. Dilediğimce hatırlayabilir, kötü olanları iyi anılara çevirebilirim. Kimse “Hayır baba, o öyle olmamıştı, senin dükkanı her zaman daha çok sevdiğin kardeşime verdiğin iltimaslar batırdı.” Ya da: “Yanlışın var ağabeyciğim, o kadını sen her fırsatta dövdüğün için kaçtı” demeyecek. Bense, ömrümün son demlerimde yeniden başlayacak, kendime koskocaman bir hayat armağan edebileceğim. Sonra da öleceğim, her şeyi tekrar hatırlayarak. Böylece koskocaman iki hayat yaşayarak ölmüş olacağım.
19.07.2018
Bir kedinin size hareket etmeyi öğretmesine izin verin. Yemeğini yemesinden itibaren, yani sonuçtan itibaren anlatmaya başlayayım ki onun aslında bir başlangıç olduğunu anlayasınız. Kedi yemeğini yer ama onu ortalıkta koşarak harcamaz. Evet oyun falan oynar ama aslında antrenmandır o. Uyur, koordinasyonunu kuvvetlendirmek, vücudunu onarmak için… Ardından, av bulma süreci başlamıştır. Belirli parametreler dahilinde bir arayıştır başlar kedi için. Dikkat edin, parametrelerden bahsediyorum. Öylesine bir arayışı kastetmiyorum. Bir av bulunmuştur… Strateji belirleme sırasıdır artık. Kedi hala hareket etmemekte, ya da asgari devinimlerle işini yürütmektedir. Vücudunun sınırlarını bilmektedir çünkü. Hesaplar yapar, atlayacağı mesafeyi, saldıracağı yeri belirler… İşte, ancak o zaman, bir tek …
18.07.2018
Sana yalancılardan ne kadar nefret ettiğimi söylemeyeceğim. Onları sevmediğimi bile duymayacaksın benden. Sana, yalan söylemenin kötülüklerinden de bahsetmeyeceğim. Yalan söylemenin ne denli özgürleştirici olduğundan ve insanda yarattığı mutluluktan bahsedeceğim. Bunu kullanmanın inceliklerinden dem vuracağım. Ama her şeyden önce ‘yalan’ sözcüğünü ağzında defalarca yuvarla. O yavanlıktan kurtar onu. Utancından arındır. O katmanı em ve tükür. Geriye kalan katmanı ağzında çevirdiğinde, yani kelimenin tadı değiştiğinde bana haber ver. … Tamam mıyız? Değişti değil mi tadı? Biraz görkemli bir tat var şu an ağzında değil mi? Dur! sakın biraz daha emme. Eğer devam edersen, ağzında çevirip durursan bu görkemli lezzet alışkanlık haline gelir …
17.07.2018
Asla tam anlamıyla ulaşamayacağım bir insandı ama varlığı gerekliydi işte. Bir yerde var olması önemliydi bir şekilde. Her gün diyalog kursak bile ulaşabileceğim bir insan olmasa da hatta böyle bir şeyin olmasını bile istemesem, yani tercih etmesem de varlığın her zerresinden hoşnut olmak bile yetiyordu. aslında ulaşmak sözcüğü bir isteği anlatıyordu. Ben öyle acil bir şey istemiyordum ona ilişkin; ama öyle bir şeyin olması uygun olmadığından ulaşamamayı söz konusu ediyordum. Yani kişiliğinde ya da ona olan muhabbetimde bir sorun olmadığı gibi, yüksek bir sempati olsa da bir aciliyet ya da kavuşma isteği bulunmuyordu içimde. Sözün kısası, ona çok büyük bir …
16.07.2018
Son gülen olmak, son sözü söylemek, son anına kadar … yapmak, ya da olmak… Son… Son… Son… ah! Bu insanlar bilmez midir ki, ilkin olmadığı yerde son da olmaz. Bilmezler mi ki, zaman sadece saatlerdedir… Güneş, ay ya da gezegenlerde bile değildir zaman. Onlar bile bilir, söndükleri an yanacaklarını ve bu anın hiç kadar az bir an olduğunu ve her şeyin hep böyle olmaya devam ettiğini… “Hiç” ile, hiçlikle aramızda bir kıl payı mesafe olduğunu ve her defasında, yani hiçbir defasında o mesafenin aşılmayacağını; ama aşılmadığında bile hiçin, hiçliğin bize şah damarımızdan da yakın olduğunu. Bunları düşünürken; son yudumumu da …
15.07.2018
Avcundaki çizgileri kadına gösterdiğinde, geleceğinin o kadın tarafından okunacağını umuyordu. Hiç yoktan onun bir çift palavra atabileceğini… Kadının, ona saçma gelen işaretler yapmak suretiyle dilsiz olduğunu belirtmesini değil… Oysa elini alıp baktığında konuşmaması hiç tuhaf gelmemişti ona. Kuzu kuzu elini uzatıp geleceğini ona teslim etmekte beis görmemişti. İyi olmuştu… Gelecek de ancak dilsizlere emanet edilmeliydi zaten.
14.07.2018
Yeşil gözlerindeki ışığın sönmesinden korkmasam, onu öldürürdüm. Evet, benim kocamdı, onu her yönüyle sevmem, iyi günde de; kötü günde de yanında olmam, onu bırakmak dahi istememem gerekiyordu ama evlendiğimden beri sadece gözlerini sevebilmiştim. Geri kalanı işe yaramazdı. Aslına bakarsanız o adam gözleri dışında evlat olsa sevilmezdi. Allahtan ondan bir evladım da olmamıştı. Ne olacak, görücü usulü bir evlilikten benim de kısmetime böyle bir şey çıkmıştı işte. Bir kere kötü kokuyordu. İkincisi konuşmasını, oturup kalkmasını bilmez, olur olmadık yerde olur olmadık şeyler söylemek konusunda hayrete şayan bir başarı gösterirdi. Dağınıktı, pisti, sevgisizdi. Hiçbir şeyi sevdiğini görmemiştim. Arabası dışında… Ama… Ailesinde kimsede …
13.07.2018
İyi bir aşçı olmasına rağmen, kendi pişirdiği hiçbir şeyi yiyip içmemek konusunda epey hassastı. Bunun nedenini kendisi de bilmiyordu.
12.07.2018
Bir köpek yavrusunun inleyişini duyduğunda dahi onu hatırlıyordu. Aslına bakarsanız çok doğaldı bu tür bir sesi duyduğunda onu hatırlamak; çünkü hatırladığı, doğurduktan birkaç gün sonra öldürdüğü bebeğiydi. Kendi elleriyle öldürdüğü… Neden öldürmüştü kendi bebeğini vicdan azabından delireceğini bile bile? Çünkü varlığı kendi varlığını tüketecekti. Anlamıştı bunu ve bununla baş edemeyip öldürmüştü onu bir an bile düşünmeksizin. Gece rüyalarında, gündüz hayallerinde onu görse de tuhaf bir şekilde, hiçbir şey olmamış gibi yaşayabilmiş, ta derinliklerinde ferah kalabilmişti. Yıllar geçmişti ve eşinin tüm ısrarlarına rağmen bir bebeği dünyaya getirmemek konusunda bir adım dahi geri atmamış ama vicdan azabıyla kıvranmış, bir taraftan da ferah …