18.12.2019

Uyandığında kendisini bir kayanın iki metre ötesinde bulmuştu. Nerede uyuduğunu hatırlamasa da; bir kayanın dibinde uyuduğunu zannetmiyordu. Sahi, o nerede uyumuştu gece? Burası neresiydi ? En son hatırladığı neydi? Yoktu! Bu soruların hiçbirine bir cevabı yoktu. Yanına bir köpek geldi. Burnuyla dürtmeye başladı onu. Yanındaki poşetin içinde sevdiği, yiyebileceği bir şey olmalıydı. Kendisi de açtı. Eğer yiyebileceği bir şeyse köpekten önce kendisini düşünmeliydi. Evet… Üç kalem pirzola… Pirzola mı? Nasıl pirzola bulabilse de sokakta uyuyabildiğini anlayamamıştı. Üç dakikada bitmişti et. Kemiği de köpeğe attı. Çok geçmeden diğer köpekler de geldiler. Gürültülü bir ortamı sevmiyordu anlaşılan. Hemen oradan kalkıp gitmek için …

Okumaya Devam Et

17.12.2019

İki ayrı yerde de aynı görevliler vardı. İnsanlar aynıydı, mekan aynıydı. Sadece insanların zihinlerine yerleştirilen görüntü farklı olmalıydı. Tuhaftır, yüz ifadeleri bile aynıydı insanların. Oysa mekanların farklı olması gerekiyordu. İkisi iki aşırı uçtu. Birisi cennet, diğeri cehennemdi. Evet, melekler bile birer bürokrata benziyorlardı. Hani o nur yüzlü cennet melekleri? Nerede o zebaniler? Huriler nereye gitti? Ya da gılmanlar? Yoktu. Karikatürize bir şekilde takım elbise falan giymeseler de; her halllerinden üstlerinde bürokratik bezginliklerini taşıyan memur melekler dolaşıyorlardı ortalıklarda. Ellerinde tutanak defterleri, diğer ellerinde son derece lüks kalemleriyle mutsuzdular. Bir de bazı doktor kılıklı yaratıklar fink atmaktaydılar insanların çevrelerinde. Üzerlerinde önlük, insanların …

Okumaya Devam Et

27.11.2019

Yaşlı bir çocuk olmaz değil mi? İki kelime kendi içinde bir paradoksu barındırıyor ne de olsa. Yine de o yaşlı bir çocuktu. Yaklaşık dört yaşında olmasına rağmen sanki tanrının kızıydı. Ya da tanrıçanın… Muhtemelen ikisinin… İsa peygamber bakire bir anneden doğmuşsa bu kız da kendisini doğurmuştu adeta. Annesini görmesem inanabilirdim buna. Dişsiz bir bebekken bile konuşabiliyordu, inanabiliyor musunuz! Elime doğmuş olmasa ben inanmazdım. Bazen otizmli bir çocuğun yaptığı gibi hiçbir şeyle ve hiç kimseyle ilgilenmese de; bu otizmde olduğu gibi kontrolsüz bir şey değildi. Güzel bir kız değildi ama çirkin de değildi. Düzdü. Yani karakteristik de değildi. Sıfatlar üstüydü sanki. …

Okumaya Devam Et

25.11.2019

Soğuk bir makinede çarpıyordu. Yaşamaya çalışıyordu ama ne bir şey pompalayabiliyordu ne de ısınabiliyordu. Zaten eğer sıcak kanı pompalayabilseydi ısınabilecekti. İşini yapamadığı için üşüyordu. Ne oluyordu? En son yaşadıklarını hatırlamaya çalıştı. Bir çocuğun isteği üzerine bir yere gitmişti. Çocuğu tanımıyordu; ama sokakta yaşayan bir çocuk olmalıydı. Üstü başı perişandı ve kokuyordu çünkü. Çocuk ona “Bir kediyi kurtarmak ister misin?” diye sormuştu. O da tabii ki onaylamıştı. Neden istemesindi ki? Bunun üzerine çocuk onu önüne katmış ve kendisinin aksine tertemiz bir yere götürmüştü. Onu derken; bir parçası olduğu kadını… Ameliyathane gibi bir yerdi burası. Çocuktan başka kimse yoktu. Ve masada yatan …

Okumaya Devam Et

17.09.2019

Gördüğüm bir rüyanın hayatımı değiştireceğine asla inanmazdım. O gün kalktığımda da bunu düşünmemiştim bile. Sadece ne kadar gerçekçi bir rüya gördüğümü düşünmüştüm. Kendimce yorumlamaya da çalıştım; ama sıra dışı değildi bu benim için. İlk tuhaflık, gün içerisinde bana rüyamı hatırlatan ilk şey, öğle yemeğinde istavrit kızartma olmasıydı. Tesadüftü, bir tesadüften başka ne olabilirdi ki… Rüyamda istavrit görebilirdim pekala. O istavritler canlıydı ve denizde yüzüyorlardı. Ortalarında başka, farklı, önemli bir balığı koruyorlardı. Bunun için avlanmayı göze alıyorlardı. Genelde kolay avlanan bir balıktı istavrit; ama bu kez kendilerini feda ediyorlardı. Yani rüyamda öyle görmüştüm. Hem de bir tek balık için. Bir tek …

Okumaya Devam Et

04.07.2019

“Uçurumun dibinde yepyeni bir dünya var,” diyorlardı. Yıllardır herkes böyle der, iştahımı kamçılardı. Öbür dünyadan bahsetmiyorlardı hem de. Bu dünyadan umudumun kalmadığı zamanı beklerdim. Hatta kollardım… Umutsuzluk için bahaneler yaratmaya çalışırdım. Olmazdı… Her an kurtarılması gereken ya da ne bileyim, işgal edilmesi gereken bir yer çıkardı. Paralı askerdim ben. Savaşırdım, neden savaştığımı önemsemeden. Böyle olunca umut da önemini yitirir, elimde canım ve param, ortalıkta olabilecek her silahı kullanarak savaşırdım. Benim için de buydu önemli olan şey, silahlar… Her silahla öldürmek, her birini öldürebilecek kadar iyi kullanmak isterdim. Bu benim tutkum, kullanmadığım silahın olma ihtimali de umudumdu. Gürz, mızrak, kılıç, top, …

Okumaya Devam Et

29.06.2019

Bir tuhafiye dükkanım vardı; ama öyle bildik tuhafiyelerde olduğu gibi kumaş, düğme falan satmazdım. Bana tuhaf gelen her şeyi elde edip dükkanımda bulundurur, isteyen olursa da o an aklımdan geçen bir fiyat söylerdim. Eğer anlaşırsak satardım. Anlaşırsak… Bu dükkanı sadece iş olsun diye açık tutardım. Sevdiğim bir işi yapmanın saadeti için. Yaşamak için para kazanmaya gerek olmayacak kadar paralıydım ben. Özgürlük bana zimmetliydi sanki, öyle hissederdim. Oysa bir gün dükkanıma gelen bir adam tarafından hayatımın değiştirileceğini bilmiyordum. Hayatımın değiştirilmesinde hiçbir söz hakkımın olmayacağını, özgürlüğümün arkasından öylece bakacağımı… Zayıf bir adamdı. Dükkanıma bir kadın çorabı almaya gelmişti. Eh, birçok insan gibi …

Okumaya Devam Et

23.06.2019

Kulağımın arkasında tuhaf bir yara çıkmıştı. Çıktığı yere rağmen, başkaları tarafından kolayca görünecek kadar büyüktü. Sanki bir fişin takılabilmesi için yapılmıştı bu yara. İki kırmızı deliği vardı ve devamlı, ince ince kanıyordu. Bir yoksunluk muydu bu kanamanın sebebi acaba? öyle hissediyordum. Sanki olması gereken bir şey yoktu kulağımda. Kabuk bağlamak da bilmiyordu bu yara. Böyle böyle tam üç ay geçirmiştim. Dördüncü ayın başında, sabah yastığımın yanında teflon bir fişle uyandım uykumdan. Evde tek başına yaşıyordum. Kapı ve pencereler sıkı sıkı kilitliydi. Bu fişin nereden geldiğini bilmemenin verdiği can sıkıntısı, içinde gıcıklık barındıran bir durumdu çünkü kulağımın arkasındaki yarayla bağlantılı olduğunu …

Okumaya Devam Et

21.05.2019

Uykumun yarıda kesilmesi, hayatımda alışıldık bir durumdu. Hep aynı şeydi bunun müsebbibi. Bir kuş… Hayalet gibi flu ama güçlü bir çığlık atan, benden başka kimsenin görüp duyamadığı bir kuş… Onlarca kuşbilimciye resmini çizsem de hiçbirisinin bilemediği, fotoğrafını bir türlü çekemediğim bir hayvan… Bir kafede garson olarak çalışırken; on beş yaşlarımda görüp duymuştum onu. Uykum gelmişti ve kimse de uğramıyordu kafeye. Biraz gözlerimi dinlendirmemem için geçerli hiçbir sebebim yoktu; ama kuş ötmüş, ötmüştü. O andan sonra yaşamak zor bir zanaat oluvermişti. Aslında uyumak… Peki kuş benden ne istiyor olabilirdi? Ben kendimden ne istiyor olabilirdim?

Okumaya Devam Et

20.05.2019

Kahkaha atmayı unutmuştu. Onu güldürdüğünde istem dışı çalışan bir refleksin yapabileceği bir şeymiş gibi kopmuştu diyaframından. Kahkaha atmayı, en azından gülmeyi alışkanlık edinen insanların kendilerine has melodisi bu attığı kahkahada mevcut değildi. Aniden taşan bir süt kadar istenmedik; sütün ocakta yanıp karamelize olduğunda çıkardığı koku kadar çekiciydi. Sütü temizlemek gerekmesine rağmen rahatsız olmazdınız;çünkü çok güzel bir kokusu vardı yanmış sütün. Dahası, kahkaha attıktan sonra temizlenmesi gereken temizlenmek bilmez bir leke çıkmıyordu ortaya. İşte o an kalbimin oyuğundaki sibobu hafifçe ağzına alıp kendi diyaframındaki nefesle şişirmişti. Kahkahasının ani nefesiyle… Bir yuvarlak kadar aerodinamik olmasa da; istediğini yapabileceği kadar işlevsel bir tür …

Okumaya Devam Et