08.02.2019

Kazara bir insan öldürmüştüm. Geçerken… Öylesine bastığım bir zemin, onun tam gırtlağı olunca, ayağımın altında bir şeyler kırıldığını hissettim önce. Çok acelem vardı… Bunun tek açıklaması buydu. Neden ayağımın altından çekilmemişti ki? Pençeli botlarımla öldürmüştüm onu. Çok, sanıldığından da çok .kolaydı demek insan öldürmek. Bir böcek öldürmekten farkı yoktu.

Okumaya Devam Et

06.02.2019

“Beni sevdiğine ikna oldum… Peki sadık mısın?” “Ben bir köpek miyim?” “Yani sadık değilsin.” “Seni sevmediğimde, ya da aramızda bir sorun olduğunda sana söylerim. Ya da bilinen hiçbir şey yokken; öylece başkasına aşık olduğumda. Sana bunu söylemeden hiçbir şey yapmayacağım.” “Yani sadık değilsin, başkasını sevme ihtimalini şimdiden düşünebiliyorsun…” “Sorduğuna göre, sen de düşünebildiğinden sormuş olmuyor musun?” “Evet ama…” “Sen sadık olmayı hak ediyorsun. Sadık birisi her şeye rağmen seni sevecektir… Ne yaparsan yap, ne olursan ol… Kendini değiştirip geliştirmene gerek olmayacak sadık birisiyle birlikte olduğunda. Şunu unutuyorsun… Sadık birisi seni gerçekten sevdiği için mi; yoksa sana sadık olduğu için mi …

Okumaya Devam Et

03.02.2019

“Bu kuş, arkadaşlar, diğer kuşlara benzemez! Bir kere şakıdığını bir daha tekrarlamaz…” Çok kalabalık bir yerde, bilinen bir çarşıdaki tezgahlardan birinin başında, işte bunları haykırıyordu genç bir adam. Bir kuşa baktım bir ona… Kuş küçücük ve zarifti. Adam kocamandı, sesi de çatlaktı. Kuşu sadece satmak için getirmişti yanında. Zaten ikisini birleştirebilecek tek vesile bu tarz bir vesile olabilirdi ancak. Şuncağızdan hiçbir şey öğrenememiş miydi? Hödüklüğü, kuşun yanında daha bir belirginleşiyordu ne hikmetse. Hiçbir kuşa benzemeyen bu kuşun adı zarafet olmalıydı. Üstelik, bu kalabalıkta sesi de çıkıyordu. Dingin; ama neşeli, duyulur; ama tiz ya da pes olmayan… Ve evet… Bu hödük …

Okumaya Devam Et

01.02.2019

Bitki ve hayvanların; cansızların ve en önemlisi havanın düşündüğünü konuştuğunu, biz insanlarınsa tıpkı onların eski hallerinde olduğumuzu düşünsenize.. Ne değişir? Her şey mi… Düşünün bir kere… Kaya ile kurbağa konuşmak için birbirlerinin dilini öğrenmeye çalışırken insanlar, yani bizler, onlar için yaratılmış birer süsmüşüz. Mesela, kaya dünyayı dolaşmak istiyor ve binek olsun diye bir insanı eğitiyor. Kurbağa, sıçrarken yumuşak bir yere düşmek için bir insanın karnını şilte misali kullanıyor… Sırf şilte olması için bir insan besliyor, düşünsenize… Sineklerin insan çiftlikleri var… Pireler ve sinekler arasında savaş oluyor bunun için. Başka hiçbir hayvanın kanını emmiyorlar; çünkü onlar düşünebilen yaratıklar… Yani hayvanlar… Bitkiler …

Okumaya Devam Et

30.01.2019

“Nasılsın?” “Kötü olduğumu mu düşünüyorsun?” “İyi misin peki?” “Bunu neden sordun?” “Sormamam için geçerli bir nedenin var mı?” “Olmadığını mı düşünüyorsun?” “Dünden sonra neden bu kadar tuhaf davranıyorsun bana?” “Neden tuhaf davrandığımı düşündün?” “Tuhaf davrandığın için böyle düşünmüş olamaz mıyım?” “Nedir tuhaf olan?” “Tuhaf olmayan nedir? Her zamanki gibi olduğunu mu iddia ediyorsun?” “Bugün farklı olduğumu mu söylüyorsun?” “Bu kadar kaçamak davranır mıydın?” “Davranmaz mıydım?” “Haıtrın sorulduğunda kısa bir cevap vermez miydin başka zaman olsa?” “Dünden beri sana kızgın olduğum için mi hatrımı sorduğunda dolambaçlı davrandığımı düşünüyorsun?” “Kızgın mıydın, kızgın mısın?” “Ahhh! Neden kızgın olmayayım ki! Sen olsaydın bana kızmaz …

Okumaya Devam Et

29.01.2019

Selamlar dostlar… Aslında neden “Selam”ın sonuna çoğul eki eklenir, bir türlü anlam vermiş değilim; ama bu geleneği bozmayacağım. Ha bir de “Merhaba”nın sonuna eklenir sevgili çoğul eki. Oysa hoş karşılanmışlık, çevresi sınırlanmamışlık, yeri geniş olmuşluk, cömertlik falan demektir Arapçada “Merhaba”. Aslında bu gereksiz çoğul ek israfı “Teşekkür” sözcüğü için de geçerli; ama bir galad-ı meşhur olup çıkmış sevgili dilimizde. Olsun be! Çıksın… Ben “Teşekkür”ü “-ler” ile seviyorum zaten. Ne o öyle kuru kuru… “Teşekkür….” Ulan öküz! “Teşekkürler” desene… Neyse neyse… Ben şimdi sizlerin huzurlarınıza, “-lar…” bak yine çoğul konuşuyorum, neden geldim onu anlatayım. Şimdi bakın… yok bakmayın, dinleyin… Sakın bakmayın …

Okumaya Devam Et

25.01.2019

Genç kadın, kalktığında vücudunun ağrıdığını fark etti önce. Sonra yattığı yerin sert ve soğuk olduğunu… Ardından hatırladı… Kirasını ödemediği için evinden atılmıştı. Tek başına yaşıyordu. Evi de aslında bir stüdyo daire idi. İşten atıldığından kirayı ödeyememişti. Atıldığı işse sekreterlik idi. Sırım gibi, hareketli; ama yine de tembelin teki olan patronunun her işini yapmayı artık kaldıramadığı için ters bir şey söyledikten hemen sonra kovulmuştu. Tazminatını bile vermemişti sevgili patronu. İşinden çıktığı için memnundu. Birisinin her işini yapmak ve bunu onun kendisine mal etmesi, çok can sıkıcı olabiliyordu. Ücretli bir çalışan olması her şeyi affettirebilir, doğal sayılmasını sağlayabilirmiş gibi onu ezdikçe eziyordu …

Okumaya Devam Et

20.01.2019

Eski bir çantası vardı. Onu sırtında çantası olmadan hiç görmemiştim. Gövdesi deve derisinden yapılmış bir çantaydı. Yani kapkalın, semsertti. Adeta şu plastik bavullara benziyordu. Oval bir şekli olması görünümünü ilginçleştiriyordu. Ayrıca tek gözlüydü ve kapağı, bir kontrast yaratmak istercesine kuzu derisinden yapılmaydı. İşte bu çantada ne olduğunu hep merak etmiştim; çünkü onu çantasının içinden bir şey çıkarttığını ya da çantaya bir şey koyduğunu görmemiştim. Soramamıştım da bir türlü. Ayıp olacağından, haddimi aştığımı düşeceğinden… Çünkü, biraz… korkutucu bir şekilde mesafeli biriydi. Gerçi, normal hali iyiydi de; bazen… ondan korkardınız ve araya koyduğu o garip mesafenin, o kurşun perdenin ardında büzüşüverirdiniz. Ama …

Okumaya Devam Et

18.01.2019

Bir rüzgar esecek Ve merak edeceğim, Hangi kuşun son nefesi gizli, Bu is kokan rüzgarda… Bir adam geçecek ve ben, Ayaklarına bakacağım, Böcek leşlerini sayabilmek için içimden. Bir çocuk bağıracak aptal bir neşeyle. Ve kim bilir kaç kelebeğin kanatları Örselenecek. Üfleyecek, Yürüyecek, Neşeleneceğim. Ve merak bile etmeyeceğim, Kaç cinayet işlediğimi.

Okumaya Devam Et

17.01.2019

Bir sayfiye yerinin çarşısı boyunca yürümekteydi. Birkaç dükkandan, birçok tezgahtan müteşekkil küçük bir çarşı… Çarşının en ucunda, gözleme ve kek satan bir dükkan vardı. Tüm gün boyunca yüzdüğü ve çarşıya kadar epeyce uzun bir yoldan geldiği için açlıktan karnı guruldamakta, halsizlikten adımları sarsaklaşmaktaydı. Onun için de bu gözlemeci dükkan şimdilik derdinin tek dermanıydı. Dükkandan çıkanlar epey mutlu görünmekteydi. Hallerinden hoşnut birer kedi gibi… Adeta yolda uyuyabilecek denli doyup gevşemişti hepsi… Doğa üstü bir tür rahatlamışlık vardı yüzlerinde. İçeriye girdi. Tertemizdi ortalık ve harika kokuyordu. Karışık bir gözlemeyi bir bardak ayranla, ardından çikolatalı keki, bir espresso eşliğinde içti. Gevşemişti… Sanki sarhoş …

Okumaya Devam Et