Bir ergen bile olduğu anlaşılamayan, sessiz bir kızdı. Çocukken de bir çocuk olduğu anlaşılamamıştı. Ergenlerin hep söylediğini o yaşamıştı. Onu gerçekten kimse anlayamamıştı. Herkesin en iyi arkadaşı, can yoldaşı olabilirdi. Yani kim derdini anlatmayan, her şeye razı olan, her an orada bulunan birisiyle arkadaş olmazdı ki? Yanında hiç kimse olmadığında, yani serbest bırakıldığında, kulaklığını kulağına takar, bir noktaya bakıp öylece, saatlerce kalırdı. Bir gün yatarken kulaklığıyla uyuyakalmıştı. Anneannesi, bir odalık bir evde ikisi kalıyorlardı, yattığı kanepeye yaklaştı ve sonunda, kulaklığın birisini çıkartıp kendi kulağına taktı. Oydu! Torunuydu! Kim derdi ki bu kadar güzel bir sesi olacağını bu kızın… Bir melek …
Ay: Ocak 2020
10.01.2020
Baklavayı hiç sevmezdim. Tamam, bir zamanlar sevmiştim; ama artık sevmiyordum işte. Önemli olan da buydu. Şimdi… Eğer ben geçmişte bir şey anlatacak olsam, baklavanın baş rolde bulunduğu ya da bir şekilde önemli olduğu bir andan bahsedecek olsam o zaman iş değişirdi. Mesela, bayram gününde baklava yediğim için midemi bozduğumu anlatsam, siz de baştaki cümlemi sorgulasanız haksız mı olurdunuz yani? İşte zaman… Zaman her yere uzantıcıklarını yerleştirmişti böyle. Bir geri çekilecek olsa, sadece parazitin beynini kapladığı için yaşayan bir böcek gibi pat diye olduğu yere yığılırdı evren. Düşünsenize! Bir düşünün haydi! Tüm cümleler birbirlerine girerdi. Randevu diye bir şey olmazdı. Ohooo… …
09.01.2020
“Maden olan yerde ot bitmez.” Doğru muydu bilmiyordum; ama o bunu söylemekten büyük bir haz duyuyordu. Buna inanıyordu. Keldi ve akıllı olduğunu düşünüyordu. Kel oluşunun da bunun göstergesi olduğuna inandırmıştı kendisini. Oysa o… O daha çok iş bitiriciydi, pratikti, kurnazdı. Pek iyi birisi olduğu söylenemezdi. Kötü de değildi; ama iş bitirmek, doğru olmaktan, doğru şeyleri yapmaktan daha önemliydi onun için. Böyle olduğundan da doğruluğu, doğru yolları, neden-sonuç ilişkilerini, gerçeği… pek önemsemezdi. O sabah da sigarasından bir nefes çekerken maden ve kafası arasındaki ilişkiden bahsetmişti büyük bir gururla. Hangi madendi bu? O kadar zamandır ilk defa merak etmiştim. İşte böyle ayrıntısız …
08.01.2020
Gözleri bal köpüğü rengindeydi. Bir arıcıydım ve inanın, ‘bal köpüğü’ dediklerinde neyi kastettiklerini çok iyi anlıyordum. Onu gördüğümde patates cipsi yiyordum. Çok sevdiğim; ama bu zevki tatmak için kendime çok çok nadir izin verdiğim için resmen yumulmuştum pakete. Buna rağmen dikkatimi çekmişse… Tipik bir yaz aşkı olacağını düşündüm yanından, uzağından geçerken. AA, o zaman bile aşkı düşünmüşüm baksanıza! Sonra, gözlerini gördüm işte. Hala yaz aşkı kıvamındaydı; ama birazcık daha kıvamlanmadı desem yalan olur şimdi. Sonra… Sonra… “Şu güneş yağını sırtıma sürer misin anne?” demiş bulundu. Demiş bulundu işte. Sanki, bir flüt, bir arp ve bir keman aynı anda bir melodiye …
07.01.2020
Onu durdurabilirdim! O klavyenin malum tuşuna basmasını engelleyebilirdim. Hani şu diğer tuşlardan farklı olanın… Eğer o tuşa basmasaydı, adamın çiğ doğasının farkına varması için hiçbir sebep olmayacaktı belki. Ya da onu hep seviyor olacaktı. Her zaman yüreğinde bir yerlerde taşıyacaktı incecik gölgesini. Şimdi ise hiçbir özelliği kalmadı. Sadece huysuz bir adamdı. Belki kırılmış bir camın dibinde kalmış bir macun gibi, azıcık yapışmıştı bir parça aşk. Öyle olsa da macun kuruyup dökülür, karışırdı toprağa nasılsa. Her şey bir yana, o tuşa bastığında bir şey daha olmuştu. Küçük; ama hayatının sonuna kadar devam edecek olan bir şey. O tuşa basmasını engellemek istememin …
06.01.2020
Biyolojik bir topunuzun olduğunu düşünsenize. Yani canlı bir top. Oyunlarda kendisiyle oynanmayı sevecek, bunun için yaratıldığını düşünecek ve yuvarlandıkça, sektikçe mutlu olacak bir top. Bir nevi yemek yemek gibi olacak onun için zıplamak. Bir nevi kinetik enerjiyle doyacak işte. Hatta daha ileri gidelim… Bu top takım tutacak. Eğer birden fazla olursa bazıları centiltop olacak ve tuttuğu takıma kazandırmaya çalışmayacak. Bazıları da; bizimki gibi, şike yapacak… Bir gıdım daha ileri gidelim haydi… Bu top birisine aşık olacak. O hangi takımdaysa ona kazandıracak. Diğer arkadaşlarıyla arasındaki hatır-gönül ilişkilerini kullanacak onun için. Bu topun laftan anlamayan bir yüreği olacak yani. Hata yapacak onun …
05.01.2020
Bir radyo tasarlamıştı gençken. Radyo programlarına doğrudan katılıp söyledikleri bir şeye karşılık verebilmek için. Radyoya bağlanıyor, saniyeler içinde sözünü söyleyip çıkıyordu. Babaannesinden esinlenmişti. O da dizileri izlerken devamlı kafa ütülüyor, laf atıyordu oyunculara; ama onlar canlı yayınlanmadığından öyle bir şey yapamazdı. Bu aletin sadece onda olması ve sinyallerin izlenmesini engellemiş olmak çok büyük bir güç vermişti ona. Artık televizyonlara da girebiliyor, sesini değiştiren bir yazılım kullanarak söylemek istediklerini söyleyebiliyordu. Ekran karanlık oluyordu o zamanlar. Mesela haber bültenlerini sunan kişi bile görünmüyordu. O sözünü söyleyip bitirene ve yayından çıkana dek… Söyleyecek çok sözü vardı. Çok… Zaten o yüzden böyle bir cihazı …
04.01.2020
“Bu karanfilli sigarayı nereden buldunuz?? Bunu hiç görmemiştim. Tütün de kokmuyor bu sanki.” “Tabii tütün kokmayacak! Bu sigara tütünsüz. Yandıktan sonra yararlı olan tek şey var bu sigarada. Oksijenin sevip kayırdığı tek şey… Ama önce… Ateş alabilir miyim evladım? Çakmağımı unutmuşum da…” “Tabii teyzeciğim, buyurun, ben yakayım.” “Yak evladım yak, yakarken içine çekmeyi unutma! Gör bak, sen de tazeleneceksin.” “Gerçekten de öyle…” “İşte bu sigara sayesinde tam iki yüz yıl yaşadım ben. Tıpkı bir karga gibi… Evet, karganın tersine ağardım; ama yaşadım. Gerçi aslında kargalar iki yüz yıl yaşamazlar ya, herkes öyle bilir nedense. Ben de alıştım böyle söylemeye.” “Siz …
03.01.2020
Zeytin çekirdeğinden tesbihler yapardı ve tesbihleri satarken: “Bu tesbihlerdeki zeytin çekirdekleri, fakirlerin sofralarından alındı. Onlar tertemiz bırakır çekirdekleri. Her zerreyi sömürür tasarruflu ağızları. Ondan sonra da iş bana kalır. Her taneyi kibrit ile dağlar, dişleriyle çizemedikleri muratlarını ben yakarım her birine. İşte aldığınız her bir tesbihin her tanesine baksanız hep böyle şeyler görürsünüz. Bazen küçücük bir bebek, belki bir kız çocuğudur oynayacağı bir bebeği olamamış, daha kötüsü bir kadındır kısır kalmış, para bulup da tüp bebek yaptıramamış. Ya da sadece bir tavuk bududur, bulunamamış… Bir deniz kıyısıdır, gidilememiş. Bir pastırma temsilidir, sadece koklanabilmiş. Bir pirzola dalıdır, yalnızca çöpte ya da …
02.01.2020
İçleri saman doldurulmuş çuval ve dallardan yaptığı birebir ölçülerindeki insan figürleriydi bütün işi gücü. Çuvalları kendi dokur, dalları kendi bulup yontardı. Yaptığı insanlardan başkasıyla konuşmazdı çoğunluk. Mahallenin delisiydi. Gerçi mahalleden çok kasabaya benzerdi orası. Oysa bir metropolün ucunda bir yerdi. İnsanlar onu pek sevmezlerdi. Hırçınlığından ziyade anlayamadıkları için… Her şeyi bilen bir adamdı onlara göre. Her şeyden anlardı; ama hırçındı işte. İnsanlara kötü davranırdı. Onun için de aşağılayamazlardı onu sıradan bir deliye yapacakları gibi. Onlara üstten baktığını her haliyle gösterdiğinden, onlar da istemeye istemeye kendilerinden üstün olduğunu düşünürlerdi. Böyle düşündüklerini bile bilmeden… Sık sık: “Yaptığım bu çuvalda dahi sendekinden daha …