11.01.2019

Pencereden baktığında, aşağıda gördü onu. Bir ayağı aksadığından kendisine özgü olan yürüyüşünden tanımıştı. Evine gidiyor olmalıydı, ona hiç uğramadan… Eskiden olsa öyle olmazdı. Bir saatten fazla ayrı kaldıkları olmamıştı. Neden böyle yaptığını bilmiyordu. Hiçbir şey yapmamıştı ki ona, farklı hiçbir şey söylememişti. Ondan aniden vaz geçilmişti işte. Aniden, muhtemelen telefonuna bakmak için durduğunda, elindeki çömlek saksıyı ona doğru düşürmeyi planlamamıştı. Planlamamış mıydı? Saksı boştu. Penceredeki mermerin üzerinde de kendi telefonu duruyordu ve o, tam saksının isabet edebileceği yerdeydi.

Okumaya Devam Et

10.01.2019

“Attığın her adımda ufuk çizgin bir adım uzar ve sen, gitmen gereken yolun asla tükenmeyeceğini düşünürsün. Onun için yavrum, ufuk çizgisine bakanlar daim bir yorgunluğa mahkum etmişlerdir kendilerini. Sanki baktıkları yere kadar yürümektedir her bakışlarında. İşte o hayali yürüyüşler yormuştur onları…” İşte böyle demişti bir gün dedem birasını yudumlarken. Yok, alkolik bir adam değildi rahmetli. O gün bir şey olmuş olmalıydı bizlere söylemediği. O günden başka hiçbir gün bira içtiğini görmemiştim çünkü. Kendisi de o ezeli yorgun olanlardandı. Zaten onun için bu denli tanıyordu onları. Bunları söyledikten sonra, küçük kardeşimi ayaklarının dibinden alarak kucağına oturtuvermişti. Bir sıcaklık, bir can… aradığı …

Okumaya Devam Et

09.01.2019

Steplerde at koşturmanın nasıl bir şey olacağını hep merak etmişimdir. Sınırlayıcı hiçbir işaret olmadan… Belki sadece yemek yeme ihtiyacı… İnternette profilinde at resimleri olan bir Moğol ile tanışmıştım. Özellikle aramıştım çünkü. Tabii anlaşacağım birisi olması önemliydi; ama ilk ve en önemli kriter Moğol olmasıydı. Görünen ismi bile at emojisiydi. Sonradan öğrendiğime göre Camuka’ydı; ama onu düşündüğümde şimdi bile o emojiyle gelir zihnime. İyi arkadaş olmuştuk. Amaçlarımızı, birbirimizden beklentilerimizi başta söylemiştik. O İngilizcesini geliştirmek, ben de hem biraz Moğolca öğrenmek hem de kendimi davet ettirebilmek… evet, en kısa zamanda beni davet etmek istiyordu. Yani ondan yararlanmaya çalışmamış, gizli kapaklı iş çevirmemiş, …

Okumaya Devam Et

08.01.2019

Kalabalık ve başına buyruk bir yerdi. Her günahın sıradan sayıldığı… Belki de dünyadaki tek yer… İşte orada, kumarhanelerden ve otellerden ve batakhanelerden ve nikah salonlarından nasılsa uzak kalan bir köşede, bir bina vardı. Bu bina ne bir bardı ne de buna benzeyen başka bir yer… Bir tapınaktı… “Ahlaksızlar Tapınağı” Kapının dışında öyle yazıyordu en azından. Çok az kişinin görebileceği iç tarafta ise: “Tanrısız Tapınak” sözcükleri yazılmıştı belirgin ama mütevazı harflerle. Bu insanlar ateist değillerdi. Birçoğu severdi tanrıyı ya da tanrıçayı… Adı, cinsiyeti, yaşı, cismi, sayısı fark etmezdi. Çünkü mesele o değildi bu tapınağın mensupları için. Mesele, tapınmak falan da değildi. …

Okumaya Devam Et

07.01.2019

Saçma bir reklam vardı bir zamanlar… Hangi ürünün reklamını yapmaya çalıştıklarını anımsamasam da; reklamın şarkısının ilk iki dizesi, o adamı anlatmam için biçilmiş kaftandı. “bir adam vardı, Canı sıkılan…” İşte o canı sıkılan bir adamdı. Muhtemelen reklamın anlatmaya çalıştığı cinsten bir can sıkıntısı değildi bu. Canının sıkılması bir tür diyalektiği başlatıyordu. Can sıkıntısı, bundan kurtulmak üzere bir çözüm arayışı… veeee! Çözüm! Normal boyutlarda bir evi, devasa bir atölyesi vardı. Bunu söylemek çok banal gelecek; ama bunu sıfırdan yaratmıştı. Aslında sıfırdan değil… “Sıfırdan yaratmak” tabiri her ne kadar kulağa hoş gelse de durum hiç öyle olmamıştır elbette. Onun da bitmez tükenmez …

Okumaya Devam Et

06.01.2019

Bir mülakat sırasında beklemekteydim. Kuyruk çok uzundu ve herkes birbirini nefret dolu gözlerle süzmekteydi. Sadece bir kişi alınacaktı ve yüzlerce, yüzlerce kişi vardı orada. Alınacak olan kişinin kim olduğunu bilseler linç edebilirlerdi, o kadar gergindi ortalık. Ben de onlardan birisiydim. Bir sürü borcum vardı. Kendim için borçlanmamıştım ama parayı ben ödemek zorundaydım. Uzun hikayeydi işte, boş verin. Bu işe, bu maaşa ihtiyacım vardı. Yapabileceğimi de biliyordum benden istenenleri. O zaman neden ben alınmayacaktım ki? Ama alınmayacağımı hissediyordum ve bu beni çok kızdırıyordu. Oradakilerin yüzde doksan beşi de benim gibi düşünüyor olmalıydı. Sonra, içeriye otuzlarında bir kadın girdi. Kiminle göz göze …

Okumaya Devam Et

05.01.2019

Onu severdim; çünkü hayatı hepimizden fazla ciddiye alırdı. Bir filozof edasıyla değil, ya da bir serserinin sahte umursamazlığıyla… O hayatı ciddiye aldığını dahi göstermeyecek kadar mütevazı bir tavırla yaşardı. Gözlerindeki, sesindeki; en önemlisi davranışlarındaki incelikten anlardım. Onun gibi insanlar nadirdi ve dahası, sözgelimi bir elmas gibi değerliliklerini ıspatlayacak şekilde ışıldamıyorlardı. Daha çok, bir yonca ormanındaki dört yapraklı bir tek yoncaydı o ve onun gibi insanlar. Tüm yoncaların yapraklarını kontrol edemezdiniz, eğer otçul bir yaratıksanız umurunuzda olmazdı zaten; direkt yerdiniz. Ya da büyük bir canlıysanız basardınız. Bu normaldi, bunda kızacak bir şey yoktu. Siz bastığınızda eğilse de; sonra yine dikilip yapraklarını …

Okumaya Devam Et

03.01.2019

Küçük bir çocukken görmüştü onu. Kimsenin görmediği bir şey olduğunu anlamamıştı. Aslında farklı bir yaratık olduğunu bile fark etmemişti. Belki de konuştuğundan, diğerlerinden farklı bir insandı o sadece. Üç anteni bulunan, babasının iki baş parmağı boyundaki, incecik dört ayağı ve dört eli olan bir yaratık olduğunu ilk görüşünde fark etmişti de bunun tuhaf olduğunu sonra anlamıştı. Onu kendisinden başka kimsenin görmediğini de yaratığın tuhaf olduğunu anlamasından birazcık daha önce keşfetmişti. Tüm bunlara rağmen onun ne olduğunu sormamış, yaratık söylemişti. Yaratığa göre o bir yansımaydı. Bir tür canlı eko. Kendisinin, kendi ruhunun bir diğer evrendeki yansıması… Anlamamıştı yaratığı; ama ona ismini …

Okumaya Devam Et

02.01.2019

Orta halli biriydi. Astragan bir kürkünün olmasını çok isteyen, eğitimli olan, hümanist olduğunu söyleyen; ama astraganın annesinden doğmamış kuzunun derisinden anasının karnı yarılıp alınarak yapıldığını da gayet iyi bilen biri… Hem de bunun bir çelişki olduğunu aklına bile getirmeyen… Bunu tartıştığınızda, eğer tartışırsanız, aslında kuzunun anayı yormadan; canını acıtmadan alındığını söylemeye bile kendisini hazırlayan bir garabet… Orta halli olmasını bile sorun eden bir hasetlik kumkumasıydı. Operalara gidip o seslerden nefret etmesine rağmen o bayıldığı astraganlara gözleri sulana sulana bakan, mis gibi, kaliteli parfümleri burun kanatlarını titrete titrete koklayan bir zavallı… Çalıştığımız yerde gittiği etkinliklerden bahsettiği bir gün, ona göstermeye karar …

Okumaya Devam Et

01.01.2019

Sevgili günlük; Hakkımda ilk bilmen gereken, adımdan da önce, çok kıskanç bir insan olduğum… Birisini sahiplendiğimde, birisini “Benim” kabul ettiğimde, oldukça mülkiyetçi olabilirim. Sevgilimi sözgelimi, her gün, panzehir vererek zehirlerim. Vücudunun muhtelif yerlerini; dudaklarını, saçlarını… bu zehre bularım ki, onları öpen birisi bünyesinde panzehir olmayacağından anında, sevgi dereceme göre zehri de belirleyebilirim, çok sevmediğim biriyse anında, sevdiğim biriyse acı çekerek; öldüren zehirlerdir bunlar. İşte bu denli kıskanç bir insanın eline düştün sevgili günlüğüm. Senin için kilitli bir kutu aldım ve bu kilidi açan kişiler için, muhteşem bir zehir hazırladım. Kağıdın rahatlıkla emeceği, oldukça tesirli bir sıvı bu. İnsan süründüren cinsten… …

Okumaya Devam Et