“Deli!” Bana hep böyle derlerdi. ‘geri zekalı’ da dedikleri olurdu çoklukla gerçi. Yani aklımla, zekamla sorunları vardı. Aslında onlar benim bu konuda sorun yaşadığımı düşünüyorlardı. Neyse, önemli olan beni pek saymamalarıydı. Aslında bu da önemli değildi. Şu üzerime atılan taşlar olmasa… ya da şu bağrışlar… yüksek perdeden fazla tiz ya da fazla pes gülüşler de olmasa, bu benim için iyi bile sayılırdı. Ben onları saymıyordum zaten. Bunu hesaba katarsanız onların beni saymamaları fazlasıyla adildi. Belki de; benden de birkaç tane olsa, onlar azınlıkta kalsa, ben de taş fırlatacaktım onlara benim gibilerle birlikte. İnsandı bu, belli mi olurdu? İçlerinden birisi vardı …
Ay: Ocak 2020
20.01.2020
Aramızdaki yaş farkı önemli değildi. Fazlaydı, evet; ama mühim olan benim evli oluşumdu. Ondan eşime bahsetmiştim ama yine de kendimi kötü hissediyordum. Evet, onu aldatmamıştım aslında. Aşık olduğum bir adamın varlığından bahsetmiş, boşanmak istemiştim. Medeniydim, ikimiz de medeniydik. Yasak bir aşk olsa da herkesin bildiği, alnı açık bir aşktı bizim yaşadığımız. Yasak aşk… Evet, aşktı; ama git gide sevgi de olmaya başlıyordu aramızda. Tez büyüyen bir tür sevgi… Henüz boşanmadığım eşimse, tuhaf bir şekilde rahatlamış görünüyordu. O da beni yeterince sevmiyordu anlaşılan. Peki bir zamanlar gerçekten birbirimizi sevmiş miydik? Galiba sadece aşık olmuş, sonra da alışmıştık. Birbirimizden hiç nefret etmemiştik …
19.01.2020
Bebeğimizi seviyorduk; ama farklı olduğu için korkuyorduk ondan. Böylesine bir varlığı, yaratık demiyorum, nasıl olur da biz dünyaya getirebilirdik? Daha doğumunda küçücük bir bülbül girmişti hastaneye nasıl yapmışsa. Kimse de çıkartmamıştı. Bir zararı yoktu ki… Bir de bakmıştım ki omuz başımda şakıyor. Ben bağırıyorum o şakıyor. Sonra, hiç acı içinde değilmişim gibi susmuş onu dinliyorum. Kafası çıkar çıkmaz o da susmuştu. Bir sessizliktir olmuştu odada. Acımı unutmuştum. Bülbül de sesini. Onu bekliyorduk sanki. Hemşire onu eline alana kadar bülbül beklemiş, bebek alçak sesle ağlayınca o da yatıştırırcasına şakımaya devam etmişti. Sonra kediler, köpekler, sincaplar, kuşlar, kurbağalar… gelmişti yanına. Konuşmuştu onlarla. …
18.01.2020
Karanlığın ortasında iki eflatun ışıltı ilişti gözlerimi açtığım anda. Toprak bir zeminde, pürüzsüz bir kayayı yastık yaparak uyumuştum. Örtü niyetine de çocukluğundan beri üzerime örttüğüm battaniyeyi örtmüştüm. Nereye gidersem gideyim götürürdüm onu. O olmadan mümkün değil uyuyamıyordum çünkü. Canım sıkıldığında çadırsız kamplara giderdim ve gittiğim her defasında ruhen kendime gelmiş, bedenense şifayı kapmıştım. Hastalığım en fazla bir hafta sürdüğünden ve ruh sağlığıma uzun vadede iyi geldiğinden bu tür kamplara gitmeye devam etmiştim. Arayı git gide uzatarak… İlk defa böyle bir ışığa rastlamıştım. İki eflatun ışık… Eflatun göz olabilse, ancak iki gözün olabileceği kadar yakın ve tıpkı kedigil bir hayvanın gözünün …
17.01.2020
Stephen King’in Çılgınlığın Ötesi… Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı… Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi… Bu kitapları okuduktan sonra devamlı portre ağırlıklı sergilere gider olmuştum. Aptallıktı, biliyordum; ama umut etmekten bir türlü kendimi alamıyordum. Bir portrenin canlanmasını umuyordum. Canlanıp benimle konuşmasını. Eğer yağlı boyadan yapılmışsa hafif keskin, baş ağrıtan bir ses tonu, sulu boyaysa belli belirsiz, buğulu, hatta cinsiyetsiz bir sesi, yok karakalemse sesinin tonunun ayağı yere basan, son derece tok olduğunu hayal ediyordum ister istemez. Tablolara sık sık dokunduğum için görevliler tarafından uyarılmaktan bıkmıştım ama kendimi zapt edemiyordum. Sanki dokunmazsam canlı olup olmadığına emin olamayacaktım. Onun için çerçeveli tablolardan hiç …
16.01.2020
Günbatımı için yaratılmıştır Napoli. Sanki güneş doğduğunda uyunmalı, batmaya yakın uyanıp seyredildikten sonra güne başlanmalıdır buralarda. En azından iki gündür zihnimde oluşan intiba bu yöndeydi. Arkadaşlarımdan ayrılmış, aç karnımı doyurduktan sonra cep nargilemden çektiğim birkaç nefesle yatışacak, hızlı tempomdan o muhteşem fokurtu eşliğinde sıyrılacaktım. Aslında nargile yalnız başına içilmemeliydi. Birkaç yıl önce olsa böyle düşünmüyor olacaktım ama şimdilerde bu meretin tek başına içilmemesi gerektiği fikrindeydim. Ne var ki, Napoli’deydim ve tanıdık bildik bir şeyi, meçhulün ortasında tek başıma yapmak arzusundaydım. Napoli’nin rüzgarlı, dar sokaklarında ağır ağır yürürken; navigasyondan yakınımdaki restoranlara baktım. Hoş bir tınısı olan bir yeri seçecektim. Kulağımın götürdüğü …
15.01.2020
Ellerime krem sürmekten hiç hazzetmesem de o rica edince kıramamıştım. Ayyy! Hem de yapış yapış vazelindi sürdüğüm krem. Bu farklı kokuyormuş, o çok seviyormuş. Biraz farklıydı; ama elimi bulaştırmaya değecek kadar güzel kokmuyordu. Şu ana kadar kokladığım hiçbir krem öyle değildi. Ellerimi yıkasam geçmeyecekti. Of! Sonra elimi tuttu. Bunu hep beklemiştim. Kaç yıldır hem de; ama onu hissedemiyordum bir türlü. Elimdeki kremin iğrenç kalıntısı her şeyi maskeliyordu. “Bak, gördün mü, beni sevmiyorsun işte.” “… Ne?” “Kremden nefret ettiğini bilmiyor muyum sanıyorsun?” “Beni mi sınadın sen yani şimdi?” “Seni o kadar çok seviyorum ki!” “Emin olmak istedin…” …” Bir küfrederdim ama; …
14.01.2020
Yalan söylüyordu bir damla olsun içmediğini söylerken. Telefonda… Hem de annesine… Oysa benim yalan söyleyemediğim belki de tek kişi annemdi. Sevdiklerime yalan söyleyemezdim. Olmazdı bu iş. Bu adamla yaşanmazdı. Değil bir ömür, bir gün bile zor geçerdi. Bir yıl bittiğinde çoktan saçlarım ağarmış olurdu sıkıntıdan. Emindim bundan. Yalan söylediği için mi? Yoo, tek nedeni bu değildi. Ellerimizde birer kadeh şarap, bir yerde oturuyorduk. Kapıyla karşı karşıyaydım bakacak bir şey olsun diye. O da benimle aynı nedenle, arkamızdaki masada oturan bir kadınla karşı karşıyaydı. Yok, kıskanç biri olduğumdan ya da öyle olsam bile onun ne yaptığını önemsediğimden değil, kadıncağıza baktığını gizlemeye …
13.01.2020
Yanımda oturuyordu. Çok iyi giyinmesine rağmen ona baktığımda gözlerim dolmuştu. Gözlerimin yüzüne kayışıyla birlikte mi bir damla gözyaşı yürümüştü elmacık kemiklerime; yoksa burun çekişini duyduğum anda mı? Muhtemelen burun çekişiydi sebep. Mis gibi, pahalı ve asil kokuyordu. Kaşmir bir kazak giymekteydi. Paltosunun açıklığından hemencecik fark etmiştim çünkü kaşmir bir kazak satın almayı hayal ederdim. Paltosunun göğsünde gümüş kaplama bir marka işliydi. El yapımı mıydı acaba bu palto? Durmaksızın burun çekiyordu ama. Durmaksızın! Hasta mıydı? Ağlamış mıydı? Dayanamıyordum! Acilen çantamı boşaltmaya başladım peçete bulabilmek için. Ona vermek, ve onun burun çekişine, ona sebepsiz acıyışıma bir son vermek için… Bir cep boy …
12.01.2020
Düşünüyordum. Bilmek istiyordum… Kim olduğumu, ne istediğimi… Boşluktaydım çünkü. Yaptığım hiçbir şey anlaşılmıyordu. Ben de kimseyi anlayamıyordum. Bir şey dendiğinde amacını sorguluyordum; çünkü kafam karışıyordu mesela. Bunun bir tek sebebi vardı. Kendimi tanımakta zorlanıyordum; çünkü, belki de bundan korkuyordum. İstemesem de; cesur olmak istesem de; içten içe korkuyordum işte. Kendime devamlı yalanlar söylüyordum. Bunları düşünürken; adeta dilek kapıları açıldı ve önüme beyaz bir şey düştü. Sonra daha beyaz bir şey… bir kağıt süzüldü avcuma. Sanki hava elime tutuşturmak suretiyle ikram etmişti bu kağıdı bana okumam için. Kağıtta benim resmim vardı. Daha doğrusu bir tür karikatür. Karikatürde ben eğilip beyaz bir …